12 Aralık, 2018

Ben Geçerken Sahilden

Neyi tanımladıysam, aynı tanımın içinde döndüm durdum, sıkıldım, daraldım, bunaldım, patladım, bölündüm.

Neyi ayıpladıysam, ne’den sakındıysam, kendimi bir başka şekliyle o durumun içinde buldum.

Neye bayılıp süresini uzatmaya çalıştıysam, tam zıttının süresini daha çok uzattım.

Ne için çabaladıysam ondan o kadar uzakta buldum kendimi.

Öyle bir tanımlamayı öğrendim ki sonra, çizgilerini ‘ben’den başka bilen yok, hatta bir an sonra aynısını sorduğunda ben bile bilmiyorum.
Anlaşılan değişirken anlayan aynı kalırsa, anlattıklarında ışıklar arama.
Anlamları kalıplara sığdırma.

Ben'den banaAyıplamamayı öğrenmek en kolayıydı.
Ortada olmayan bir olasılık veya gerçek dışı bir belirlilik sebebiyle yani yalnızca sakınma sebebimin adına hürmeten geri durup sakındıkça ise nefesler hücrelere ulaşamadan kaybolup gidiyordu.
İçimde dolmak bilmeyen boşluk daimiyetinde.

Sakınmak, içinden geçtiğim bir döngüyü tanıyıp da girdabına yeniden girmemeyi seçmekse, adı yine sakınmak.
Bu defa kendiliğimle ve sessizce.
Bütün hücrelerimi saran bir gülümseme ile, şefkat ile.
İçimde pamuklara sarılı bir güzel hal ile…

Ne zaman ki bayıldıklarımı kendimden bildim ne sahiplenmeme gerek olduğunu ne de zaten bu bayılışı kaybetmekten korkmama gerek olduğunu anladım.
Zira bayıldığım da bana bayılmayacak olsa, bayılamazdım.
Aynı, tahammülümü zorlayanın tahammülünü zorlayacak oluşum gibi, kendiliğimde.
Üstelik tepkiler çeşit çeşit ve yüklediğimiz manalar sebebiyle içsel tahammül düzeylerimiz, tanımlarımız kadar katıyken.
Tepkinin kaynağını bilsek de çözümün herkesin kendinde barındığını idrak edemediğimizde…

Bir insan bir şeyi bütün saflığıyla istediğinde yapıvereceği durumun beliriverdiğini yani zaten neyi kalpten istiyorsak gerçekleştiğini fark ettiğimde, varlıklarından haberdar dahi olmadığımız gerçeklerin, niyetimizle emeklerimiz arasındaki duvarlar olduğunu anladım.

Bu durumda çabalamak, asıl niyete yönelik emek vermek manası taşımıyor, tam tersine göremediğimiz gerçeklere kafa tutmak, eminliğe düşen bir gölge, bir yoldan çıkma oluyordu.

Yani çabalarım önüme; aktarılmış, öğrenilmiş, edinilmiş inanç, düşünce, duygu ve davranış kalıplarımın tezahürlerini çıkartıyordu.
Ben onları kendimde görebileyim, nereden geldiklerini anlayabileyim ve üzerime yük edinmekten kurtulabileyim diye.

Niyetimizin doğduğu yerimizle irtibatımızdan daha itibarlı neyimiz var ki bizim…

Ben'den bana

Şimdi seni sevmeyi nasıl tanımlayabilirim söyle.
Bir sakınma görsem ayıplayabilir miyim.
Süresi uzamış zıtlıklardan veya aynılıklardan kimi sorumlu tutabilirim.
Zamansız mekansızlıkta sakladığım bir bakışa kıyıp da, göz göre göre beklenti uçurumuna düşürüverebilir miyim.
Görmüşken görmemezlikten gelebilir miyim.
An’ın bana tam şu anki zaman aralığında getirdiğinin, bir zamanlarki benden an’a bir niyet olduğu apaçıkken içimde, ellerimi gölgelere uzatabilir miyim.
Sanki uzatsam, gerçek dışı gölgelere içime sinen şekilde dokunabilir miyim…

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir