Değişim Kabul Etmekle Başlar

Bir çoğumuz, bize verilen rollerle öylesine özdeşleşmişiz ki, değil kendimizi kabul etmek kendimizle yüzleşmeye bile cesaretimiz yok.  İşte tam da bu yüzden, bir problem yaşadığımızda sorumluluğu daima bir başkasına yükleriz. O kişiyi suçlu, kendimizi de kurban ilan ederiz. Bu kolay yolu seçerek, kendimizi bir kısır döngünün içine hapsettiğimizin farkında bile olmayız. Ta ki defalarca benzer olayları, benzer kişileri hayatımıza çekene ve canımıza tak edene kadar. Yeter artık dediğimiz noktada bir uyanış başlar. Suçladığımız kişinin, yüzleşmekten korktuğumuz kendimizden başkası olmadığını fark ederiz.  Artık kaçabileceğimiz bir yer yoktur. Kendimizle başbaşayızdır. Bu kabulle birlikte değişim kaçınılmazdır. Böylece ilk adımı atmış oluruz.

Değişim Kabul Etmekle Başlar

Ardından bir arınma süreci başlar. Bu süreç biraz zorlayıcı ve yorucudur. Bu yüzden çoğu kişi bu süreci görmezden gelerek hızlıca bir sonra ki adıma geçmeye çalışır. Geçer geçmesine ama daha fazla zarar görerek, başladığı yere geri döner. Bir bina getirelim gözümüzün önüne, temeli eskimiş ve hasar görmüş olsun. Şimdi de bu durumu umursamayarak üzerine kat çıkmaya çalıştığımızı düşünelim. Bunu yaparken en kaliteli malzemeleri kullanıyor ve en iyi ustalarla çalışıyoruz. Sizce bu sonucu değiştirir mi? Tabi ki hayır. Yıkım kaçınılmazdır.

Bizim temelimizde de biriktirdiğimiz kırgınlıklarımız, ifade edilmemiş öfkelerimiz, zanlarımız, korkularımız, kaygılarımız ve daha niceleri var. Bunları görmezden gelerek ilerlemeye çalışmak mevcut duygularımızı daha da bastırmamıza neden olur. Bütün bu birikmişlikler, gün gelir hiç ummadığımız bir anda patlayarak açığa çıkar. Bazen bu ani patlama yüzünden çok ağır bedeller ödemek durumunda bile kalabiliriz.

Biriktirdiğimiz onca yükü, sihirli bir değnek değmişçesine bir anda fark edip sırtımızdan atmamız pek mümkün olmayacaktır fakat yeterince emek verdiğimizde birçoğunu fark edip düzeltebilme şansımız olacaktır. Bu da yaşam koşullarımızın iyileşmesine olanak sağlayacaktır.

Düzenli olarak şu an ki hislerimize ve düşüncelerimize odaklandığımızda, bunu bir alışkanlık haline getirdiğimizde, onları fark etmeyi ve tanımlamayı öğrenebiliriz. Gün içerisinde aklımıza geldikçe “Ne hissediyorum ne düşünüyorum” sorularını sorabiliriz mesela kendimize. Basit ama oldukça etkili bir yöntemdir.  Böylece, geçmiş ya da gelecekte dolaşan zihnimizi oradan çıkarıp, aslında var olan tek ana yani şu ana getirmiş oluruz. Bu da kontrolü ele geçirmek demektir. İlerleyen zamanlarda da fark ettiğimiz her bir duygu ve düşüncenin bize ne anlatmaya çalıştığını daha rahat ve hızlı bir şekilde kavrayarak çözüm üretebilir hale geliriz.

Tabi bu yöntemi uygularken dikkat etmemiz gereken çok önemli bir detay var. Gözlemi yaparken, içine yorum katmadığımızdan ve kendimizi yargılamadığımızdan emin olmalıyız. Örnek vermek gerekirse, iyi şeyler hissettiğimizde ve düşündüğümüzde bunu kolaylıkla kabul edebiliyoruz fakat olumsuz bir şey hissettiğimizde öfkelenmek gibi mesela, bunu kendimize itiraf etmekte zorlanıyoruz.  Çünkü bu durumu kendimize yakıştıramıyor, içten içe suçluluk duyuyoruz.  Biz iyi bir bireyiz, hissettiğimiz şey ise kötü dolayısıyla bize ait olamaz yanılgısına kapılıyoruz ve görmezden gelmeyi tercih ediyoruz.  Amacı insana hizmet etmek olan bir duygunun, ait olmaya ve iyi ya da kötü olmaya çalışma gibi dertleri yoktur. O sadece görevini yapar ve biz izin verdiğimizde gider.  Onu yok sayarak gitmesine izin vermeyen, kendimize yük edinen bizleriz.

Duygu ve düşüncelerimiz bizim rehberlerimizdir ve hiç birisi kalıcı değildir. Bize nerede olduğumuzu gösterip bulunduğumuz yer hakkında bilgi verirler.  İşi biten gider ve yenileri gelir.  Dolayısıyla ne bir anlık öfkemiz bizim kötü birisi olduğumuzun, ne de bir anlık sevgimiz bizim iyi birisi olduğumuzun göstergesidir. Aslında önemli olan iyi ya da kötü olmakta değil, ki bunlar göreceli kavramlardır, istikrarlı bir şekilde kendi merkezimizde kalmayı başarabilmektir.

Dünyanın, sevilme ve onaylanma ihtiyacı uğruna kendisini hiçe sayan sözde iyi, gerçekte mutsuz insanlara değil; kendisini ve başkalarını yargılamadan her haliyle olduğu gibi kabul eden, seven ve gelişimi için emek harcayan dengeli insanlara ihtiyacı var. İşte ancak o zaman dünya daha yaşanası bir yer haline gelecektir. Değiş ki, değiştirebilesin…

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir