Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

En hüzünlü şefkat

İnsanın bu dünyada taşıyabileceği en ağır yüklerden biri, bir başkasının kalbindeki “özlenen” olmaktır. Normalde ruhu beslemesi, kanatlandırması gereken bu duygu; bazen iki duvar arasına sıkışıp kalmış bir çığlığa dönüşür. Karşınızda duran ve size doğru çekilen o kalbe, kendi sınırlarınızı korumak adına set çekmek zorunda kalırsınız.

İşte o an, gitmekten çok daha zor bir eylem başlar: Vazgeçirmek.

Birinden vazgeçmek aktif bir karardır; bavulunuzu toplar, arkanızı döner ve yürürsünüz. Acısı içinize akar ama faili de mağduru da sizsinizdir. Oysa birini kendinizden vazgeçmek zorunda bırakmak, iki ucu keskin bir bıçağı çıplak elle tutmaya benzer.

Karşı tarafın gözündeki o kırgınlığı, canının yanışını izlemek ve bu acının müsebbibi rolünü üstlenmek… Sırf kendi gerçeğinize, kendi ruhsal bütünlüğünüze sadık kalabilmek adına sevginin en hüzünlü maskesini takarsınız. Uzaklık….

“Bazen bir insanı kurtarmanın tek yolu, onun size çarparak durmasını sağlamaktır. O çarpmanın çıkardığı ses, sizin de içinizi paramparça eder.”

Bize çocukluğumuzdan beri sevginin her şeyi iyileştiren, birleştiren ve her koşulda kutsal olan bir duygu olduğu anlatıldı. Oysa hayatın o gri alanlarında, o arafta kalma anlarında fark ederiz ki:

Bencilce bir özlem, sevgiden ziyade bir tutunma arzusudur. Karşı tarafın sınırlarını yok sayarak duyulan her hasret, aslında kendi içindeki boşluğu kapama telaşıdır.

Gerçek sevgi, bazen sessizce çekilebilmeyi ve diğerinin huzuru için o boşluğu kabullenmeyi gerektirir.
Eğer birini kendinizden vazgeçirmek için onun canını yakmak zorunda kalıyorsanız, bu sizin acımasızlığınızdan değil; onun durmayı bilmeyen sınır ihlallerine karşı ruhunuzun can havliyle kendini koruma refleksindendir. Bu acı verici süreç, aslında sevginin en dürüst, en çıplak halidir. Karşı tarafa boş umutlar vermeyerek, onu kendi illüzyonunda hapsetmeyerek ödediğiniz o ağır bedel, aslında her iki ruhun da özgürleşmesi için atılan ilk adımdır.

Birini vazgeçirmek, kendinize ait o kutsal alanı yeniden inşa etme çabasıdır. Kendi sesinizi duyamayacak kadar gürültülü olan o özlemlerden sıyrılıp, kendi sessizliğinize çekilme ihtiyacıdır.

Evet, can yakıcıdır. Evet, geride buruk bir tat ve bolca soru işareti bırakır. Ancak bu sancı, aynı zamanda sınırlarınızın netleştiğinin, kendi hayatınızın direksiyonuna nihayet geçtiğinizin de en somut kanıtıdır.
Bazen en büyük şefkat, sımsıkı sarılmak değil; her iki tarafın da kendi uçurumundan aşağı düşmesini engellemek için o elleri kararlılıkla bırakabilmektir.

Özlem Özcan

Yazar

Exit mobile version