fbpx

22 Ağustos, 2019

Hayaletler: Bütüncül Bir Değerlendirme

Yazının tüm hakları tarafımıza aittir. İzinsiz kullanılamaz ve yazar ismi kullanılmadan kopyalanamaz ve paylaşılamaz.

 

Gerek web sitemden gerek sosyal medya aracılığıyla bana en çok sorulan sorulardan biri hayaletlerle ilgili olanlar oluyor. İnsanların çoğu hayalet gördüğünü ya da saldırısına uğradığını iddia ediyorlar. Aslında burada hayalet tanımını iyi yapmak gerekiyor, çünkü hayalet terimi çoğunlukla ölen birinin ruhunu tanımlamak için kullanılır. Bunun haricinde; poltergeist, demon, cin, peri vb… ruhsal varlıklardan da söz edilmekte. Ama hayalet aslında daha dünyevi ve dünya deneyimi olan kişilerin ya da hayvanların ruhu olarak ifade edilir.  Hayalet inancı, antik çağlardan günümüze kadar gelmiş bir inançtır. Mesela; M.S. 1. yüzyılda antik Roma dönemi yazarı, avukatı ve devlet adamı Plinius Caecilius Secundus, mektuplarında neredeyse ilk hayalet hikâyesi denilecek bir hikâyeyi kaleme almıştır. Plinius, mektuplarında uzun sakallı, ayaklarında çıngırdayan zincirleri olan yaşlı bir adamın evine musallat olduğunu söylemiştir. Bu olaydan yüzyıllar sonra M.S. 856 yılında ise; Almanya’da bir çiftlik evine dadanan Poltergeist (Almanca bir sözcük olup, “belalı bir ruhun gürültüsü” anlamına gelir. Misal; bilinmez gürültüler, kendi kendine hareket eden cisimler, aniden ortaya olan yangınlar, erozyonlar, seller ve insan bedeninde kendi halinde ortaya çıkan çizikler…) rapor edilmiştir.

Hayalet kelimesi internette en çok aranan kelimelerden biridir ve aynı zamanda çok fazla da spekülasyona maruz kalan bir terimdir. Eğer hayaletlere inanıyorsanız; yalnız değilsiniz. Dünyanın dört bir yanındaki insanlar ölümden sonra ruhların başka bir âlemde yaşadıklarına, hatta zaman zaman kendileriyle temas kurduklarına inanırlar.  Aslında baktığımızda bu inanç, birçok insana psikolojik anlamda rahatlık verir. Kim ölen aile üyesinin kendisini izlediğine ve desteklediğine inanmak istemez ki? Öte yandan baktığımızda derin bir boşluktan başka bir şey hissedemeyiz. Araştırmalara göre Amerikalıların %43’ü hayaletlere inanmakta. Bu oran İngiltere’de %52’ye çıkmakta. Tayvan’da ise bu oran %90’a dayanmaktadır. Hatta öyle ki, bu durum turizm haline getirilmiş durumda. Özellikle İngiltere’de ve Amerika’da hayaletli olduğu iddia edilen evler ve şatolar ziyaretçi akınına uğramaktadır. Mesela; İngiltere’deki Norfolk Evi diye bilinen evde kocası kral VIII. Henry tarafından öldürülen kraliçe Anne Boleyn’in başsız hayaletinin gezdiğine inanılmaktadır. Hatta bununla ilgili görgü tanıklarının da anlatımlarına rastlayabilirsiniz.

HayaletlerYazılı basında da yer bulan bir diğer hayalet görüm iddiası ise; San Francisco Alcatraz adasındaki tarihi hapishaneyi ziyaret eden İngiliz bir turist olan Sheila Sillery-Walsh’den gelmiştir. Sheila, boş hapishane hücresinin çerçevesinde bir kadının bulanık siyah beyaz siluetini çektiğini iddia etmiştir. Görüntüleri de medyayla paylaşmıştır.

hayaletHayaletlerİnsanlar, uzun süredir ruhlarla iletişim kurduklarını iddia etmişlerdir. Özellikle Kraliçe Viktorya döneminde ruh çağırma, cadı tahtası ve medyumluk modaydı. Sosyeteden hanımlar toplanır; çay keyfinin ardından ruh çağırma seansları düzenlerlerdi. Mesela; yine aynı dönemde hayalet saldırıları ya da görümleri olduğu iddiaları da çok yaygındı.  “Buckinghamshire Başsız Hayaleti” buna verilebilecek en iyi örnektir. 1898 Ocak ayında ve takip eden günlerde, başsız bir kadının hayaletinin Buckingham’ın dışında daha izole bir kavşakta görülüyormuş ve bu sebeple de adına “Buckinghamshire’ın Başsız Hayaleti” denmiş. Yandaki resimde görgü tanıkları tarafından polise rapor edilen olayın illüstrasyon çizimini görebilirsiniz.

HayaletlerBir diğer Viktorya dönemi hayalet hikâyesi de “Plumstead Öğrencilerinin Hayaletle Savaşları” adlı hikâyedir. Woolwich yakınlarındaki Plumstead’de gerçekleşen olaya göre (Greenwich Kraliyet Kasabası içinde yer alan güneydoğu Londra bölgesidir, Woolwich’in doğusunda yer almaktadır.) bir hafta boyunca beyazlara bürünmüş bir hayalet, özellikle okullara ve Aziz James Kilisesi’ne dadanmıştır. Öğrenciler ise; hayaleti gördüklerinde ona taş atmışlardır. Polis daha sonra taş atanları tutuklamıştır. Çünkü hayalet taşlama vasıtasıyla attıkları taşlar çevreye zarar vermiştir. Yandaki resimde görgü tanıkları tarafından polise rapor edilen olayın illüstrasyon çizimini görebilirsiniz.

Buna benzer hayalet öyküleri hemen hemen her kültürde kendine yer bulmakta. Mesela; Çin, Malezya, Singapur, Vietnam ve Tayland’da, her yıl ay takviminin yedinci ayında (bu yıl ağustos ayında düşüyor), hayaletlerin geçici olarak alt âlemden serbest bırakıldığına inanılan “Aç Hayaletler Festivali” adlı bir festival yapılmaktadır. Burada hayaletlerin tek bir amacı vardır: Yaşamı ziyaret etmek. Tayvan’da, bazı insanlar festival boyunca dolaşan hayaletlerin kazalara neden olabileceğine inanıyor ve bu süre zarfında riskli davranışlardan kaçınıyorlar. Araştırmalara göre özellikle bu dönemde kazalar çok daha azalıyor.

Hayaletler Geleneklerin çoğunda olduğu gibi Tayvan’da da hayaletler ya “dost” ya da “düşman” olarak görülür. Dost canlısı hayaletler genellikle atalara aittir ve hayalet festivali sırasında eve kabul edilirler. Düşman olan öfkeli ya da ‘aç’ hayaletler yaşayanlara musallat olurlar. Bu sebeple festival sırasında herkes evinin önüne yemek bırakır. Aslında kazaların azalması açısından bakarsak, bu inanç bir işe yaramış gibi gözüküyor.

Gotik Edebiyat, Spiritüalizm ve Victorya Dönemi

Yukarıda verdiğim örneklerden ikisi Victorya dönemine ait hayalet hikâyeleriydi. Aslında bu alana ilginin de bu dönemde arttığını söylemek hiç de yanlış olmaz. Özellikle Gotik edebiyat denilen türün çıkışı bu inancın gelişmesinde büyük bir rol oynamıştır.

Gotik edebiyatı 18. yüzyılın ortalarında, Horatio Walpole’un “Otranto Şatosu” ile başladı. Ancak, bu tür asıl çıkışını 19. yüzyılın çoğunu kapsayan Viktorya döneminde yapacaktı. Bazıları, türün popülaritesindeki ani yükselişi, yazarların ve sanatçıların çıkarlarına bağlarken; bazıları ise bu türün popüler olmasını sağlayan asıl faktörün o dönemin toplumsal yapısı olduğunu söylüyordu. Gotik edebiyatın en yaygın iki teması: doğaüstücülük ve deliliktir. Gotik bir romanda hayaletlerin, gizemli görünümlerin ve açıklanamayan olayların görülme sıklığı belirgindir. Hatta vampir ve kurt adam efsaneleri de bu edebiyat türünde kendilerine fazlaca yer bulmuşlardır. Mesela; Bram Stoker’ın Dracula’sı bunlardan en ünlü olanıdır. Aslında bakıldığında edebiyatta ortaya çıkan temalar, yazarın içinde bulunduğu zaman ve toplumla da alakalıdır. Bu yüzden bu tarz bir edebiyat türünün Viktorya döneminde popülerleşmesi tesadüf değildir. Zira bu dönemde toplumun değişimi daha radikal hale gelmiş, özellikle kadının konumunun belirginleşmeye ve değişmeye başladığı dönemlerden biri olmuştur. Mesela; şu anda “New Age” akımı ile tekrardan yükselişe geçen spiritüalizm, Viktorya döneminde ünlenmeye başlamıştır. Bu dönemde klasik spiritüalizmin kurucusu Fransız yazar Allan Kardec ortaya çıkmıştır. Öyle ki spiritüalistlerin kutsal kitabı sayılan “Medyomların Kitabı”, “Ruhçuluk Nedir?”, “Ruhların Kitabı” adlı eserleri dünya çapında ilgi uyandırmış ve sevilmiştir. 1861’de, Barselona Piskoposu tarafından çıkarılan “Kitapların Yakılması Emri” bile, bu sevgiyi önleyememiştir. Spiritüalizme ilginin artması nedeniyle, yukarıda da bahsettiğim gibi ruh çağırma seanslarını da popüler hale getirmiştir. Bununla birlikte, bu dönemdeki öte âleme duyulan merak, insanın kendi psikolojik dünyasına ve aklına olan merakını da tetiklemiştir.  Örneğin; Viktorya döneminin sonlarında, Karl Robert Eduard von Hartmann’ın “Bilinçdışı Felsefesi” gibi psikolojik teorilerin ortaya çıkışı, Sigmund Freud’un psikanaliz icadı gibi modern psikolojinin doğusunu sağlayacak ideolojilerin geliştirilmesinin temellerini atmıştır.

arthur-conan-doyleViktorya dönemi için doğaüstü olana duyulan hayranlık şüphe götürmez bir gerçekti. Yatmadan önce hayalet hikâyeleri anlatmak onlar için korkutucu değildi. Doğaüstü olan sadece sosyal yaşamla da sınırlı değildi. Edebiyat, sanat ve bilimi de işgal etmişti. Tipik hayalet hikâyesi, amacı ve icrası basit görünebilirken; Viktorya dönemi hayalet hikâyesi, aslında toplumsal olarak bakıldığında iki ayrı seviyede görülür: Eğlence ve kültürel. Kültürel yorumda toplumsal durum ve sınıf çatışmaları etkilidir. Korku ise kaynağını iki unsurdan alır. Mantıksız açıklanamayan doğaüstü güçler yüzeysel kısmıdır. Ama asıl altında yatan sebep kişisel düzeydedir. Mesela; o dönemdeki kadının sosyolojik durumunu anlatmak için hayalet hikâyesini kullanan Mary Elizabeth Braddon’ın “Mübaşir Ralp ve Diğer Hikâyeler” eserini buna verilebilecek en güzel örneklerdendir. Aynı şekilde Sherlock Holmes’ün yaratıcısı ünlü yazar Arthur Conan Doyle da spiritüalizme merak duymuş; İngiliz Psişik Olayları Araştırma Topluluğu’na katılmış ve paranormal olayları incelemeye başlamıştır.  Aslında Doyle, Sherlock Holmes gibi aşırı materyalist bir karakter ile kendini hiç bağdaştıramamış ve bir ara Holmes’ü öldürmek istemiştir. Fakat tepkiler gelince bundan vazgeçmiştir.  Doyle, 1917 yılında spiritüalizm konusuna seminer vermeye başlamış ve ruh çağırma seanslarına katılmıştır. Böylece Doyle, spiritüalist hareketin lideri konumuna yükselmiştir.

Sonuç olarak; bu dönemdeki doğaüstü olana olan ilgi birçok teori ile açıklanmaya çalışılmıştır. Bazı kaynaklara göre spiritüalizmin ve bilimin doğaya duyulan merakla başladığı ve aslında birbirlerini etkiledikleridir. Mesela; Astroloji bilimin ilk yıllarında astronomiden daha az bilimsel değildi. Ancak özellikle 19. yüzyılın katı pozitivizmi ve aydınlanmacı geleneği ile birlikte bu muğlak ayrım tamamen metafiziksel öğelerin bilim dışı ilan edilmesiyle son bulmuştur. Çünkü aydınlanmacılar bu gibi sezgisel, doğaüstü bilginin bilim dışı ve kesinlik arz etmeyen bilgi olduğunu söylüyorlardı. Şu anda ise tekrardan spiritüalizm, ruhaniyet boyunun yükseldiğini görüyoruz ama bu sefer bilim tarafından katı reddediciliğin daha yumuşadığını da fark ediyoruz.

Hayalet inancı ve bilim

2011’de yayınlanan bir çalışmada, üniversite anketine katılan lisans öğrencilerinin % 28,5’i paranormal bir deneyim yaşadığını bildirmiştir. 2006’daki Reader’ın yaptığı Digest anketinde, katılım sağlayan kadınların yüzde % 21’i ve erkeklerin ise % 16’sı yaşamlarının bir döneminde hayalet gördüklerini söylemişlerdir. Ancak, hayaletlere zaten inanıyorsanız veya bir yerin perili olduğu sizin tarafınızdan güvenilir bir kaynak olarak kabul edilen kişi/kurum tarafından söyleniyorsa; olayları paranormal olarak yorumlamanız da mümkün. Bununla ilgili 2002’de yapılan bir çalışmada; hayaletlere inananların, sıra dışı olayları yaşama ve rapor etme ihtimallerinin daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. ABD’de ve İngiltere’de; “Hayalet Avcıları”,  “Hayalet Maceraları” ve “Lanetli” gibi hayalet avı gösterisinin bol olduğu TV şovları yayınlanmış ve çalışmaların çoğu bu programları izleyenlerin bu tarz olayları daha fazla deneyimlediğini kanıtlamıştır. Belki siz de denk gelmişsinizdir. Çünkü Türkçe’ye de çevrilip, bazıları yayınlanmıştı. Bu araştırmaların sonucuna baktığımızda izlediğimiz, dinlediğimiz şeyler ve tabi ki düşüncelerimiz de aslında bu inancımızın şekillenmesinde rol oynayabilirler. Londra Üniversitesi Anomali Psikolojisi Araştırma Birimi başkanı Christopher French, insanların mantıksal olarak açıklayamadıkları şeyleri gördükleri ya da duydukları zaman, bunun paranormal bir şey olması gerektiği ile ilgili varsayıma daha yatkın olduklarını ifade etmiştir. French’e göre, halüsinasyonlar halk arasında çoğu insanın düşündüğünden daha yaygın ve bazen yanlış şekilde hayalet olarak yorumlanmaktadır.  French aynı zamanda “Hayaletlere inanmanın motive edici bir tarafı var,” diyor ve ekliyor: “Hepimiz, ölümden sonra hayata inanmak istiyoruz. Ölüm düşüncesi, genellikle bizi rahatsız eden bir şey.”

Bir başka araştırma ise uyku felci ve görümleri üzerine oluyor. Uyku felci yaşayan kişilerin yaklaşık %30 ile %40’ının yaşamlarında en az bir kez uyku felci geçirdiğini, katılımcıların yaklaşık %5’inin canavar figürlerini gördüğünü, bazı sesler duyduğunu ve nefes almakta zorlandıklarını ifade etmişlerdir. Hong Kong’ta uyku felci üzerine öğrencilerle yapılan bir çalışma, uyku felcinin % 37’si tarafından “hayalet baskı” olarak adlandırıldığını gösterdi. Tayland’da da uyku felci terimi “phi-um” “hayalet kaplı” anlamına geliyor.

Believing Brain’in yazarı Michael Shermer, bazı ilişkileri – var olmasalar bile – görmemiz gerektiğini, çünkü bunu yapmanın evrimsel olarak bizlere avantaj sağladığını ve insanların bu gibi durumları kasıtlı olarak görme eğiliminde olduklarını ifade ediyor.  Skeptical Inquirer dergisinin editör yardımcısı Benjamin Radford, “Bilimsel Paranormal İnceleme: Açıklanamayan Gizemler Nasıl Çözülür” adlı çalışmasında hayalet inancının güçlü olmasının altında dinlerin öbür dünyayla olan ilişkilerinin olabileceğini söylüyor. Hatta dinlerin paranormal inancın üzerindeki etkisini 2014 yılında Hollandalı araştırmacılar bir deneyle inceliyorlar. Dindar ve herhangi bir dine bağlı olmayan katılımcılarla yaptıkları deneyde, şeytan ve ruh ile ilgili bilgiler sunulduktan sonra bunların doğaüstü bir sonucu olup olmadığına bakmak için testler yapıyorlar ve deneyin dindar olan insanlar üzerinde çok daha fazla etkileri olduğunu bulguluyorlar.

Kısacası hayalet inancı hala muğlak bir kavram olarak literatürde yer almakla birlikte spiritüalizm ve parapsikoloji hayaletlerin var olduğunu söylemekte. Biz bu noktada yüzde yüz hayalet var ya da yok diyemeyiz. Fakat insanların sosyal, bilişsel ve ruhsal anlamda etkilendiklerinde bazen bu tarz enerjetik ilişkileri yaratabildikleri de bir gerçek. Şimdi ise hayaletlere enerjetik anlamda bakalım.

Hayaletimi ben mi yaratıyorum?

Enerji Sistemi ve Hayaletler

İnsanoğlu enerjetik bir varlıktır. Yani evrendeki her şeyin enerji olduğu gibi insanın bedeni ve ruhu da birer enerjidir. Bizler enerji anlamında etkilenen ve çevremizi de etkileyen varlıklarız. Hepimizin birer enerji bedeni (aura) ve bu bedene ait enerji zihni vardır. Bunu fiziksel beden ve bilinçli zihin arasındaki bağlantı gibi düşünebilirsiniz. Nasıl ki bedenimiz acı hissettiğinde bilinçli zihnimiz bunu algılayıp, belirli tepkileri vermemizi sağlıyorsa; enerji zihnimiz de, enerjetik bilgileri alıp, enerji bedenimize iletir. Dolayısıyla; hayalet, cin, peri gibi varlıklara biraz da bu gözle bakmamız gerekir.

Bizler bir kaleme dokunurken bile onunla enerjetik bir ilişki kurarız. Hatta bazılarımızın uğurlu kalemi bile vardır. Onun uğur getireceğine olan inancımız bu enerjetik ilişkiyi ve dolayısıyla sonucu şekillendirir. Gördüğünüz gibi burada da inanç faktörü devrede. İşte bu sebeple enerjetik ilişki dediğimiz bu ilişkinin de geniş bir skalası olduğunu göz önünde bulundurmamız önemlidir. Örneğin; arabasına “kızım” diye hitap eden ve sürekli onunla ilgilenen birinin arabasıyla arasında böyle bir enerjetik bağımlı ilişki olduğunu söyleyebiliriz. Ya da; “Bedenim yorgun, ama beynim bana sürekli çalış diyor.” gibi bir söylemi yapan kişinin beyni ile kurduğu bir enerjetik bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple hayalet görümlerine de biraz bu gözle bakmak, bizi bu olay hakkına daha farklı düşünemeye sevk edebilir.

Hayaletler: Bütüncül Bir Değerlendirme

Hayalet terimin genelde ölen birinin ruhu için kullanıldığını söylemiştim. İşte bu noktada bizim enerji zihnimizin ve alanımızın durumu hayaletleri görmemizde veya şekillendirmemizde etkili olabilir. Örneğin; bir danışanım “sevgi görme ve alma” konusunda problem yaşadığını ifade etmişti. Ölen babasının da onun ziyaretine gelip onu sevdiğini, bundan da hoşlandığını fakat zaman zaman yorulduğunu söylemişti. Burada o gelen varlığın babası olup olmadığını iyice bir sorgulamak gerekebilir. Zira kendisini zaman zaman “yorulduğunu” ifade etti ve aslında onun gitmesini istedi. O halde; burada kişinin enerji bedeniyle ilgili bir sorun olduğunu hatta bunu kendisinin de yarattığını söyleyebiliriz ki, seans sonunda babası gibi gördüğü varlığın şekil değiştirip çirkin bir hale dönüştüğünü deneyimlemiştik. Bu sebeple her görülen varlık buna melekler vb… de dâhildir. İlla ki hayalet olması gerekli değildir. Bazen kişi bunu kendi enerjetik alanında da yaratır. Bir varlık-insan ilişkisi bize kişinin enerjetik alanının ve zihninin ne kadar sağlıklı olduğu konusunda da bilgi verebilir. Kanal bilgileri de buna benzerdir. Belki de kişinin gördüğü “melek ya da uzaylı” diye tarif ettiği ve kanallık ettiği varlıklar, aslında onun problemli enerjetik bedeni nedeniyle gördüğü bir şey de olabilir. Tabi bunun psikolojik rahatsızlık boyutunu da asla görmezden gelemeyiz. Ama yine temelinde enerjetik bir ihtiyaç vardır.  Çünkü insan enerji bedeninin( aura) sağlıklı enerji akışı kesildiğinde, bazı pozitif enerjilere ihtiyaç duyar ve karşılanmadığında bunu bir şekilde –kendine özgü yöntemlerle-karşılamaya çalışır. Bu sebeple çok daha dikkatli olmamız gerekir.

Sözü çok uzatmadan şuna getirmek istiyorum; hayaletlerin varlığı maalesef henüz kanıtlanmadı. Bu da; ne tamamen yok saymak, ne de tamamen kabul etmek demektir. Ama bu aynı zamanda demek değildir ki; insanlar hayaletleri uyduruyor. Asla bir insan böyle bir şeyi uydurmaz, olsa olsa enerjetik algılamasında bir problem vardır ya da duygusal bir ihtiyacını bir şekilde karşılamaya çalışıyor olabilir. Ama bu onun için gerçektir. Onun enerji alanında yaşanıyor demektir. Bu sebeple kişilerin her anlamda kontrol edilmesi, iyi dinlenmesi ve bütüncül bir tedavi yönteminin belirlenmesi gereklidir. Tabi, kişi gerçekten bu görümlerden kurtulmak istiyorsa ve onu rahatsız ediyorsa…

 

Kaynaklar:

https://www.spiritualresearchfoundation.org/spiritual-research/ghosts/

https://www.livescience.com/26697-are-ghosts-real.html

https://www.theatlantic.com/health/archive/2014/09/why-do-people-believe-in-ghosts/379072/

http://mentalfloss.com/article/70293/6-scientific-explanations-ghosts

https://www.history.com/topics/halloween/historical-ghost-stories

https://www.ancient.eu/article/892/ghosts-in-ancient-china/

https://www.parapsikoloji.net/aparisyon-nedir-cin-hayalet-melekler-ve-diger-varliklar-nasil-gorulur/

https://www.atmostfear-entertainment.com/health/psychology/victorian-ghosts-spiritualism-psychology/

http://www.worldspirituality.org/apparitions.html

https://yalansavar.org/2014/11/11/sir-arthur-conan-doyle-ve-modern-spiritualizm/

https://www.ghostsandgravestones.com/believe-in-ghosts

http://www.dunyaana.com/tr/diger-konular-tr-tr-1/559-allan-kardecin-kisa-otobyografs

 

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. yyeditor
    yyeditor

    Hayal/et’ler belki de yüreğimizin göndermediği insanlardır. Belki de sevdiklerini bırakamamış insanlardır. Her gidişatta bir eksiklik, bir boşluk olur ya belki hiç içleri dolmadan gitmeye çalışmışlar ama olmamış kalmışlar iki dünyanın orta yerinde… Ölmeyi bile öldürememişler içlerinde.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir