Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

İz Sürücü

İz Sürücü: “Kes bir ahkam, perde arkasından olsun”

Hola Öğreti Bükücüler

Biz insanlar, sıradan dünya hayatı içinde yaşarken iz sürücü olduğumuzda, bilincin boyutlarında gezinebiliriz. Bir savaşçı açısından iz sürmek hem dış dünyada olan bitenlerin hem de kendine ait algılarının izlerini okuyabilmek anlamına geliyor.

Bilinçli farkındalık içinde yaşamayı seçen kişi kendi davranışlarını, tepkilerini, tekrarlayan dramaları okumayı da bilmelidir. Bu psikolojik bir irdelemeden çok, enerjiyi dengeli ve dozunda kullanmak anlamına gelir. Çünkü gereksiz tepkiler enerji sızdırır. İz sürücü, enerjinin hangi duygusal açıklıktan kaçtığını bulur ve o deliği kapatır.

Bu dünyevi yolculuk boyunca, karşılaştığı en aşırı ve kötücül baskıları oluşturanlar Küçük Tiran olarak yorumlanabilecek türden insanlar oluyorlar; (gündelik hayatta bildiğimiz tarifiyle; Narsis kişilik bozukluğu olanlar). Ve sayıları hiç de az değil. Tarikat gibidirler, çeteleşebilirler. (Narsislerin yardakçı uçan maymunları gibi -ki bunlar en trajikomik olan grup, ufacık, mini minnacık tirana denk düşebilirler, narsisler tarafından ruhları emilmiştir, farkında değildirler. Psikolojide “kendiliksizlik” deniliyor bu türlere. Dışarıdan nasıl göründükleri o kadar önemlidir ki, içten içe çürüdüklerinin farkına varmazlar.) Bu yüzden, iz sürücü savaşçı tarafından ‘atanmış’ bir küçük tiranın her zaman izi sürülmelidir. Çünkü sinsidirler onlar. Buradaki “petty:küçük” ruh küçüklüğü güdüklüğü anlamına geliyor; yani bakış açısı dar, yüreği dar ve küçük hesaplı. Tanıyorum çünkü geçmiştim o yollardan bir ufak tiranın kırbacı altında.

İşte iz sürücülük bu açıdan stratejik olmalı ve küçük tiranın gerçekten hangi gücün maskesini taktığını analiz edebilmelidir. Söz konusu olan sıradan bir sosyal medya uçan maymun dayanışması mı? Duygusal manipülasyon çabası mı? Beslenme çantası mı? Yoksa sadece boş bir radyo paraziti mi, cızırtı mı? İz sürücü şunu bilir; küçük tiranlar çoğunlukla öz güvensizdir ve sanıldığından daha kırılgandır. İz sürücü bunu görür ama saldırıda bulunmaz. Saldırmak enerji kaybıdır. Bilmek yeterlidir. En kaba tabiriyle, “düşmanının attığı her adımı bileceksin, iyi tanıyacaksın”.

İz sürücü bazı insanların kendi ağızlarıyla neden konuşamadıklarını gözlemleyebilir. Çünkü cesaret, görünür olmayı gerektirir. Görünür olmak ise risk demektir. O yüzden dolaylı yollar seçerler. Başkalarını öne sürerler. Söz, başkasının ağzından çıkar; bu da yine dünyevi tabiriyle narsis yapının uçan maymunlarının kullanılmasıdır. Eleştiri başka bir elden gelir. Taş atılır ama el saklanır. Ama sahne ışıkları onu görünür kılar.

Örtüklük, bir strateji de zeka göstergesi falan da değildir. Bu, gölgede kalma alışkanlığı ve tabiri caizse korkaklıktır. Korku acıdan, acı korkudan beslenir. Yani maymun deyince Bonobo Kanzi sanılmasın. O maymun çok zekiydi.

İz sürücü savaşçı açısından, eleştiri de övgü ile eş değerdedir. Eleştiri olabilir. Sert olabilir. Haksız olabilir. Bunların hepsi insanidir. Ama bir başkasını maşa gibi kullanmak, sorumluluktan kaçmak söz konusu olduğunda; kendi sözünün arkasında duramayan biri, başkasının omzuna yaslanır. Böylece hem saldırır hem de “ben yapmadım” diyebilir. Manipülasyon kolaylaşır. Kendi gücüne güvenmeyen, dolaylı güç kullanır. Kendi sesi yetmeyen, yankı yaratmaya çalışır. Tipik bir “Küçük Tiran” yöntemidir. Biriktirilmiş tepkiler yığınıdır. Onlarınki bir bozuk kişilik örgütlenmesidir.

İz sürücü, perde arkasındaki hareketi görür. Oyunun içine dahil olmaz ama olurmuş gibi yapar. Kışkırtan kişiye değil, kışkırtma ve kışkırma ihtiyacına bakar. Gülümser. Mizahı nirengi noktası olarak tutar. Dünyayı mizah kurtarmaz ama mizah, dünyanın oksimoron gerçekliği karşısında kışıyı ayık tutar. Savaşçı da içinde yaşadığı dünyanın saçmalığını görüp ona ciddiyet borçlu hissetmez.

Görünürlük sorumluluk almayı gerektirir. Sorumluluk ise erk demektir. Perde arkasından konuşan ise çakma bir güç görüntüsü üretir ama erki olmadığını ispatlamış olur. Maymun, maşa, kukla vs. de komik duruma düşer. İz sürücü savaşçı açısından küçük tiran sadece pragmatik bir eğitim alanıdır ama merkez değildir.

Savaşçı kendi merkezini kaybetmediği sürece, kim ne söylerse söylesin, kim kimi öne sürerse sürsün, özü değişmez.

Birini maşa gibi kullanmak, içsel güçsüzlüğün ilanından başka bir şey değildir. Uzun lafın kısası; savaşçı, rüzgârı kovalamaz. Onu sadece bir işaret olarak okur.

Oysa savaşçı açısından her şey çok basittir.

Farkındalık der ki; okudun ettin, taklalar attın ama öyle yaşamıyorsun. Zor tabii. Vaat edileni de hak etmek gerekiyor, kusursuzca arınarak.

İz sürücünün, el kitabı kendi içsel sessizliğinde konuşur.

Ancak şunu her zaman akılda tutmak gerek. Ölüm. Bilinçli farkındalık bunu iyi biliyor. Onun için gerekiyor ölümü baş danışman olarak belirlemek.

Düşünmek gerek ne kadar absürt bir şey; yani bu hastalıklı kişisel önemlilik, kontrolcülük, ben merkezcilik, üstencilik vs, o kadar saçma ki. Öleceksin ve artık hiçbir şeyi kontrol etme şansın olmayacak. Hortlak olarak gezin dur. Senden daha aptallar da zekiler de olacak, daha yetenekliler de, beceriksizler de, daha iyi yazarlar da, daha bilgeler de… haberin bile olmayacak, cevap bile yetiştiremeyeceksin.

Tonalde, yani bu dünya gerçekliğinde biraz iz sürücü, biraz rüya görücü olabildinse huzur içinde son yolculuğa çıkarsın.

Yoksa beyhude yaşadın. Sil baştan.

O yüzden özenli ol, maymunluk yapma ki; hayatın bir açık hava sineması afişinden ibaret kalmasın. Afiş koleksiyoncularının arşivinde bir köşede rulo olarak durmasın.

Bilinçli farkındalığın olmadığı yerde insan kendi gölgesinde donarak ölür.

Aloha Hola.

 

(Bu yazı, her duruma kişisel çıkar doğrultusunda kılıf bulan öğreti bükücüleri anlattığım “Carlos Castaneda, Don Juan’ın öğretileri ve kavramsal karmaşalar” yazısının devamı niteliğindedir.)

 

Feryal Çeviköz

Yazar

Exit mobile version