Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

Kaybolmuş İnsan Çocuğu

Her birimiz bu evrendeki kayıp varlıklarız, hayat amacımızı bilmeden bizim için örüntülenen hayat oyunu içinde doğuyor, büyüyor ve ölüyoruz. Sistemin ihtiyacı olan; asker, öğrenci, çalışan, yönetici, müdür, temizlikçi, kasap, bakkal, sekreter, akademisyen, mühendis, doktor olup çıkıyoruz. Bizden istenen kimliğe bürünüyor, bir ırkın temsilcisi oluyor, bir inancı ölümüne yayıyor ve savaşıyoruz. Hakikatimiz bu mudur peki?

Dünya üzerinde birden fazla düşünce yapısına sahip olan insan olsa da bunlar temel de iki farklı davranış sergilerler; farkındalıklı ve uyanmış ile farkında olmayan ve uykuda olanlar…

Okumuş, üst mevkilere gelmiş, eğitmen, siyasetçi olmak, farkındalık kazandırmaz çoğu zaman. Hatta çok okuyup, sorgulamadan yaşamak sık sık mevcut sistemin koruyucusu ve silahşörü yapar insanı.


Nispi olarak farkındalık kazanmış ve oynanan oyunun bütününü görenler dilediği kadar gördüğü şeyi anlatsın, bilgi ile tıkanan zihinleri açması mümkün olmayacaktır. Hatta bu iki davranış modeli arasında çatışma ortaya çıkacaktır. Burada çatışmayı, farkındalık kazanan bireyler değil, sürüye dahil olan büyük kitle yaratacaktır. Çünkü içinde olduğu şeyi o kadar derinden kabullenip içselleştirir ki bu onun salt gerçekliği haline gelir ve haliyle bununla yüzleşmek yerine onu sahiplenmek daha kolay ve güvenilir gelir.

İnsanlık tarihi savaşlar ve entrikalarla dolu bir yolculuğu barındırır içinde. Bir türlü iyileşmeyen ve geçmişin acılarından ders almayan yolculuklar yüzünden binlerce yıldır bu döngü kırılamamıştır. İki şeyi önemser insan içine doğduğu kimliği (ırk, dil, ten rengi vb.) ve inancını. Her ikisi de kişinin varlığına öylesine yerleşir ki insan çocuğu onlarsız çıplak ve amaçsız kalır. Aidiyet duygusu her ne kadar insanı mutlu eden bir kavram olsa da siyasetin eline düştüğünde bu ait olma ve ait hissetme duygusu bir silah haline geliyor. Bu duygunun tatmini için büyük kavgalar, savaşlar hatta istilalar yapılageldi bugüne kadar.

İnsan çocuğu sürüye dahil olarak varlığını ve benliğini bir kenara koyar ve kendisine dayatılan öğretiler, fikirler, ideolojiler ve inançlar doğrultusunda ilerler. Sistem onu kendi döngüsü içinde alaşağı edip büyük oyunun bir parçası haline getirir. Bu insanlık için çok büyük bir handikaptır ve “birlik bilinci” denen bir kavramla süslenerek büyük topluluklara sunulur. Sürü mantığında hareket edenlere “koyun”  benzetmesi yapılır fakat insan çocuğunun yaptıklarıyla karşılaştırıldığında, bu nazik varlığa hakaret etmiş olursunuz. Çünkü koyunun varoluşu tüm insanlık için bir ödüldür fakat insan varoluşu ya da beşerin kendisi dünya için bir kabustur.

Duyguları, dürtüleri ve inandığı doğrular ile hareket eden insan çocuğu günün sonunda duygu ve sağaltılmamış bilgi birleşmesi ile aptalca bir yolculuk yapmakta ve sisteme hizmet etmektedir. Sistem kaostur ve içinde güçlü olanın egemenliği vardır. İnsan çocuğu bu gücü kontrol edemez ve güç eline geçtiği zaman çoğunlukla hata yapar ve çevresine zarar verir. Fakat gücü sistematik bir şekilde kullanan sistem kurucuları (ruhban sınıfı, sermaye sahipleri, siyasi erk vb.) planlı ve organize vaziyette tüm insanlığı kendi kontrolüne alıp ve onlara dilediğini yaptırır. Bu tüm insanlık tarihinin gerçekliğidir. Sorgulamayan, yorumlamayan, okumayan, sorumluluk almayan, korkan, pasif kalmayı seçen, itaat eden, taraf olan ve aidiyeti ödül sayan insan çocuğu gelecekte de benzer bir yolda ilerlemeye devam edecektir.   

İnsan kendisi için öngörülen hayat içinde tüketimini yapıp, tüm medya kanalarının yüklediği kurgusal yalanlar ile hayatını yapılandırmaktadır. Ve insan gelecekle ilgili hayaller kurup onun için çaba harcamadan yaşamayı doğru bir yöntem sanıp bu döngüden çıkmadan ölüp gidecektir.

Günümüzde tüm dünya halkları benzer yöntemler ile kendisi için kurgulan bu dünyada birer figüran gibi yaşam sürmekte ve bu durumu bırakın sorgulamayı onun devam etmesi için çaba harcamaktadır. Özetle kendi cehennemine odun taşımakta ve celladına da aşık olmakta…  

Peki hep böyle mi devam eder bu hikaye? Bunun bir çaresi yok açıkçası. Okuyanın, okuduğunu sananın, bildiğini düşünenin, iki kelam bilip ahkam kesenin, siyasetin ve inancın sohbetini yapanın, uyuyanın, tabi olanın makul olduğu bir dünyada yapılacak tek şey, insanlık için kurgulanan ve insanın da gönüllü olduğu bu oyun sahnesinden uzaklaşmak en doğru seçim olacaktır.

Seçmek ve yola çıkmak… Sonuçlarını kabullenmek, değiştirmek, güzelleştirmek ve inşa etmek. Sanırım hepimiz için güzel olan bir yarın olmayacak fakat bireysel anlamda yarınlarımızı güzelleştirebilir ve fark yaratabiliriz. Farkındalığı sevgiyle beslenen yüreklerle bir araya gelmeyi dileyerek, sevgiyle ve bilinçle kalın…

Exit mobile version