Koşmanın zihin ve ruh üzerindeki etkileri

Koşmaya başlayan kişilerin ortak tepkilerinden biridir “kendimi özgür hissettim!”, “kendimi rahatlamış hissettim..” veya “mutlu oldum” demek.. Peki sizce neden?

kosmak

Konuya bilimsel olarak yaklaşmam gerekir ise,
Bunca sene üniversitede aldığım derslerin özeti olarak, beden fiziksel aktivite sırasında o ana odaklanır ve zihin tüm enerjisini aktivitedeki düzene ve ihtiyaçlara harcar derim. Yani konu müsabaka ise zafer amaçlı zihinsel ve bedensel (hormon salgılanımları, reflekslerde artış vb)  sistemler düzeni kurulur, konu avcılık ise odaklanma, konsantrasyon ve koordinasyon için gerekli olan beyin ve beden fonksiyonları aktifleşir, aynı şekilde go, satranç gibi oyunlar dikkati tek noktaya yönlendirir vs vs vs… Buna karşın bowling, go kart gibi aktiviteler ise geçici heyecanlar sağlar ama o anda kalmanızı garantilemez mesela. Yürüyüş ise daha da çok sizi düşüncelere sevk eder üstelik. Hızınızı arttıramaz hatta durabilirsiniz bile çünkü yürüyüş sakinleşmeye yarar zannedilse de esasında düşünmeniz için vakit kazandırır.

kosmanin-faydalari
Koşuyu ise şöyle resimleyebilirim belki zihninizde:
Ayakkabıları giyerken kafanızda onlarca sorun acı öfke ve hırs mevcutken bile, hatta sokağa adım attığınızda henüz kendinizi hazır bile hissetmeyip hangi yöne gitseniz diye kararsız dahi olsanız, adımlar peşi sıra geldiğinde bir süre sonra kendi kendine bir rota belirmeye başlar.

Bu rotanın özelliği o kadar kutsal ki, çünkü koşunuz yorgun olduğunuzda değil özgür olduğunuzda biter esasında. Yani kendinizi bulduğunuzda durmayı akıl eder hale gelirsiniz. Bunu da kanıtlamak için şöyle bir örnek verebilirim: A noktasından B noktasına koşmayı hedeflemiş ve hatta varmayı başarmış olmanıza rağmen bazen durmak istemezsiniz ve yolu uzatırsınız. Yorulmadığınızı, meğer yolun ne kadar kısa olduğunu söylersiniz. Oysa sizin içsel yolculuğunuz sokaklarla tanımlanabilecek mesafeler içermediğindendir bu.

Dünyaca bilinen bir söz olan “koşu terapiden daha ucuzdur” cümlesinin açıklamaya çalıştığı ve öne sürdüğü durum da budur. Elbette burada terapiye verilen paralar ile koşu kıyafet, ayakkabı veya yarış ücretlerini karşılaştırmamanız önemli olan. Konu sadece koşmak ise kıyafetin bir önemi yoktur temelde çünkü.

Koşmak için sadece hali hazırda yaşama ve içimdeki tüm koşullara inatla direnen bir ruh yeterlidir.

Koşunun evrelerini resmetmek namına en iyi örnek şudur:

Başlangıçta yağmurlu ve sisli havada, akşam, iş çıkışı trafik saatinde arabadan inmenizle başlar. Uzun zamandır duran arabada artık dayanamaz olduğunuzu hisseder ve yan aynaya bakarak arkanızdakileri de gözlemlersiniz ya, işte o andır bu evden çıkmanıza yakın olduğunuz an. Arabayı orada bırakmamanız öğretildiği için, araba maddi olarak bir sorumluluk olduğu ve daha da beteri zaten işe gitmeye zorlandığınız sabahın eve varabilmedeki son mücadelesi olan bu anda o arabayı terk etmeye karar vermektir koşuya karar vermek!

Kendinizi fark edip isyan ettiğiniz bu anın akabinde koşarsınız. Hatta çoğu kişi başlarken hızlı başlayıp sonra kendi hızına döner, çünkü o ilk adımlar patlama anıdır bir nevi…

Resmetmeye devam edersek, arabadan indikten sonra biraz etrafınız bakar, hangi sapak diye düşünür ama sonra en uzun yol bile yayayken trafikten bağımsız deyip başlarsınız koşmaya. Bu da bağımsızlık ilanıdır zaten.

Koşunun ilk bölümündeki “gücüm yeter mi” duygusunun akabinde kendinizi bir nevi karanlık bir tünele girmiş bulursunuz.

 

tunel

Bu tünel örneğinin ise şöyle açıklayayım:

Eee koşmaya başladınız ve bir anda düşünceleriniz mi karıştı, aklınıza neler geliyor bir düşünün… Bir sürü fikir duygu düşünce yığılmaya başladı artık, çünkü vakit yarattınız kendi özünüze ait koşarken. Tünel boyunca yani birkaç kilometre boyunca kafanızdaki ruhunuzdaki boşluklar karmaşalar ve birikimleri kusarsınız adım adım.

Daha sonra tünelin ucundaki ışığı fark ederek yeniden ümide kapılır, güçlenir ve güvende olduğunuzu hissedersiniz. İşte o ışık, o ana kadar koşarken aklınızdan geçen onlarca şeyin sustuğu, artık etrafınızda yanından geçtiğiniz şeylerin farkına varışınızdır. O andan itibaren manzarayı fark eder ve gülümseyerek izler, ağaçları gölgeleri insanları görür, hatta insanlara gayri ihtiyari selam bile verir hale gelirsiniz. Bu da rahatlayıp tekrar gerçekten tüm varlığınızla hayata bağlandığınız an demektir.

Tünelden çıktıktan sonraki siz, kesinlikle koşuya başlamadan öncekinde daha huzurlu, güçlü ve özgürdür. Sırf bu yüzden farkında olmadan çoğu kişi, çok yorgunken ve hatta hastayken “bir koşayım toparlarım kendimi” der. Konu koşunca attığınız ter sayesinde hastalığı yenmek değil, bilakis hastalığın sebebinin bile çoğu zaman hapishane misali şehir hayatıdır. O gökdelenler o bankalar o toplantılar insanın doğasına aykırı olduğundandır. Ve beden, ruhu hastayken grip olur, kanser olur ve yaşlanır…

tunelden-cikis

Yani anlayacağınız konu koşarken salgılanan hormonlardan daha derindir. Nitekim bir sonraki yazımı okumadan önce lütfen hiç koşmadıysanız önce iş çıkışı çantanızı kenara atıp yanınıza sadece bir telefon birazcık para alıp dışarı çıkın ve koşun. Eğer daha önce koşan biriyseniz bu kez koşunuzu gerçekten hissetmeye verin kendinizi.

Mevzu koşucu olmak değil çünkü, olay bedeniniz bu aktiviteyi gerçekleştirmek her şeyini ortaya koyduğu sırada sizin de ruhunuzu ortaya koyabilmenizdir. Milli atlet bile olsanız, değer verdiğiniz şey yaşadığınız duygu durum değişikliğinin farkında olabilmek olmalıdır!

Böylece sadece yarışlarda kürsüde görmekten öte, kendinizi hayatın içindeki her türlü yarışta da favori görürsünüz.

Benzer yazılar

1 Yorum

Şuna yanıt verin Hakan Özüdoğru Yanıttan Vazgeç

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir