Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

Onlar Dünyayı Değiştirmek İçin Mi Buradalar?

İnsan Evrimindeki Diğer Basamak- İndigo Ve Kristal Çocuklar

“Evde olmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlıyorum. Her şey çok güzeldi. Onları severdim, onlar da beni severdi. Neden burada böyle değil?” Andrew- Yaş 5

Bizler uzunca bir süredir evriliyoruz. Bu sadece fiziksel bir evrim değil; ruhsal ve zihinsel anlamda da bir evrim. İnsanoğlu artık daha hassas ve daha empatik olmaya başlıyor. Hayatta kalma koşullarımız ve ihtiyaçlarımız da atalarımıza göre şekil değiştirdi. İklim değişikliği ya da savaşlar nedeniyle göç eden atalarımızdan, teknolojik anlamda ilerlemiş, kendine yeten ve bilgiye kolayca erişen insanlar haline geldik.

Atalarımız ilk olarak birbirleri ile iletişim kurmayı öğrendi. Ardından bu iletişimin inceliklerini ve birlikte yaşamayı öğrendiler. Sonra tarım gelişti. İnsanoğlu ekmeyi, biçmeyi ve sabrı öğrendi. Köyler, kasabalar kuruldu. Cemaat türünde hareket eden bir toplum meydana geldi. Herkes belli bir cemaate üyeydi ve bu cemaatin dışındakiler dışlanırdı. Ama en azından bu cemaatlerin içerisinde dayanışma ve birlik öğrenildi. Savaşlar devam etti, yıkımlar oldu. 18. yüzyılın sonunda yaşanan gelişmeler Fransa başta olmak üzere Avrupa’da yeni toplumsal koşulların yarattığı bir devrimler dalgasını doğurdu. “Devrimler Çağı” olarak nitelendirilen bu çağ, aynı zamanda yeni bir toplum ve kültürün doğuşunu sağlayacaktı.

Toplumlar uyanıyordu. Artık insanlar bir grubun üyesi olmaktan çok, bir birey olmak için mücadele ediyorlardı. Feodal düzene bir başkaldırı başladı. Fransız devrimi gerçekleşti. Bunu sanayi devrimi takip etti. Bir sürü fabrikalar kuruldu. Çalışma hayatının yüzü değişti. Toplum evrimleşti; endüstri toplumuna dönüştü ve artık kendine yeten bireyler ortaya çıkmaya başladı. Şimdi ise yeni bir toplum meydana geliyor. Bilgi ve sezgi toplumu. Bilime ve bilgiye duyulan istek arttı ama bununla birlikte ruhaniyete duyulan hassasiyet ve bilgi açlığı da arttı. İnsanlar sadece bedenden değil, ruhtan da oluştuğu ayrımına varmaya başladı. Enerji sistemlerini, spiritüaliteyi keşfetmeye başladılar. Evrenle iletişim kuran insanlar artık yeni realiteler yaratmaya başladı. Bedenimizin yanı sıra, tecrübelerimiz de bu yeni realitelere göre şekillenmeye ve adapte olmaya başladı. Bu adaptasyon yeni değişiklikleri teşvik etti. Bilinçler ve ruhlar evrildi. Dolayısıyla bu evrilmiş bireylerin meydana getireceği çocuklar da buna göre evrimleşecekti.

İndigo ve Kristal çocuk nedir?

1970’lerde Nancy Ann Tappe, özel, sıra dışı, doğaüstü özelliklere veya yeteneklere sahip olduğuna inandığı çocuklara atıfta bulunan “İndigo çocuklar” kavramını geliştirdi. Bir öğretmen ve aynı zamanda danışman olan Nancy Ann Tappe, elektromanyetik alan olarak da bilinen insanın aurik alanlarını inceleyerek bu çocukların aurik alanlarını keşfetti. Fark ettiği şey; 1980’den sonra doğan çocukların %80’inin çivit mavisi aurik alana sahip olduğuydu. Bu yeni rengi ise “İndigo” olarak adlandırdı.  İndigo çocuklar kavramı daha sonra 1990’ların sonlarında bir dizi kitabın yayınlanması ile oldukça ilgi görmeye başladı. İndigo terimi ayrıca altıncı çakradan türemiş bir kavramdır. Altıncı çakra, üçüncü göz çakrası olarak da bilinir. Bu çakranın da rengi çivit mavisidir. Üçüncü göz, sezgi ile ilişkilidir. İşte tam da bu sebeple İndigo çocuklara bu çakra atfedilmiştir. Bu çakrası kuvvetli kişilerin bütünlük, doğruluk ve sevgi gibi konulara özel ilgisi vardır. Aynı zamanda sezgisel bilgilere açıktırlar.

Kristal ya da diğer adıyla Gökkuşağı çocukları ise; genelde 2000 ve sonrası doğan psişik, yetenekli, empatik ve hassas çocuklara atıfta bulunmak için kullanılmaya başlandı. İndigoların çoğu 1980 ve sonrası doğdular. Şu anda bazıları 30 yaşın üzerindeler ve onların çocukları ise çoğunlukla Kristal çocuk olarak doğdular. Kristal çocuklar, İndigolardan farklı olarak çivit rengi auraya sahip değiller. Onların auraları kendi bireysel renklerini almak yerine, etraflarındaki renkleri alan, açık, yansıtıcı kristalimsi bir yapıya sahip. Ayrıca bu çocukların yaşam konusunda kafaları İndigolara göre karışık değil. Dünyayı korumadaki rollerini iyi biliyor ve bunu tamamen onurlandırıyorlar. Aynı zamanda yetişkinlerle uyum içinde yaşayabiliyorlar. İndigoların yüksek değiştirme arzusu ve yer yer öfkelenmeleri onlarda daha az bulunuyor fakat her iki çocuğun da ortak birçok özelliği var.

İndigo ve Kristal çocuk terimi, gelişmekte olan insanlıkta bize yardımcı olmak için bu gezegene gelmiş olan yeni çocuk ırkını tanımlamak için de kullanılır.  Bu çocuklar, dünyaya yardım etme konusunda büyük bir arzuya sahip, zaman zaman özgüveni düşük, zaman zaman ise özgüveni yüksek, kırılgan, uykusuzluk problemi olabilen, derin ve kalıcı dostluklar arayan, bitki ve hayvanlarla çok kolay ilişki kurabilen ve buna ihtiyaç duyan çocuklardır. Hepsinin ortak bir hedefi vardır: “Dünya gezegeninin titreşimini ve bilincini yükseltmek!” Şu anda hepimiz zaman zaman kaotik olduğu kadar fırsatlarla çevrili dünyamızdaki değişimleri fark ediyoruz. Hükümetlerdeki, para sistemlerindeki, eğitim sistemlerindeki değişikliklere hepimiz tanık oluyoruz. İndigolar zaten bu sistemler içerisinde yerlerini aldılar ve değişim zincirini başlattılar. Onların çocukları da sistemi devam ettirecekler.

“Bu çocuklar sadece altıncı his, telepatik yetenek gibi yeteneklere sahip değiller. Bu çocuklar artık “Dediğimizi yap ve soru sorma!” diyebileceğiniz çocuklar değiller. “

“Y” ve şimdi “Z” kuşağı şeklinde ifade edilen bu çocuklar, “X” kuşağının aksine itaat ya da geleneksel kurallara uyumdan çok; sorgulama ve insan adaleti gibi kavramlara ilgi duyuyorlar. “X” kuşağı, içsel anlamda benimsemese bile, ebeveynlerinin emirlerini kendi iyilikleri için olduğunu düşündüklerinden sorgulamadan kabul ediyorlardı. Ama bugünün çocukları artık çok daha farklı. Bu gezegende kim olduklarını, ne istediklerini ve amaçlarını biliyorlar. İtaat kültürü onlar için bir anlam ifade etmiyor. Yani onlar duvardaki diğer bir tuğla olmak istemiyorlar.

Bu çocukların özellikleri nelerdir?

“İndigo ve Kristal çocuklar şu anda yaşıyorlar, daha yüksek bir güç tarafından yönlendiriliyorlar ve bir misyonları var.”

Korku yerine sevgi ve dürüstlükten bahsetmek isterler. Yetişkinlere ve öğretmenlere karşı sabırsız olabilirler, çünkü onlar sıradan eğitime ya da dikte edilmiş bilgiye ihtiyaç duymazlar. Bazıları özel eğitime ve ilgiye ihtiyaç duyabilir. Dikkatlerini korumak için teşvik edilmeleri gerekir. Hayal kurma yetileri çok kuvvetlidir. Eğer siz öğretmen veya onların ebeveynleri olarak, onlara karşı sert bir tavır sergilerseniz; bu onları ehlileştirmek yerine tam tersi asileştirir ve dengesizleştirir. Bunu bir dil gibi düşünün; onların dilinde konuştuğunuzda size cevap vereceklerdir. Yüksek bir frekansta titreşen bu çocuklara ulaşabilmeniz için sizin de o frekansta konuşmanız ve davranmanız gerekir. Kısacası artık klasik çocuk eğitimi bu çocuklarda işlemeyecektir. Muhakkak sizin de değişmeniz gerekir. Aslında bir anlamda baktığımızda eski kökleşmiş alışkanlıklara da bir meydan okumadır bu…

Bu çocuklar mutlak otoriteyi sorgulayacak ve yaratıcılıklarını beslemeyecek işler yapmayacaklardır. Özellikle iş hayatında “Y” kuşağında zaten bunu görmüştük. Kurumlar bu kuşağı ellerinde tutmak için birçok eğitim ve yöntem geliştirdiler. Şimdi “Z” kuşağı bir adım ötesine geçti ve çalışma stillerini değiştirme yolunda adım attı. Dikkat ettiyseniz “home office” denilen ofis ortamına bağlı olmadan evde yapılmaya müsait işler oldukça revaçta ve çoğaldı. Zira kurumlar bu çocukları ellerinde tutmak istiyorlarsa, esnemek zorundaydılar. Çünkü bu çocuklar kısıtlanmak ve belli kurallara bağlı kalmak istemiyorlar. Kısıtlandıkları zaman da çabuk sinirlenmeye eğilimlidirler.

Bu çocuklara toplumsal ve sosyal olarak baskı önceki nesle göre çok daha fazla uygulanır.  Genelde farklı özellikleri törpülenmeye çalışılır. Eğer bu mümkün olmadıysa; popüler kültür, medya, müzik vb… sektörler kullanılır ve standart bilgiler dikte edilmeye kısacası bu dünyaya ne için geldikleri unutturulmaya çalışılır. Asimilasyon dediğimiz bu durum hemen hepimize uygulanır fakat bu çocukların farkındalıkları ve daha fazla dikkat çekmeleri sebebiyle onlara çok daha fazla uygulanır. Hatta bazılarında da maalesef başarılı olmuşlardır. İndigo ve Kristal dediğimiz bu çocuklarda intihar oranı çok daha yüksektir. Ama hala başarılı olamadıkları da vardır. Onlar meydan okumuşlar ve yollarına devam etmişlerdir.

Bu çocuklar kelimenin tam anlamıyla küçük yetişkinler gibi tanınırlar. Hani deriz ya; “Büyümüş de küçülmüş!” İşte tam olarak onlardan bahsediyoruz aslında. Onlar dünyamızı kirlilik, bürokrasi ve nefretten temizlemek için ekip olarak dünyaya geldiler. Bu noktada özellikle son iki yüz yıl içindeki yaşanan nüfus patlamasının sebebinin bu çocukların enkarnasyonlarının  olabileceğini ve belli bir düzen elde edildiğinde ise nüfus artışının normal bir düzeye ineceğini de düşünmemek elde değil!

“Onlar, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için ettiğimiz dualarımızın cevaplarıdırlar.”

Bu çocuklar aynı zamanda şifacıdırlar. Başkalarını iyileştirmek adına içlerinde büyük bir istek duyarlar. Eğer siz de çocuğunuzun İndigo ya da Kristal olduğunu düşünüyorsanız; bir yeriniz ağrıdığında elini oraya koymasını rica edin. Ya da bunu kendileri de yapabilir. Sadece şifa yetenekleri yoktur. Çoğu müziğe karşı duyarlıdır. Hayvanlar ve doğa ile vakit geçirmeyi severler. Bu çocukları büyütürken çevrelerinde hayvan bulunması, onların enerjilerini kuvvetlendirmeleri için de oldukça iyidir. Onlar güçlü, bağışlayan, sevgi dolu çocuklardır; yani genç bir bedendeki yaşlı ruhlardır. Çoğu insanın telepatik yetenekleri vardır, ancak bu çocuklar sağ beyin eğilimleri nedeniyle daha da telepatiklerdir.

Bu çocuklar ile etkili iletişim nasıl kurulur?

“İndigo ve Kristal çocuklar bizlere koşulsuz sevgiyi öğretmek için buradalar.”

Elbette tüm çocuklar ile etkili iletişim kurmak ve onların topluma sağlıklı bir birey olarak kazandırılması önemlidir. Fakat bu çocukların hassasiyeti onlarla ekstra dikkatli bir iletişim kurmayı gerektirir. Bunun için bazı yöntemler vardır. Bu yöntemler; ebeveynlik stratejilerine, ruhsal ilkelere ve çocuğun fiziksel ortamında yapılan değişikliklere dayanır. Mesela; fiziksel olarak, yatak odalarını çok fazla parlak renkten uzak tutmak ve çevrelerini sakinleşebilecekleri bir yer haline getirmek bir çözümdür. Odalarının duvarlarını pastel doğal renklerden tercih edin. Özellikle dinginlik veren renkler onlar için daha iyi olacaktır. Bu çocuklar, zaman zaman fiziksel veya duygusal olarak saldırgan tepki verebilir ve onları gerçekten neyin rahatsız ettiğini tam olarak bilmeyebilirler. Bu durum İndigolarda, Kristallere oranla daha fazla görülse de; ikisinde de görülebilmektedir. Bu tarzda öfke patlamaları bu çocuklar arasında yaygındır. Genellikle kendilerini yeterince ifade edememiş hissedip, endişelenebilirler. Rahatlatıcı müzik, aromatik kokular ve yumuşak kumaşlar refahları için gerekli ortamı yaratmada çok elverişlidir. Sırtlarında nazik bir el, onlarla rahatlatıcı tonlarda konuşmak ve göz teması kurmak çoğu zaman sakinleşmelerine de yardımcı olabilir. Uyuşmazlık, öfke veya dengesiz bir ortamı idare edemezler. Eşinizle sürekli tartışmanız, hele ki evde ebeveynler arasında bir de şiddet varsa, bu onların ruh hallerini iki kat fazla etkileyecektir. Çünkü bu çocuklar ruhen hassas ve sevgi doludur. Dolayısıyla bu şiddete bir anlam veremeyecek ve tepkisi de bir o kadar şiddetli olacaktır.

Bu çocuklar disiplin cezasına da normal olarak cevap vermezler. Bu yüzden disiplin cezaları onları terbiye etmenizde bir yöntem olmamalıdır. Duyguları ortalama bir insandan daha fazla hassas ve uyarıcıdır. Bu duyguları kontrol altına almak için zaman zaman bazı yiyeceklere daha düşkün olabilirler. Eğer düşkün oldukları bu yiyecekler sağlığa zararlıysa, fazla yemesinin sağlıksız olabileceğini ve ne gibi risklerle karşılaşabileceklerini onlara anlatmanız gerekir. Ayrıca grup içinde olma istekleri genelde düşüktür(tabi ki istisnalar vardır). Kalabalık ve kaotik ortamlardan hoşlanmazlar. Onlar genelde kendileri gibi hassas bir ruh bulduklarında onunla anlaşma yoluna gideceklerdir.

“Derinden hasta bir topluma uyum sağlamak sağlık ölçüsü değildir.” J. Krishnamurti

Bizler içinde yaşadığımız topluma sorgusuz uyum sağlamayı iyi olarak nitelendiririz. Büyüklerimizden de böyle görmüşüzdür. Ama Krishnamurti’nin de ifade ettiği gibi aslında hasta bir topluma uyum sağlamak bir sağlık ya da “normallik” ölçütü değildir. Düpedüz yanlış giden düzene, bizlerin de yanlış olarak ayak uydurmamız ve bu düzeni hiç değiştirmeden devam ettirmemizdir.

“Ama sen bu düzene yanlış demezsen ya da ben yanlış demezsem, bu kötü gidişat nasıl düzelir?”

İşte bu çocuklar da tam olarak böyle düşünüp, bu düzenin yanlışlarını fark etmişler ve değiştirmek için de çaba göstermeye başlamışlardır. Dünya düzenine bir bakın; en basiti 1800’lü yıllara bakın ve ardından günümüze bakın. Değişiklikleri göreceksiniz. Ama özellikle son zamanlardaki değişiklerin hızla arttığını da göreceksiniz. Tabi ki kaos hala var ve olacak da. Bunu bir denge gibi düşünebilirsiniz ama genele baktığımızda iyiye giden şeyleri de göreceksiniz. İşte bu çocuklar, bu iyiye giden düzenin temsilcileridirler. Elbette bu çocuklar da tıpkı diğer çocuklar gibi rehberliğe ihtiyaç duyarlar fakat disipline edilme tarzında bir rehberliğe değil. Mesela; “Odanı derhal topla, yoksa babana söylerim!” gibi bir söylemden çok: “Odanı toplarsan, eşyalarını daha kolay bulursun,” şeklinde bir söylem daha etkili olacaktır. Emir değil, rica… Aslında yapmazsa sonuçlarının ne olabileceği hakkında bilgilendirme gibi düşünebilirsiniz.  “Odanı derhal topla!” yerine, odasını neden temiz tutması gerektiği ile ilgili bilgi paylaşırsanız, daha yapıcı olacak ve daha iyi sonuçlarla karşılaşacaksınız demektir. Temizlenmezse bir süre sonra böceklerin gelebileceğini söyleyebilirsiniz. Aynı şekilde oyuncak tutturmalarında da bu geçerlidir. Alamıyorsanız, neden alamadığınızı açıklayıp ona yetişkin bir birey gibi fakat anlayacağı dilde bu durumu anlatmanız önemlidir. Konuşulmasına saygı göstereceklerdir. Saygılı, hatta ses tonunuz da sakin olmalıdır. Bu tüm çocuklar için geçerlidir aslında. Bizler genelde “Sen çocuksun, büyükler konuşurken sus!” gibi söylemler kullanırız. Fakat bu, her çocuk için yanlış bir dildir. Bir süre sonra kendilerini ifade edemeyecek ve hırçınlaşacaklardır. Bir toplum içerisinde nasıl davranılması gerektiğini elbette öğrenmeleri gereklidir. İndigo ya da Kristal olmaları onların uyumsuz ve çatışma içerisinde olacakları anlamına gelmez. Ama az önce de belirttiğim üzere, direkt dikte etmek yerine bu kuralları onlar için yeniden modellememiz gerekir ya da anlayacakları dilde anlatmamız gerekir. “Bunu yapman gerekiyor, çünkü….”, “Şunu yapmaman gerekiyor, çünkü”…. Gibi…

İndigolar ve Kristaller genellikle Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’na sahip olduklarından büyük resmi görmekte zorlanabilirler. Bu yüzden onlar için parça parça bir şeyleri yaptırmak daha iyi olacaktır. Örneğin; Odasını düzenlerken, önce kıyafetlerini yerden kaldırmasını ardından oyuncaklarını kutulara koymasını, en son da yatağını toplamasını söyleyebilir ve onun için işleri parça parça bölebilirsiniz. Talimatlarınız kesin ve parça parça olmalı. Bir sürü işi bir anda vermeyin, çünkü çabuk pes edebilirler.  Kesinlikle ev işlerine katılımlarını sağlayın. Her şeyi anne veya babalarından bekleyen bireyler haline dönüşmelerine izin vermeyin. Zaten bu çocuklar paylaşıma açık çocuklardır, bu sebeple bu anlamda daha kolay eğitilebilirler. Bu çocuklarla disiplin prosedürleri oluşturmanın başka yolu da, beklentilerin ve sonuçların önceden tartışıldığı bir aile toplantısı yapılmasıdır. Çocuğunuzun kuralları düzenlemeye katılmasına izin verin. Onlara verilen saygıyı gerçekten takdir edeceklerdir. Eğer öfke patlamalarını sık yaşıyorlarsa, bu tür durumlardan kaçınmalarının yolları hakkında onlarla konuşun. Bu tarz bir duygunun yaratacağı kötü sonuçları onlarla paylaşın. Nefes alma teknikleri gibi tekniklerle onları sakinleştirebilirsiniz ya da çok sinirlendiğinde bir yastığa bağırmalarını söyleyebilirsiniz. Fakat aşırı durumlarda muhakkak bir uzmana danışın.

Bu çocuklar genelde cevaplar için yetişkinlere yönelmezler. Cevapları kendi içlerinde bulmayı ve “zor yoldan” öğrenmeyi tercih ederler. Onlar, insanlığa hizmet etmediğini düşündükleri inanç ve sistemleri yok etme niyetiyle hayata giren bir insanın “savaşçı” enerjisine sahiptirler. Bu çocuklar, dünyada sevginin ve empatinin istisna olmaktan ziyade norm haline gelmesini istiyorlar. DNA aktivasyonları diğer bireylere nazaran çok daha hızlı gerçekleştiği için onları insanlığın evrimleşmesi yolunda bir fırsat olarak görebiliriz. Eğer bizler onları toplumun “mevcut moduna ve modeline” uydurmayı bırakıp, bunun yerine getirdikleri bu yeni enerjiyi benimsemelerine ve bizleri dönüştürmelerine izin verirsek; toplumumuzun, türümüzün ve dünyamızın olumlu anlamda ilerlemesine destek olmuş oluruz. Son olarak; hepimiz farklıyız ve hepimizin dünya üzerinde bir amacı var. Ancak bu amaç, çoğumuz fark etmese de nihayetinde aynı: Koşulsuz sevgi, barış ve uyum içinde yaşamak. Sadece yollarımız farklı. Peki, neden buradayız? Çünkü birbirimizi ve kendimizi gerçekten sevmenin ne demek olduğunu öğrenmemiz gerekiyor. Eğer bunu biz yapamazsak, sistem zaten kendi bir şekilde bunu bize yaptıracaktır. Tıpkı bu çocukların doğmaları gibi. Çünkü Balık Çağı’nın eski ve dogmatik inançları artık yerini Kova Çağı’nın anlayışına ve değişimine bırakmıştır. Bu çocuklar da bu çağın çocuklarıdır. Bizlerin yapması gereken ise onlara yol açmak…

Kaynaklar:

http://www.2012-spiritual-growth-prophecies.com/indigo-child.html

https://lonerwolf.com/indigo-child/

http://www.astroset.com/aktuel/indigo2.htm

https://auratransformation.com/crystal-children/

https://www.gaia.com/article/23-ways-to-recognize-crystal-children

http://powerthoughtsmeditationclub.com/recognise-indigo-children-crystal-children/

http://www.2012-spiritual-growth-prophecies.com/crystal-children.html#link_2347696%23Crystal_Children

https://allthatsinteresting.com/indigo-children

https://erwachedeinbegleiter.blogspot.com/2016/04/was-sind-indigo-menschen.html

Kitap: Meg Blackburn Losey Ph. D. – The Children of Now

Exit mobile version