Simyanın kökeni

Ulu Sanat” (Latince Ars magna) denen simya, Büyük Tufan’dan (Nuh Tufanı) önce “göksel bilgi” olarak uygulanıyordu. Onun uygulayıcısı ve koruyucusu Eski Mısırlı Thoth idi. Thoth ki Osiris’in habercisi, Aynak Kuşu başlı bilge olarak bilinen, Göklerden Atlantis’e inen, Kadim göksel bilgiyi ilk kıtadan ve Sümer’den Mısır’a taşıyan, Yukarısıyla Aşağısı arasında bağlantı kuran, yazıyı bulan, ilk kitabı yazan, büyüyü okuyan, tüm canlıların dillerini konuşan, yıldızlardan anlam çıkaran, piramidi yapan, ölülere rehberlik eden ve amellerini bildiren ulak.

Simyanın kökeni

Karanlık bir gecede bu sınırsız kadim bilgi çok uzaklardan bir güç tarafından ele geçirildi. Amaç kıta sakinlerini zorla yönetmek ve bu bilgiyi silahın ham maddesi olarak ölüm için uygulamaktı. İşte o zaman kıyamet koptu. Çok yüksek derecede ısı ve ışık saçan enerji savaşları başladığında ortaya çıkan yüksek miktarda enerji, her şeyi yakıp yıkmaya ve canlıların genetiğini değiştirdi. İlk kıtanın bu güçlü savaşlara dayanamayarak denizlerin dibine çökmesinden hemen önce kaçabilen simyacılar bilgiyi aldı ve dünyaya yaydı. Ancak bilgi artık sırlı ve sınırlıydı.

Bin yıllar boyunca Sümerlerden Eski Mısır’a, oradan Asya ve Çin’e, İpek Yolu’yla Çin’den Anadolu ve Arabistan’a, Mısır’dan Yunanistan’a ve oradan Avrupa’ya ve gemilerle tüm dünyaya sınırlı bilgi suyun sızması gibi akarak ve kuşların uçuşu gibi süzülerek dağıldı. Sırlanmasına rağmen yine de kötü amaçla kullanılması olasıydı. Simyayı kim nasıl kullanırsa öyle davranıyordu. İyi veya kötü.

Simyada madde ile ruh, canlılar ve cansızlar aynı bir pilin eksi (-) ve artı (+) kutbu gibi zıt enerjilerin uyumlu bir dengesi içindeydi. Negatif ve pozitif kutup, dişil ve eril varlık, ruh ve madde, ölüm ve hayat, rüya ve gerçek, cehennem ve cennet, ölümlüler ve ölümsüzler gibiydi. Antik Yunan filozofu Platon’a (Eflâtun) göre hayat, döngülerden ibaretti ve her şey akış hâlindeydi. Ateş havaya, hava suya, su toprağa ve toprak ateşe dönüşüyordu. Dört element dışında beşinciyse nefes gibi her yerde olan eter (Ether/Esîr) adı verilen elementti ki o aynı simya sanatındaki yaratım gücü “Felsefe Taşı” gibi hem her yerde hem de hiçbir yerdeydi.

Simyacılar her şeyi altına çevirmek isteyen ve gizemli elementin çalışmasını anlayıp ölümsüz olmak isteyen kurnaz şarlatanlar mıydı yoksa göklerden gelen bilgiyi çözen bilge aydınlar mıydı? Ya da ileride ölümcül kimyasal maddeleri icat edecek öncül kimyacılar mıydı? Zamanla kanıta dayalı deneysel bilimin ortaya çıkmasıyla simya, içindeki kadim ilimlerden ayrıldı. Artık simya ve kimya ayrıydı.

Simya ve kimya sözcüklerinin etimolojik kökeni de aynıydı. Kimya (İng. Chemistry), aslında mitoloji, astroloji ve maji olmayan simyaydı. Kimyanın kökeni simya (İng. Al-chemy), Arapçada “El-Kimia” olarak okunurdu. “El” belirteç artikelini ifade ederken, “Kimia” kelimesinin kökeni Eski Mısır dilinden geliyordu. Khem. Karartı.

 

Not:

Yuvaya Yolculuk tarafından da sosyal medyada tanıtımı yapılan yazdığım kitap Karartı, simyanın kimyaya evrilişini, savaş kimyasallarının ve savaş için çalışmış kimyager ve fizikçilerin farklı şehirler ve zamanlardaki hayat hikayelerini anlatıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir