Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

Yorgun Moruğun Uykusuzluk Şarkısı

“Zamanında, erdem öğreticileri aranırken neler istendiğini şimdi tüm açıklığıyla anlıyorum: İyi bir uyku ve uyuşturucu etkisi yapan erdemler aranıyordu. Din öğütleri verenlerin “hikmet”i, rüyasız bir uykuydu. Onlar hayat için başka bir anlam tanımıyorlardı.”

Friedrich Nietzsche, “Erdem Kürsüleri Üstüne” isimli anlatısında, bazı kürsü sahiplerinin “uykunun erdemi” üzerine yaptığı konuşmalar karşısında, “İyi uyumak için uyanık durmak(!) Ve gerçekten, hayatın bir amacı olmasa ve bir saçmalık seçmem gerekirse bence seçilmeye en layık bu olurdu” sonucuna varmaktadır.“Zamanında, erdem öğreticileri aranırken neler istendiğini şimdi tüm açıklığıyla anlıyorum: İyi bir uyku ve uyuşturucu etkisi yapan erdemler aranıyordu. Din öğütleri verenlerin “hikmet”i, rüyasız bir uykuydu. Onlar hayat için başka bir anlam tanımıyorlardı.” Uyumanın erdem olduğunu savunan bu kişilerin, kitleleri gerçek anlamda uyutmanın ya da cehaletin erdemine inandırdığını söyleyen Nietzche, “…onlar bu kadar içtenlikli bile değiller. Fakat onların zamanı geçmiştir. Artık uzun zaman ayakta kalamazlar! İşte yatıyorlar bile. Bu uykucular mutludurlar. Çünkü yakında başları düşecektir” diyerek, bu yetki sahiplerinin de cehaletlerinden dolayı uyanık kalmayı sevmediklerini yazar. (Böyle Buyurdu Zerdüşt)

Uzmanları uykuyu, “canlılarda, 24 saat boyunca gündüz ile gecenin sonucunda devirli olarak yaşanan, özel bir bilinç halini içeren, yolu boyunca bazı yıkımlar ile onarımların oluşması yönünden uyanıklık halinden fazlaca farkı olmayan, ama çok önemli olarak yaşandığı sırada zorunlu olarak belirli sayıda rüya görülüp, dış uyaranlarla iç uyaranlara tam olarak yanıt verildiği, olmazsa olmaz beyin işlevi doğal fizyolojik yaşam sürecidir” diye tanımlamaktadır. Uykunun bir bilinç yokluğu, bir dinlenme süreci, bir yenilenme süreci olduğu da söylenmektedir. Peki, bayılma veya koma hali de uykunun öz mü yoksa üvey kardeşi midir? Beyne giden oksijen ve kanda azalma olduğunda bilinç kapanacaktır. Bilinç olmazsa eğer, bayılma da, koma da uykunun değil ölümün ikiz kardeşidir. Oysa uykusuzluğun sarmalında hiç olmadığım kadar bilinçliyim.

Yatağın soğukluğuna katlanabilmek içindi, kendimi içtiğim sigaralar ile yakma çabaları ve uyku haplarından daha etkili olduğunu bildiğim alkol, ki hep zamanından önce tükenirdi; tüm bu umutsuz durumlara rağmen, yatağa girince ayılacağımı/ uyanacağımı ya da aydınlanacağımı bilirdim. İçinde bulunduğum ve savaşlarla, cinayetlerle, tecavüzlerle, sevgisizliklerle mutsuz olduğum boyuttan, başka bir ütopik boyuta geçebilmek için kapı olarak gördüğüm yatak, yalnızlığım ve sarhoşluğumla beni karanlığa kusardı. Uyumakta olanların gerçekliği yaşanıyordu şimdi ve rüyalarda birileri aşktan kafasını dumanlarken, diğerleri zamanın kısa bir bölümünde şizofren mastürbasyonlar yapıyordu. En güzel/ saf rüyalar alkol masalarına meze olmadan önce, cami imamının verdiği vaazlardaki “sır”da aranırdı “huzurlu uyku” ve şifrelerini vermiyordu, küskündü, gelmemeye yemin etmişti.

Erdem diye belletilen ne varsa, onları korumak adına savaşmak; sistemin dışında kalmamak için, sistem dışındakilerine karşı hep tetikte kalmak; aileyi geçindirmek, efendileri daha çok zengin edebilmek uğruna çalışmak ve toplum içinde bir kütle oluşturabilmek için hep ayaktaydım.

Ayakta durmamın tek amacı, yatma düşlerimin henüz beni terk etmemesiydi. Yatmaya hazırlanırdım ayakta durarak! Uykuya varabilmek için ayakta durmak zorundaydım. Uykuya yattığımda bulacağım huzurun, ayakta duyduğum cesaretin sonlanması olacağını da biliyordum. Dinlenmek, sevişmek ve ölmek için yattığımda, göz kapaklarım ışığa kapandığında; yani aslında tek amaç, Friedrich Nietzsche’nin sözünü ettiği rüyasız bir uykunun “hikmeti”ydi. Din öğütleri verenlerin rüyasız uykularda buldukları anlamdı. Ama gördüğün rüya hep cehennemse ne yaparsın? Tek seçenek vardı önümde, kürsüyü devirmek!

Hayatımın odağına yerleştirdiğim yalnızlığımla uykusuzluğum sevişirken, ben sadece seyrederdim. Yaşlandım biliyorum. Babam, “insanlar yaşlanınca uykuyu arar oluyorlar” derdi bir zamanlar, inanmazdım ona. Yalanlardan oluşturulan sözcük yığınlarını ateşe vermeden önce, bir meleğin beni uyutmasını bekliyordum saatlerce. Umutsuz karanlıklarda geçmişi uyandırma çabalarım oluyordu ve bunu her denemeye kalktığımda parolayı unuttuğumun farkına varıyordum, dünün kapısında düşler kurmamın tek nedeni de buydu belki de.

Kurguladığım ve yeniden yaşamak istediğim rüyalar umutsuzca tehlike sinyalleri gönderiyordu bana. Uyanık olduğumu sandığım zamanları düşündüğümde, yaşanılanların gerçeklik olduğuna inanmıyorum. Düşünme nedenimse, rüyaya duyduğum yakınlık ve tabirleri bilme arzusuydu! Dün rüyaları gerçeklik kabul ediyorken, bugün gerçekliği rüya kabul etmeye meyilliyim; yarın da kendimin ve rüyanın tüm gerçekliğinden şüphe edebilirim. İşkenceye uğramış bir masumun suçu üstlenmesi gibiydi uykusuzluğun karşısındaki bitkinliğim ve tutanaklardaki ifadelerin doğruluğuna inanmak isteyip, istememekten hiç kimse emin değildi!

Birazdan sabah olacak ve ben geceyle savaşmaktan yenik düşerek uyuyabileceğim nihayet!

Hiç’lik Penceresi: Bayram SARI

Exit mobile version