Aşk mı, sevgi mi kıymetli?
Bazen birbirinin yerine kullansak da aşk ile sevgi aynı şey değil. Hatta belki de ilişkilerde en çok karıştırdığımız iki duygu bunlar.
Peki hangisi daha kıymetli?
Bence sevgi.
Ama bu, aşkı küçümsediğim anlamına gelmiyor. Tam tersine aşk, insanın yaşayabileceği en güçlü duygulardan biri. İnsanı heyecanlandırır, özletir, bekletir, bazen aklını başından alır. Bir insanın sesini duyduğunda yüzünün değişmesine, geleceğini düşündüğünde içine başka türlü bir sevinç dolmasına neden olur. Hayatın sıradan akışı içinde insanın kalbine dokunan, onu yerinden oynatan bir tarafı vardır aşkın.
Fakat aşkın şiddeti her zaman aynı kalmaz.
İlk zamanların o büyük heyecanı, sürekli görme isteği, merakı ve özlemi zamanla başka bir hale bürünebilir. İşte bence asıl mesele de tam burada başlar. Çünkü aşkın ilk heyecanı biraz sakinleştiğinde geriye ne kaldığı, ilişkinin gerçek değerini gösterir.
Sevgi oradaysa insan yalnızca heyecan duyduğu için değil, gerçekten önemsediği için kalır.
Sevgi emek vermeyi bilir. Gözetmeyi, dinlemeyi, anlamaya çalışmayı, gerektiğinde kendi isteğinden biraz vazgeçebilmeyi bilir. Karşındaki insanın yalnızca sana hissettirdikleriyle değil, onun nasıl hissettiğiyle de ilgilenmektir sevgi.
Belki de aşk ile sevgi arasındaki en belirgin farklardan biri burada ortaya çıkar.
Aşk, “Seni çok istiyorum.” der.
Sevgi, “Yanında kalmayı ve senin iyiliğini önemsiyorum.” der.
Aşk kavuşmak ister. Sevgi ise kavuştuğu insanın kıymetini bilmeyi gerektirir.
Çünkü birini çok istemekle ona iyi gelmek aynı şey değildir. Birini kaybetmekten korkmakla onu incitmemeye özen göstermek de aynı şey değildir. Hatta bazen insan çok aşık olduğunu söyler ama sevdiği kişinin sınırlarını, ihtiyaçlarını, kırgınlıklarını görmez. O zaman aşk vardır belki ama sevginin gerektirdiği özen eksiktir.
İşte bu yüzden yalnızca “Beni seviyor mu?” diye sormak bazen yetmez. “Bana nasıl davranıyor, hayatımda nasıl bir yer tutuyor, beni gerçekten görüyor mu, zor zamanımda yanımda kalabiliyor mu, güvenimi koruyor mu?” soruları da en az onun kadar önemlidir.
Çünkü sevgi yalnızca söylenen bir söz değil, davranışların içinde görünen bir duygudur.
Peki sevgi varsa aşk olmasa da olur mu?
Bence orada da bir şey eksik kalır.
Bir ilişkide güven, alışkanlık, bağlılık ve büyük bir sevgi olabilir. İnsan karşısındakine gerçekten değer verebilir. Ama o özel çekim, özlem, heyecan ve “onu” isteme duygusu tamamen kaybolduğunda ilişki zamanla yalnızca güçlü bir arkadaşlığa ya da hayat ortaklığına dönüşebilir.
Bu yüzden bana göre en güzeli, aşk ile sevginin aynı insanda buluşmasıdır.
Hem aşık olduğun hem sevdiğin…
Hem kalbinin hızlandığı hem yanında huzur bulduğun…
Hem özlediğin hem güvendiğin…
Hem tutkuyla sarılmak istediğin hem de hayat yorulduğunda sessizce yanında oturabildiğin biri.
Belki gerçek bir ilişkinin en güzel hali tam da budur.
Ulaşılamayan Aşk
Bir de aşkın başka bir hali var. Ulaşılamayan, belirsizlik içinde kalan ya da sürekli ayrılıp yeniden başlayan ilişkilerde aşk çok daha uzun süre yoğunluğunu koruyabilir. Çünkü insan bazen yalnızca bir kişiye değil; özleme, bekleyişe, yarım kalmışlığa, tutkuya ve bir gün kavuşma ihtimaline de bağlanır. Kavuşamamak duyguyu tüketmek yerine besleyebilir, belirsizlik ise aşkın ateşini uzun süre canlı tutabilir.
İşte burada insanın kendine bazı zor sorular sorması gerekir.
Onu yalnızca özlediğimde ve kaybetme ihtimali olduğunda mı çok istiyorum, yoksa yanımdayken de onunla bir hayat paylaşmak istiyor muyum? Kavuştuğumuzda bütün bu yoğun duygular geçip gidebilir mi? Onun gerçek halini; kusurları, sıradanlığı ve günlük yaşamıyla birlikte mi seviyorum, yoksa zihnimde yarattığım ihtimali mi?
Aramızdaki bütün engeller ortadan kalksa ve bu ilişki özlemden, bekleyişten ve belirsizlikten çıkıp sıradan günlük hayatın içine girse, yine onu seçer miydim? O da beni seçer miydi?
Onu istemenin yanında onun iyiliğini, ihtiyaçlarını ve sınırlarını da gerçekten önemsiyor muyum?
Bütün engeller yarın ortadan kalksa ve artık birbirimizi özlemek yerine aynı hayatın içinde yaşamaya başlasak, yine birbirimize aynı gözlerle bakabilir miydik?
Çünkü özlem ve belirsizlik ortadan kalktığında geriye kalan şey bize çok şey söyler. Aşkın yanında sevgi varsa yakınlık onu tüketmez; aksine güven, emek ve paylaşım için alan açar.
Ama kavuşamayan iki insan bütün bunların cevabını önceden kesin olarak bilebilir mi?
Belki de bazı cevaplar ancak yaşandığında kendini gösterir, bazılarıysa yukarıdaki sorulara içtenlikle verdiğimiz cevapların içinde çoktan saklıdır.
Kavuşmadan önce de sevginin izleri görülebilir elbette. Birbirinin iyiliğini gözetmekte, sınırlarına saygı duymakta, zor zamanlarında yanında olmakta, yalnızca istemek değil anlamaya çalışmakta… Ama yine de birlikte yaşanacak gerçek hayatın nasıl bir ilişki yaratacağını tamamen bilmek mümkün değildir.
Belki de bu yüzden bir ilişkinin sınavı sürekli ayrı kalmak değil, kavuşunca da birbirini seçmeye devam edebilmektir.
Fakat kavuşamayan aşıkların önünde cevabı henüz verilmemiş bir soru kalır:
Kavuşamayan aşıklar birbirlerini ne kadar özlediklerini bilirler; ama kavuşunca birbirlerini ne kadar sevebileceklerini henüz bilemezler.
Aşk bitmeli mi, derinleşmeli mi?
Aşkın sevgiye dönüşmesi gerektiği sık sık söylenir. Ben buna tam olarak katılmıyorum. Çünkü “dönüşmek” kelimesi sanki biri biterken diğerinin başladığını düşündürüyor.
Oysa bana göre aşk bitip sevgiye dönüşmemeli; aşk zamanla sevgiyle derinleşmeli.
Başlangıçtaki aşk daha çok heyecan, tutku, özlem ve güçlü çekim olabilir. Zaman geçtikçe bunun yanına güven, saygı, emek, şefkat, sadakat ve birbirinin hayatını gerçekten önemseme ekleniyorsa aşk başka bir boyuta geçer.
Daha sakin olabilir ama daha yüzeysel değildir.
Belki ilk günlerdeki gibi her buluşmada kalbin yerinden çıkacakmış gibi atmaz. Ama onun başına kötü bir şey geldiğinde senin de canın acır. Bir başarısında kendin başarmış kadar sevinirsin. Yorulduğunda yükünü hafifletmek istersin. Bazen hiçbir şey konuşmadan aynı odada bulunmak bile yeter.
Çünkü artık yalnızca aşık olduğun biri değildir karşındaki; hayatının içinde kök salmış biridir.
Sanırım bu yüzden sevgi bana aşktan daha kıymetli geliyor.
Aşk bir ilişkinin kapısını açabilir ama o kapının ardında ne kadar kalınacağını sevgi belirler.
Yine de birini diğerine tercih etmek zorunda olmadığımız bir ilişki en güzeli olmalı.
Aşk ateşse sevgi köktür.
Ateşin harı zaman zaman azalabilir, yeniden yükselebilir. Ama kök sağlam kaldığında o ilişki her mevsimde yeniden filizlenebilir.
Belki mesele aşk mı sevgi mi diye seçim yapmak değil.
Mesele, aşkın içinden sevgiyi eksiltmemek ve sevginin içinden de aşkı tamamen kaybetmemektir.
Yazar: Günur Eskici