Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

Deliliği anlamak için delirip akıl hastanesine girmeye gerek yok

Deliliği anlamak için delirip akıl hastanesine girmeye gerek yok

Diyelim ki empatik bir insansınız, hoşgörülüsünüz, insan davranışlarının ardındaki nedenleri anlamaya çalışıyor, spiritüel bakıyorsunuz her bir şeylere. Muhteşem bir avsınız.

Bütün bunlar çok değerli özelliklerdir belki ama sınırları olmazsa sizi narsistik kişilik bozukluğu olan insanların hedefi yapabilir.

Her taş yerinde ağırdır ve her şey zamanında benliğimize olumlu ya da olumsuz olarak yerleşir ve tonalde birleşim noktamız genellikle o noktada sabitlenir. Hepimiz anlaşılmak, sevilmek isteyebiliriz. Sıradan insan dünyasında bu, insan olmanın bizden beklenen en temel özellikleridir. Ama zamanında, çocuklukta sevgi alamadıysanız, güven duygusu ve empati geliştirmeniz sekteye uğratıldıysa artık yetişkinlikte bu yerleşmiş travmatik durumların çözümleri iyice zorlaşmıştır.

 

Fotoğraf :Feryal Çeviköz

Empatik insan karşısındakinin davranışının arkasındaki yarayı görmeye çalışır. “Neden böyle davranıyor?”, “Ne yaşadı ki acaba?”, “Korkuyor mu yoksa?”, “Sevgisiz mi büyüdü?” diye düşünür. Kolayca hüküm vermez ve ikinci bir şans verir. Hatta bazen onuncu şansı bile. Oysa insanlar cebir problemi gibi çözümlenemez.

Bazı narsistik örüntülerde ilişkinin başlangıcı hiç de tehlikeli görünmez. Tam tersine, karşınıza yardımsever, çalışkan, cömert, ilgili, verici bir insan çıkar. Sizin için bir şeyler yapar. İhtiyacınız olduğunda yanınızdadır. Öyle güzel davranır, o kadar cömerttir ki bir süre sonra ne olursa olsun, onun hakkında kötü düşünmek neredeyse vicdansızlık gibi gelir. Kendinizle çelişkiye düşebilirsiniz. Ve bir an gelir artık bu iyilikler ilişkinin görünmez zincirlerine dönüşür. Tuhaf bir markaja alınmışsınızdır. Tehlikeyi hissetseniz bile dile getirmekte zorlanırsınız. Sizi o kadar yüceltir, göklere çıkartır ki, başkaları açısından; “hata varsa mutlaka sizdedir” görüşü uyandırır.

Normal olarak insan genellikle, kendisine yapılan iyiliklerin karşılığını vermek ister. İnanır. Güven duyar. “Bunca şeyi benim için yapan biri bana nasıl zarar verebilir?” diye düşünür. Bu tür yüksek frekanslı duyguların yarattığı bir huşu hali vardır. İyi hissettirir. Böylece farkına varmadan kendinizi anlamsız bir tür borç ilişkisinin içinde bulabilirsiniz. Ancak bu kişiler önce size iyilik yapar ama, iyiliklerin ağırlığıyla sizi kendilerine gebe bırakmaktır amaçları. Artık yalnızca sevdiğiniz veya güvendiğiniz biri değildir; ona karşı kendinizi sorumlu hissetmeye başlamışsınızdır: tuzağa düştünüz artık.

Nasıl ki deliliği anlamak için delirip akıl hastanesine yatmak gerekmiyorsa, bir narsistin yarasını anlamak için de onun yaralarının içinde yaşamaya gerek yoktur. Çünkü empati, hastalıkla ve hastalarla özdeşleşmek değildir.

Karşınızdaki insanın acısını anlayabilirsiniz. Geçmişindeki yaraları görebilirsiniz. Davranışlarının hangi ihtiyaçtan doğduğunu kavrayabilirsiniz. Hatta ona karşı şefkat bile duyabilirsiniz. Fakat bütün bunlar, onun davranışlarının sorumluluğunu sizin üstlenmeniz anlamına gelmez. Affetmek başka şeydir, kapıyı defalarca yeniden açmak başka.

Boşuna, “Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir,” denmemiş. Bazen insan iyi niyetle bir başkasının yükünü taşımaya başlar. Sonra onun öfkesini anlamaya, yalanlarını açıklamaya, sorumluluklarını üstlenmeye, hatalarını telafi etmeye uğraşır. Karşısındaki sınırları her ihlal ettiğinde, empatik insan kendi davranışını sorgular: “Acaba ben mi yanlış anladım?” “Acaba biraz daha sabırlı olmalı mıyım?” “Acaba onu yeterince anlayamadım mı?” Durumun farkına varmanız bazen çok uzun sürebilir.

Derken ilişki, fark edilmeden şu noktaya gelir:

İnsan karşısındaki insanın davranışlarını açıklamakla o davranışların sonuçlarını taşımayı birbirine karıştırmaya başlar. Oysa bir insanın yarasını görmek, o yaranın hiç elzem olmadığı halde sizi de yaralamasına izin vermek değildir. Ödül ve ceza merkeziniz birbirine karışmış bir halde canınız yanarken mutlu olduğunuzu sandığınız noktada şaşkınsınızdır! Hooop bir bakarsınız artık kapıdan kovsanız bacadan gelecek, abartılı jestler yaparak şaşırmanız için uğraşacak, kendini acındıracak, yalvaracak, yumuşak karnınızda açtığı merhameti kullanacak. Oysa bunların hepsi, ileride size “ben seni kaybetmemek için elimden geleni yaptım” demek için oynanan oyunlardır; beslenecek yeni bir tedarikçi bulana dek!..  Ta ki siz artık karnınızda kelebeklerin değil kanatlı hamam böceklerinin uçuştuğunu idrak edene dek.

Bırakın yiğitliğinize narsist sürtüneceğine leke sürülsün. Hiçbir güzel sözcük sizinle keşfedilmedi.

Hayatın sarp dağ yollarında karşımıza çıkan bazı taşlar oluyor. Narsistik yapıda insanlarla yaşanan ilişkiler Sysyphos’un kayasını andırır. Yoldaki taşı kaldırırsınız. Sonra dönüp bakarsınız: taş kayaya dönüşmüş ve yine aynı yerde duruyor. Çünkü bazı taşlar kendi ağırlıklarıyla yuvarlanıp yeniden yolun ortasına gelirler. İşte bu durumda yapılacak şey, kayayı sonsuza kadar taşımak olmamalı. Her yolcu, kendi erkini kazanıp, o kayanın üzerinden ya da yanından geçmeyi öğrenmek zorunda.

Dışarıdan gelen uyarılara kulaklarımızı kapatabiliriz ama kendi kendimizi uyaracak farkındalığa ulaştığımızda her şey netleşir.

Herkesi anlamak zorunda değiliz. Anladığımız herkesi kurtarmak zorunluğumuz yok. Bazı kayalar o dağ yolundaki, kendini dağ zanneden, sıradan bir manipülasyon parçası sadece.

Algı yolları kabızlığına iyi gelecek bir müshil ilacı da yok maalesef. Siz de hortum değilsiniz.

Yazar Feryal Çeviköz

Yazar

Exit mobile version