70 yaşında bir kadın aşık olmuş. Güzel sözlere, ilgiye ve “sana nikâh kıyacağım” diyen bir sese inanmış. 45 yaşındaki bir adam umut vermiş, sevgi vaat etmiş. Sonra kadının evini elinden alıp kaybolmuş. Şimdi herkes kadına kızıyor: “Nasıl inandın?” “Bu yaştan sonra mı aşk?”
Oysa sorgulanması gereken, sevilmek isteyen bir kadın değil; sevgiyi kullanarak çıkar sağlayan adamdır. Yalnızlık suç değil, sevilme ihtiyacı ayıp değil. Asıl ayıp, o kapıyı çıkar için çalmaktır.
Ama mesele sadece bu olay değil, mesele bu olayın toplumda nasıl konuşulduğudur. Aynı yaştaki bir erkek birine gönlünü kaptırdığında çoğu zaman “adam hâlâ diri”, “erkek işte” gibi sözler duyulur. Hatta evliyse ve aldatmışsa bile çoğu zaman suç kadına yöneltilir: “Sen de kocana sahip çıksaydın.” İhanetin sorumluluğu bile kadına yüklenebilir… Oysa aynı durum bir kadın için söz konusu olduğunda yargı çok daha serttir.
Kadınların duygularına çoğu zaman görünmez bir yaş sınırı konulur. Erkek ileri yaşta bir ilişki yaşadığında “genç ruhlu” sayılır, ama bir kadın aşık olduğunda bu çoğu zaman şaşkınlıkla karşılanır. Sanki sevme hakkı yaşla birlikte erkekler için devam ederken kadınlar için sona eriyormuş gibi davranılır.
Aşkın yaşı olabilir mi?
Ya da belki daha doğru soru şu: Yargının cinsiyeti var mı?
Namus, ahlak ve ayıp kavramlarının da çoğu zaman cinsiyeti vardır. Erkek söz konusu olduğunda bireysel bir hata olarak görülen birçok davranış, kadın söz konusu olduğunda toplumsal bir yargıya dönüşür. Bu yüzden bir kadının yanılması çoğu zaman sadece bir hata değil, karakter yargısı haline getirilir.
Oysa gerçek çok basittir. Kadın da sever. Kadın da yanılır. Kadın da yalnız kalır. Kadın da ilgiye, değere ve şefkate ihtiyaç duyar. İnsan olmanın getirdiği duygular kadın ve erkek için farklı değildir.
70 yaşında bir kadının aşık olması ayıp değildir. Ayıp olan, onun ihtiyacını fırsata çeviren zihniyettir. Ve belki ondan da büyük ayıp, bunu görmezden gelip kadını yargılayan kalabalıktır. Biz hâlâ kadınların duygularına yaş sınırı koyuyoruz. Hâlâ aşkı erkek için güç, kadın için zaaf gibi görüyoruz. Hâlâ ihaneti kadının eksikliğiyle açıklamaya çalışıyoruz.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Ahlak gerçekten cinsiyetsiz mi, yoksa toplum onu hâlâ kadınlar için daha katı mı uyguluyor?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü belki de sadece kadınları kutlamak için değil, bu bakış açısını sorgulamak için de bir fırsattır. Çünkü eşitlik sadece haklarda değil, yargılarda da başlar. Bir kadının duygularına, hatalarına ve seçimlerine erkekler kadar insanî bir alan tanımadıkça gerçek eşitlikten söz etmek mümkün değildir.
Belki de önce kınamayı bırakıp adaleti eşitlemeyi öğrenmemiz gerekir…