Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

Kurtarıcı olmaktan destekleyici olmaya

İnsanların çoğu hayatında yangın çıktığı için değil, yangını söndürmek için eline aldığı kovayı bir türlü dolduramadığı için yardım arıyor. Kapıyı çalıyor, içeri giriyor, önüne bir sandalye çekip bütün hikâyesini anlatıyor; sonra da senden hayatını değiştirecek bir cümle bekliyor. O cümleyi söylediğinde gözleri parlıyor, birkaç dakika sonra ise cümlenin gerektirdiği şeyi yapması gerektiğini fark edince yüzü düşüyor. Çünkü insanın asıl derdi çoğu zaman çıkış yolu bulmak değil; bulunduğu yerden çıkmadan başka bir yerde olabilmek. Harita istiyor ama yola çıkmak istemiyor. Anahtar istiyor ama hangi kapıyı açacağını düşünmek istemiyor. Hatta bazen kapıyı açtığında karşısına çıkacak odadan korktuğu için anahtarı bile başkasının taşımasını istiyor.

Psikiyatristin bir insana destek olmaya çalışırken karşılaştığı asıl zorluk galiba tam burada başlıyor. Çünkü herkes bir şekilde dağılıyor, çaresizce çırpınıyor ve bir arayışın içinde. Fakat çoğu ne aradığını bilmiyor. Bilmediği için bulduğunda da ıskalıyor. Önüne bir yol koyduğunda yolun uzunluğu gözünü korkutuyor. Bir çıkış gösterdiğinde, o çıkışın bedelini ödemek istemiyor. Sonra da hayatın kendisine daha kolay bir seçenek sunmasını bekliyor. Sanki insanın yıllardır biriktirdiği sorunların çözümü, birkaç dakikalık bir konuşmanın sonunda önüne konulacak bir reçeteden ibaretmiş gibi.

Belki psikiyatri de bu yüzden yalnızca hastalığı anlamak değil, insanın kurtarılma isteğini de anlamaktır. Çünkü yardım isteyen herkes gerçekten yardım istemiyor. Bazıları yalnızca içinde bulunduğu durumun yarattığı rahatsızlığın ortadan kalkmasını istiyor. Sorunun kendisiyle ilgilenmiyor; sorunun onda yarattığı duygudan kurtulmak istiyor. Aradaki fark çok önemli. Çünkü bir insanın acısını azaltmak başka, onun hayatındaki problemi çözmek başka bir şey.

Burada psikiyatriyle hayatın geri kalanı birbirine tuhaf biçimde yaklaşıyor. İnsan çoğu zaman kendisini mutsuz eden şeyi değiştirmek yerine, mutsuzluk duygusunu susturmanın yollarını arıyor. İlişkisini değiştirmek yerine yalnızlığını unutmak, yanlış seçimini düzeltmek yerine kendisini haklı çıkarmak, hayatını yeniden kurmak yerine birkaç saatliğine iyi hissetmek istiyor. Çünkü değişim emek istiyor. Yüzleşme istiyor. Bazen kaybetmeyi, vazgeçmeyi ve uzun süre sabretmeyi gerektiriyor. Oysa insanın önemli bir bölümü kısa yolu tercih ediyor.

Tam bu noktada devreye mavi hap ile kırmızı hap meselesi giriyor. Mavi hapı veriyorsun; unutuyor. Kırmızı hapı veriyorsun; mutlu oluyor. İnsan çocuğu da bu ikisini çözümün kendisi zannediyor.

Oysa birinin sana geçmişini unutturmasıyla geçmişin ortadan kalkması aynı şey değil. Bir süre iyi hissetmenle iyi olman da aynı şey değil. İnsan, aslında deneyimleriyle duygularını şekillendiren, zihin kalıplarını yaşadıklarıyla inşa eden bir varlık. Özellikle 0-7 yaş arasında biriken izler, kişi onları hatırlamasa bile ilerleyen yıllarda beslenmeye devam ediyor; bazen bir duygu, bazen bir davranış, bazen de doğrudan bedensel bir rahatsızlık olarak geri dönüyor. Kişi çoğu zaman neyin sebep olduğunu bilmeden bir duyguyu derinden yaşıyor, geçmişin kaydından habersiz o duyguyla boğuşuyor. Böyle bir noktada psikiyatri ilaçla, kalp doktoru ameliyatla, diş doktoru dişi çekerek sorunu çözdüğünü düşünür; ama bilinç kendi içinde kaybolmuşken hedeflenen şey çoğu zaman sorunun kaynağı değil, en üste yansıyandır. Bunu romantik bir “her şeyi düşünerek çözersin” meselesine çevirmek de doğru değil, çünkü bazı durumlarda tıbbi müdahale gerçekten gerekli ve hayat kurtarıcı olabiliyor. Fakat burada sözünü ettiğim şey tedavinin kendisi değil, insanın hayatındaki her rahatsızlığı kaynağına inmeden, mümkün olan en kısa yoldan susturma arzusu.

Çünkü bazen insanın istediği şey tedavi değil, yaşadığı hissin ortadan kalkmasıdır.

Sonra hayatıma devam ederim. Ama hayatın garip tarafı şu: Susturduğun şey ortadan kalkmıyor. Çoğu zaman yalnızca daha sonra, başka bir biçimde geri geliyor. Aynı ilişki başka bir isimle karşına çıkıyor. Aynı korku başka bir olayın içinde yeniden beliriyor. Aynı boşluğu başka bir insanla doldurmaya çalışıyorsun. Aynı yanlışın başka bir versiyonunu yapıyorsun. Sonra yine birinin kapısını çalıyorsun.

Psikiyatristin ya da terapistin en çok zorlandığı yer de galiba tam burası. Karşındaki insanın senden bir cevap beklediğini bilmek ama onun yerine cevap vermenin gerçek bir çözüm olmadığını görmek. Çünkü insanın bütün hayatını sen düzenleyemezsin. Onun yerine karar veremezsin. Onun geçmişini değiştiremezsin. Onun ilişkilerini yaşayamazsın. Onun korkularıyla yüzleşemezsin.

Yapabileceğin şey, onu kendisine biraz daha yaklaştırmak.

Kurtarıcı olmakla destekleyici olmak arasındaki fark burada ortaya çıkıyor. Kurtarıcı, karşısındaki insanın problemini kendi üzerine alır. Destekleyici ise problemin sahibini yeniden kendi yerine koyar. Birincisinde “Ben seni buradan çıkaracağım” vardır. İkincisinde “Buradan çıkabilmen için yanında olabilirim ama çıkacak olan sensin” vardır.

İlki daha tatmin edicidir. Çünkü sana ihtiyaç duyulur.

İkincisi daha zordur. Çünkü bir gün sana ihtiyaç kalmayabilir.

İnsan ilişkilerindeki en büyük yanılgılardan biri de galiba tam burada başlıyor. Birinin sana ihtiyaç duymasını, seni sevmesiyle karıştırıyoruz. Birinin senden vazgeçememesini, sana değer vermesiyle karıştırıyoruz. Birinin sürekli yardım istemesini, aranızdaki bağın güçlü olduğuna yorumluyoruz. Oysa bazen ortada sevgi değil, bağımlılık vardır. Bazen yardım değil, sorumluluğun devri vardır.

Ve insan, sorumluluğunu devrettiğinde bir süre rahatlar.

Mavi hap yeniden tam buradan giriyor devreye.

Bunların hiçbirinin kendi başına yanlış olması gerekmiyor. Sorun, bunların hayatla yüzleşmenin yerine geçirilmesi. Çünkü insan kendisini ne kadar oyalarsa oyalasın, çözmediği mesele bir yerde karşısına çıkıyor. Bazen bir ilişkide, bazen bir işte, bazen bir öfke patlamasında, bazen de hiç beklemediği bir anda.

Kırmızı hap ise başka bir ihtiyacı temsil ediyor: Mutlu olma zorunluluğunu.

Bugün insanlara sürekli iyi olmaları gerektiği söyleniyor. Daha pozitif ol, kendini geliştir, geçmişi bırak, enerjini yükselt, hayatını değiştir, kendinin en iyi versiyonu ol. Sanki insanın üzülmeye, yorulmaya, kararsız kalmaya, başarısız olmaya veya bir süre hiçbir şey yapamamaya hakkı yokmuş gibi. Oysa insan hayatının bütününü iyi hissederek geçiremez. Psikolojik olarak sağlıklı olmak sürekli mutlu olmak anlamına gelmez.

Bazen kötü hissetmek, bir şeylerin yanlış olduğunu haber verir.

Bazen kaygı bir mesajdır.

Bazen öfke bir sınır ihlalinin sonucudur.

Bazen mutsuzluk, yıllardır kendimize söylediğimiz yalanın artık işe yaramadığını gösterir.

Bazen de gerçekten tedavi edilmesi gereken bir psikiyatrik durum vardır.

Bunların hepsini aynı torbaya koyup “pozitif düşün” demek, insana yardım etmek değildir.

Freud, insanın büyük ölçüde kendisi hakkında bilmek istemediği şeylerle yüzleşmekten kaçtığını anlatır aslında. Jung’un gölge dediği şey de tam olarak bu: kabul etmediğimiz tarafların, görmezden geldiğimiz kadar üzerimizde söz sahibi olması. İkisini bugünün “kendini geliştir” diline sıkıştırmadan okuyunca ortaya çıkan şey şu: insan yalnızca görmek istediği tarafıyla kendisini anlayamaz.

Sorun da zaten burada. İnsan kendisini bütünüyle görmek istemiyor. Kendisi hakkında iyi şeyleri bilmek istiyor ama kötü taraflarını başkasının söylemesini bekliyor. Kendisinin haklı olduğu hikâyeleri anlatıyor, haksız olduğu bölümleri kısaltıyor. Başına gelenleri hatırlıyor, yaptıklarını unutuyor. Kendisine yapılanları ayrıntısıyla anlatıyor, kendisinin başkasına yaptıklarını “ama benim de bir sebebim vardı” diye geçiştiriyor.

Bunu en çok, insanların gerçeği çıplak haliyle karşılarında gördükleri anda fark ediyorsun. Anlatırken ya da yazarken bir şeyi doğrudan söylediğinde, karşındaki insan bunu bir bilgi olarak değil bir tehdit olarak algılıyor. Çünkü söylediğin şey onun kendisiyle ilgili sakladığı bir tarafa dokunuyor. O yüzden dinlemek istemiyor, okumak istemiyor. Sen orada sadece gördüğünü tarif ediyorsun ama o, gördüğün şeyin kendisinden çok, onu gördüğün gerçeğiyle boğuşuyor.

Çoğu zaman arkadaşlarım yazdıklarımı okuduktan sonra “nefes alamıyorum, içimi karartıyorsun” şeklinde geri dönüşler yapıyor. “Yazılarım gerçekten kötü mü” diye sorduğumda “hayır” diyorlar, “gerçeği çok çıplak gösteriyorsun, bu rahatsız edici.” O an anladım ki insanı asıl rahatsız eden kötü yazılmış bir cümle değil, iyi görülmüş bir gerçektir. İnsan çocukları, kendileriyle ilgili söylenen doğruyu çoğu zaman bir saldırı gibi karşılıyor; çünkü o doğru, yıllardır üzerine örttükleri bir şeyi açığa çıkarıyor. Oysa rahatsız eden şey karşındaki insan ya da onun sözleri değil, senin kendinle yüzleşmemiş olduğun taraflarındır. Ayna kırılmıyor, sadece gösterdiği şey hoşuna gitmiyor.

Sonra neden hep aynı şeyleri yaşadığını soruyor. Cevap belki de o kadar uzakta değil. Belki bazı tekrarların nedeni hayatın insana düşman olması değil, kişinin hâlâ aynı yerde durup değişmemiş olmasıdır.

Bu yüzden iyi bir destek, her zaman rahatlatıcı olmak zorunda değildir. Bazen rahatsız eder. Bazen insanın duymak istemediği şeyi söyler. Bazen “Sen haklısın” demek yerine “Burada senin de payın var” der. Bazen mavi hapı vermek yerine hapın neden istendiğini sorar. Bazen kırmızı hapı uzatmak yerine, neden sürekli mutlu olmak zorunda hissettiğini düşündürür.

Psikiyatriyi sadece “insanı iyi hissettirme” mesleği olarak görmek de galiba bu yüzden eksik kalıyor. İyi hissetmek önemlidir ama tek hedef değildir. Asıl mesele insanın kendi hayatıyla yeniden ilişki kurabilmesidir. Ne aradığını anlaması. Neden aradığını anlaması. Bulduğunda neden geri çekildiğini fark etmesi. Kendisine yapılanları olduğu kadar kendi yaptıklarını da görebilmesi. Ve en önemlisi, hayatının sorumluluğunu yeniden eline alabilmesi. Çünkü insanı sonsuza kadar kurtaramazsın. Kurtarıcı olarak kalırsan, senin varlığın onun iyileşmesinin önündeki engel bile olabilir. Oysa destekleyici olduğunda, bir gün sana ihtiyaç duymamasını göze alırsın.

Gerçek yardım da galiba tam olarak budur. Birinin sana bağımlı olmasını sağlamak değil, bir gün sana ihtiyaç duymadan kendi hayatına devam edebilmesine katkıda bulunmak.

Mavi hapla unutmak, kırmızı hapla mutlu olmak kolay olabilir.

Zor olan, neden unutmak istediğini ve neden sürekli mutlu olmak zorunda olduğunu anlamaktır. Asıl mesele de belki burada başlıyor. Kurtarıcı olmaktan destekleyici olmaya geçmekte. Çünkü bazen bir insanın ihtiyacı, hayatını onun adına düzeltmeye çalışan biri değil; kendi hayatını yeniden düzeltmek zorunda olduğunu hatırlatan biridir.

Instagram : Murat Tali

Yazar

Exit mobile version