Yaz bitti. Şehirlere döndük. Her geçen yaz daha az yargılayıcı daha çok içimize döner olduk. Şehrin manifestosuna tüm kış ayak uydurabilmek adına güneş enerjisiyle dolarak bataryanın tüm kış yetmesini umduk. Aslında çok daha fazla şey umduk. Tutto passa: Her şey geçer. İşte belki de en fazla buna tutunduk. Yaz boyunca kiminin belinde kiminin kolunda bolca gördüğüm dikkatimden kaçamayan minimal dövmeler… Tutto passa.
Dövme bahsine karşı tutumum çoğu zaman negatif yöndedir. Çünkü gerçekten; birçokları, çoğu zaman bir persona inşası kaygısıyla, kimi zaman görünmeme endişesiyle ve arka planda ‘benim de bir hikayem var’ durumuyla ilintili olarak bunu yaptırıyorlar. Ama ‘tutto passa’ bana çok farklı bir yerden; hiçbir kaygı gütmeyen, bunun bedenin de geçiciliğine vurgu yapan bir yerden üstelik seslenişi; evet hoşuma gitti. Hikaye yok.
Ben yok. Buradayım yok. İki kelime. Tutto passa. Her şey geçer. Her şey de geçecek. Üzüntüler de geçecek mutluluklar da. Ben de gelip geçicem en sonum(n)da. Artık enkazlara ve büyük mutluluklara odaklanıp onları aramak yerine; hayatın o ‘glimmering’ denilen anların sayısını artırmak belki daha onarıcı ve güvenli bir alan gibi gelmeye başladı. Hazların ve mutlulukların geçici olmasının yarattığı hayâl kırıklığıyla karışık güvensiz alan; yerini ‘glimmering’ denilen anların sayısını artırmaya yönlendiriyor. ‘Glimmering’; kahve kokusu, kitap hışırtısı, gün batımı, fotoğrafımızın çekilmediği eğlenceli anlar…
Kapitale boyun eğmediğimiz rafine tercihlerimiz. Fazlasını değil gerçekten değer gördüğümüz şeyi seçebilmek. Kapital kendini her zaman günceller. Ama değer verdiğimiz şeyler hususundaki herhangi bir aşınmada kapitale boyun eğmek zorunda kalırız. Benim için ‘glimmering’ son ses müzik dinlemekse senin için belki de yarım saat yalnız kalmak. İtalyanların iki kelimesi adeta hayatın temiz bir özeti gibi: ‘Tutto passa’. İçimize bir sıkıntı düştüğünde, birazdan bu da geçecek diyebilmek. Ya da birine sarılırken sanki son kez sarılırmış gibi bir melankoliye hiç girmeden, gerçekten hakkını vererek sarılabilmek. Hayatı derinden hissedeceğim hissiyatının gözlemci etkisinden soyutlanarak, her defasında bunu yapabilmek.
Acı ve hüzün. Mutluluk ve aşk. Hepsi geçecekse; o zaman hepsinin hakkını vererek yaşayalım. Ne de olsa en sonunda amaç ve sonuç; kendimizin son sürümüyle tanışmak değil mi?
Instagram Emine Ağırbaş Kocaköse