Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

Varlığının tarafında olmak

Deniz Bana Nasıl Göründüğümü Sormuyor

“Dağ, nasıl göründüğünle ilgilenmez. Bel çevreni de umursamaz.”
Dr. Jud Brewer

Bu cümleyi okuduğumda uzun yıllardır yürüdüğüm bedenle barışma yolculuğum gözümün önünden geçti.

Bir dağın gerçekten umurunda değildir nasıl göründüğümüz.

Deniz de öyle…

Ona kaç kilo olduğumu söylemek zorunda değilim. Yüzümde kaç çizgi olduğunu da… O beni ölçmez, karşılaştırmaz, yargılamaz. Sadece karşılar.

Belki de bu yüzden denizi bu kadar seviyorum.

Çünkü deniz bana nasıl göründüğümü sormuyor.

Yıllarca bedenime dışarıdan baktım. Aynaların, fotoğrafların ve zihnimdeki acımasız seslerin arasından…

Sanki bedenim, içinde yaşadığım bir yuva değil de sürekli düzeltilmesi gereken bir projeydi.

Kendimi keşfetme yolculuğum başladığında bunun ne kadar yorucu bir yük olduğunu fark ettim. Terapiler, öz şefkat çalışmaları, mindfulness eğitimleri… Hepsi beni aynı kapıya çıkardı:

Bedenim, benim düşmanım değildi.

En zor kısmı ise onu olduğu gibi kabul edebilmekti.

İnsan bazen zihnindeki eski sesleri susturmakta çok zorlanıyor.

Dr. Jud Brewer’ın cümlesi bu yüzden beni derinden etkiledi.

Gerçekten de doğa bizden kusursuz olmamızı istemiyor.

Deniz, dağ, gökyüzü, rüzgâr…

Hiçbiri bizi ölçmüyor, karşılaştırmıyor ya da yargılamıyor.

Belki de bu yüzden doğanın içinde kendimize daha kolay şefkat gösterebiliyoruz.

Ben denize her girdiğimde bunu hissediyorum.

Su bana bedenimi unutturmuyor; tam tersine onunla yeniden tanıştırıyor.

Bir kulaç daha atabilen kollarımla…

Nefes alan ciğerlerimle…

Beni taşıyan bacaklarımla…

Özgürlüğü hisseden kalbimle…

Tasavvufla tanıştıkça bedenime bakışım da değişti.

Artık onu sadece etten ve kemikten ibaret görmüyorum.

Bu beden, Allah’ın insana üflediği ruhun bu dünyadaki evidir.

Belki de bu yüzden ona sevgiyle bakmak, ona özen göstermek ve onu olduğu gibi kabul etmek; yalnızca bedenimize değil, bize emanet edilen o ilahi nefese de saygı duymaktır.

Söylemesi kolay…

Yaşayabilmesi ise sabır, emek ve şefkat isteyen bir yolculuk.

Geçenlerde benim için çok kıymetli biriyle sohbet ederken geçmişte bedenimi sevemediğimden bahsettim.

Gülümsedi ve bana şöyle dedi:

Gülaycığım

“Bu bedenle yüzüyorsun. Dans ediyorsun. Yürüyorsun. Spor yapıyorsun. Sevdiklerine sarılıyorsun.”

Bir anda gözlerim doldu.

Çünkü ilk kez biri bana bedenimin nasıl göründüğünü değil, bana hayatı nasıl yaşattığını hatırlatıyordu.

Teşekkür ediyorum canımın canına bu güzel farkındalık için.

O gün anladım ki bedenimi sevmek, ona hayran olmak demek değilmiş.

Onun tarafında olmakmış.

Bilinçaltındaki eski inançları dönüştürmek, yıllarca biriktirdiğimiz gereksiz yükleri ayıklamak kolay değil.

Ama insan bir gün aynaya bakıp kusur aramak yerine bedenine teşekkür etmeye başladığında içeride sessizce bir şey değişiyor.

Belki de gerçek öz şefkat tam da orada başlıyor.

Artık aynaya baktığımda mükemmelliği aramıyorum.

Denize girdiğimde, yürüdüğümde, dans ettiğimde ya da sevdiklerime sarıldığımda bedenimin bana sunduğu hayat için şükrediyorum.

Belki de bedenimizi sevmek; aynaya bakıp kusur aramayı bırakmak, her gün bize nefes aldırdığı, yürüttüğü, yüzdürdüğü, dans ettirdiği ve sevdiklerimize sarılmamızı sağladığı için ona şefkatle teşekkür edebilmektir.

Çünkü insan, hayatı bedeni aracılığıyla deneyimler.

Sevdiğine onunla sarılır.

Denize onunla girer.

Rüzgârı teninde onunla hisseder.

Gözyaşını onunla döker.

Kahkahasını onunla paylaşır.

Ve belki de bütün mesele, bedenimizi kusurlarımızın aynası olarak değil, yaşamı deneyimlediğimiz kıymetli yuva olarak görebilmektir.

O zaman aynadaki görüntü değişmese bile, ona bakan göz değişir.

Ve insan, yıllar sonra kendine şu cümleyi söyleyebilir:

“Kabul edilebilir görünmek zorunda değilim. Ben kendi tarafımdayım.”

Bu yazı, Dr. Jud Brewer’ın beden algısı, öz şefkat ve doğayla temas üzerine kaleme aldığı yazısından ilhamla yazılmıştır.

 

Gülay Can Şimşek

 

Yazar

Exit mobile version