Bir hayatı kutulara sığdırmaya çalışırken, geride kalan emeklere baktım. Evimi tahliye ediyordum, bir taşınma arafındaydım. Uzun zamandır üzerlerine resimler yaptığım, ruhumu üflediğim o taşları kutulara koyup hapsetmek istemedim. Onları özgür bırakmalıydım. Topladım hepsini, bir ormanın kalbine götürdüm. Ağaçların dallarına astım, gövdelerinin dibine, toprağın koynuna serptim. “Ben bir döneme veda ederken, bunlar da dünyaya fırlatılmış küçük neşe tohumları olsun,” dedim içimden. Bir yabancı bulsun, mutlu olsun diye, o vedanın burukluğunu neşeyle takas ederek bıraktım onları.
Oysa evrenin, bıraktığımız her şeyi önce kendi kalbinde büyütüp, tam da ihtiyacımız olan anda kapımıza getiren muazzam bir yankı odası olduğunu henüz bilmiyordum.
Bir kafede oturmuş, kahvemin son yudumlarıyla birlikte ruhuma derin bir teşekkür fısıldıyordum. Taşınmanın, vedaların ve yeni başlangıçların eşiğinde, bu zamana kadar yürüdüğü yollar ve hala parıldamayı seçtiği için kendime, özüme şükran dolu bir manifest yazmıştım. Masadan kalkıp hesabı ödemek üzere kasaya doğru yürüdüğümde, adımlarım beni o görünmez döngünün tam merkezine götürdü.
Orada, masanın üzerinde duruyordu.
Üzerinde ışıkla sarmalanmış bir insan figürü olan o küçük taş.
”Senin olsun,” dedi karşımdaki ses ısrarla, “biri bulmuş, buraya getirmiş. Senin olsun…”
Hayır, o an anladım; o taş zaten benimdi. Evimi boşaltırken ormana emanet ettiğim, ne niyetle yaptığımı bile hatırlamadığım o ışıklı insan, dönüp dolaşmış, tam da ruhuma teşekkür ettiğim o kırılma anında masama konmuştu.
Benden çıkan, dünyaya karışan, yabancı ellerden geçip yeni evimin, yeni yolculuğumun eşiğinde yine bana dönen bir ayna.
O an anladım ki, insan bir alanı boşalttığında ve ellerindekini özgürce dünyaya sunduğunda, aslında kendi geleceğine ışık fırlatır. Başkası mutlu olsun diye bıraktığım o figür, ruhumun kendine ettiği teşekküre hayatın verdiği somut, “Seni görüyorum ve yolunu aydınlatıyorum,” diyen bir yanıttı.
Şimdi o taş, ait olduğu mekanın demirbaşı. Benim dünyayla aramdaki o gizli anlaşmanın, evimi geride bırakırken kendime açtığım o yeni ve büyülü alanın sessiz anıtı. Çünkü bazen insan, kendi ışığını görebilmek ve yeni yoluna devam edebilmek için onu önce dünyaya fırlatmalı ve bir yabancının avucunda kendisine geri dönmesini izlemelidir.
