Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

Meğer meleklerin cennetinde yaşıyormuşuz da haberimiz yokmuş!

Ortaokuldayken din derslerinde bize dört tane melek olduğu öğretilmişti. Gel gelelim, devran değişti, daha ne olduğunu anlamadan, birdenbire bir melek enflasyonudur başladı, bugüne kadar adını sanını bile duymadığımız onca meleğin adını piyasada duyar olduk. Hem de bırakın bunların ‘sade’ melek olanlarını, maşallah hepsi de ortada ‘baş melek kadrosu’yla (Yoksa statüsüyle ya da mevkiyle mi demeliydim?) cirit atıyor!

Hatta bu iş bununla da kalmıyor, kadroya her gün yenileri ekleniyor…

Hicvimi mazur görün dostlar ama cılkı çıktı bu işin; şu anki durumu, hani bir tarihte medyada ve televizyonların haber programlarında da yer bulan ve ”Devlet dairelerindeki kadrolu odacı sayısı hızla artış gösteriyor, her kurumda neredeyse memurdan çok odacıya rastlanıyor, artık kıyıya köşeye, nereye baksan odacı, elini sallasan odacıya çarpıyorsun, vs.!” türünden çıkan haberlere benzetiyorum ben…

Şimdi dostlar; gerçekten merak ettiğim için soruyorum, lütfen bilen birileri bana şu soruların cevabını versin:

Aslında etrafımızda bu kadar melek vardı da biz mi onlardan haberdar değildik? Ya da o zamanlar bize o dersleri veren öğretmenler mi cahildi de bize bir şey öğretemediler? Bu kadar meleğin, her birinin ayrı görevi var da biz mi bilmiyoruz?

Yoksa şu anda birileri bizi fena hâlde kandırıyor mu?

Lütfen açıklayın da ben dahil herkes öğrensin!

Bu arada konunun başka bir yönü daha var: Bir bilgiye göre, melekler insan olmak için çırpınan bedensiz varlıklar yani onlar zaten bize özeniyorlar, bizim gibi olmaya can atıyorlar! Allah’a bu konuda yalvarıyorlar, ”Ne olur bizi de insana dönüştür, onun gibi muktedir kıl!” diye. Hatta şeytan da aslında bir melek ama itaatsizliği nedeniyle Allah’ın huzurundan ve de cennetten kovulmuş…

Ee, o halde bazı insanlar neden bu varlıklardan medet umuyor? Neden dışlanmış, gözden düşmüş bir varlığı örnek alıp baş tacı ediyor birileri? Ve de en önemlisi: İnsan kendinden daha düşük düzeyli bir varlıktan nasıl medet umabilir ki?

Meleklerin Cenneti

Bu tam anlamıyla bir cehalet ve de bilinçsizlik hali değil mi?

Evet, şimdi lütfen bir zahmet sıvayın kolları; cevaplarınızı bekliyorum.

Şimdi gelelim benim bu bilgileri nereden ve nasıl edindiğime! Hemen açıklayayım; emin olun kaynağım çok sağlam:

Dostlar, eminim bilenleriniz vardır (Eh, bilmeyenler de şimdi öğrenmiş oldu!); 2011 yılının Nisan ayında piyasaya bir kitap çıktı. Adı ”Azrail’in Secde Ettiği Adam”; kitabın yazarı değerli dostum Erdal Demirkıran, ben de ‘Detay Adamı’ sıfatıyla editörlüğünü yaptım, bakarsanız künyede görebilirsiniz. Bu kitap aslında bir kurgu roman; Azrail’le, canını almaya geldiği genç bir adam arasında geçen bir diyaloğu anlatıyor: Genç adam ‘din konusunda yanlış bilinen ne varsa’ soruyor, Azrail de bu soruları ‘Allah kanalından aldığı bilgilerle’ cevaplıyor! Yalnız yeri gelmişken şunu da sormadan geçemeyeceğim: Kitabın ‘melek kahramanı’ olarak neden Azrail seçildi dersiniz? İşte o da apayrı bir ironi!

Peki bu kitabın bu konularda gerçekten bir referans kitap olup olmadığını nasıl mı biliyorum?

Biliyorum, hatta eminim çünkü bu kitapta, hiçbir bilginin eksiği gediği kalmasın, insanlar dinle ilgili konularda çelişkiye düşmesin, onu ‘bir inanç sistemi’, kutsal kitapları da ‘insanlara yaşam bilgisini aktaran kitaplar’ olarak görsün, her iki konu hakkında da tamamen tarafsız bilgiler edinsin diye insanüstü bir çaba gösterildi; bu anlamda diğer semavi dinlere ait olan kitaplarla Türkiye’de yayınlanmış ne kadar Kuran meali varsa satır satır incelendi, kariyerini bu alanda yapmış pek çok kişinin bilgisine ve görüşüne başvuruldu…

Bu arada, okurlarıma sesleniyorum: Azrail’in Secde Ettiği Adam’ın devamı, ”Allah’a Borç Veren Adam” da 2015’te yayınlandı; her iki kitap da okumanız için sizi bekliyor, haberiniz olsun!

Dostlar, sözün özü şu: Şimdi her gün bir melek ismi öğrenerek oyalanma değil, gerçeklerle ve kendimizle yüzleşme, ardından da pırıl pırıl, aydınlanmış bilinçler olarak ‘birlik ve bütünlük’ fikrine erişme ve ortak geleceğimizi yaratma yani ‘niceliklerle’ değil ‘niteliklerle’ ilgilenme zamanı! Eğer böyle konularda takılıyor ve bir çıkar yol bulamıyorsak lütfen gerçek kaynaklara başvuralım; onları okuyalım ki aydınlanabilelim. Yolu bu şekilde ve özgür irademizle bulalım ve mümkünse derhal silkelenip uyanalım! Bunları bir an önce yapalım ki artık bu türden enflasyonist ve polemiğe açık konularla kafalarımız karışmasın. Gündem havada kalan, soyut konularla meşgul edilmesin ve de hayatımızda daha ayağı yere basan, daha somut, daha iyi, daha güzel, daha doğru, daha yararlı konulara yer açılsın!

Sevgiyle kalın.

Exit mobile version