Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

Valerie Solanas’ın Bozuk Kromozom Deneyimi

Valerie Solanas, 1967’de yazdığı “Erkekleri Doğrama Cemiyeti Manifestosu”nda; “XY” erkek kromozomu bozulmuş bir “XX” kadın kromozomudur. Dolayısıyla erkek doğuştan bozulmuş bir kadındır; “Erkek dediğin ayaklı kürtajdır” diye bir saptamada bulunur. “Eril olma durumu”nu biyolojik bir eksikliğe bağlar!

“Bu toplumda hayat, en iyi halinde bile can sıkıntısından ibaret olduğundan ve toplumun hiçbir tarafı kadınlara uygun olmadığından; uygar-kafalı, sorumlu, heyecan arayan dişilere, hükümeti yıkmak, para sistemini bertaraf etmek, her alanda otomasyonu kurumlaştırmak ve eril cinsi yok etmekten başka çare kalmıyor,” diyen Valerie Solanas’ın yaşam öyküsüne baktığımızda, başına gelenlerden sonra sağlıklı düşünemeyen bir kadın olduğu yargısına varacağımız birçok görüş ortaya atıldı. Yazdığı manifestonun, ruhunun karanlık tarafının dışa vurumu olduğu ve ciddiye alınmaması gerektiği “eril entelektüeller” tarafından hep söylendi. Gördüklerimiz, okuduklarımız ya da bizim algılarımız, Valerie Solanas gerçeğini hayali bir karaktere mi büründürmektedir?

Valerie Solanas, 1967’de yazdığı “Erkekleri Doğrama Cemiyeti Manifestosu”nda; “XY” erkek kromozomu bozulmuş bir “XX” kadın kromozomudur. Dolayısıyla erkek doğuştan bozulmuş bir kadındır; “Erkek dediğin ayaklı kürtajdır,” diye bir saptamada bulunur. Eril olma durumunu biyolojik bir eksikliğe bağlar. Radikal bir görüş/saçmalık gibi görünse de milenyum çağının başlangıcında bu iddiasını, yani erkeklerin bozuk kromozomdan olduğunun  doğruluğunu  ana akım biyoloji bilimi tarafından kanıtlandı. “İnsan kadındır” saptaması artık bir hipotez değil, kesinliktir.

Solanas, “S.C.U.M”da bir toplum ütopyası sunar:

Ütopyasında, akıllı kadınların başına elektron bağlanıyor, bu kadınlar da erkeklere bağlanıyor ve erkekler ancak böyle düzelebiliyorlar.

Tabii ki bu söyledikleri “Solanas’ın kuramlarının” ciddiyetini tartışmaya açarak, saçmalık olarak adlandırılır. Ama kimse demez ki, “elektron bağlantısı aslında kadını anlamak için bir empati kurma yolu mu?” Şiddet dilini metafor olarak kullanmasına rağmen, yazdıkları irdelenmeye gerek görülmeden toplum düşmanı olarak suçlanır. Solanas’ın, toplumun kadına bakış anlayışını, yine toplumun yüzüne kusan dehasıyla ileride oluşacak bir olguyu öngördüğünü ve o anlamda kadın öncülerden biri olabileceği gerçeğini bugün kabul etmek gerekmiyor mu?

9 Nisan 1936’da New Jersey’de dünyaya gelen Solanas’ın radikal feminst düşüncelerinin oluşmasında, çocukluk ve ilk gençlik dönemi önemli yer tutar. Çocukken babasının tecavüzüne uğraması; 1940’larda ebeveynlerinin boşanmasının ardından annesi ile birlikte Washington’a taşınması; isyankar ruh yapısından kaynaklı aile bağlarının zayıf olması; Katolik okuluna gitmeyi reddetmesi sonucunda da alkolik olan büyükbabasının onu kırbaçlamasıyla eril dünyaya karşı kadınca tavrı belirginleşmeye başlar. On beş yaşında yalnız başına yaşmaya başlaması, üniversiteyi bitirerek, Minnesota Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde yaklaşık bir yıl ihtisas yapması; ama, devamında fahişeliği bir süre meslek olarak tercih etmesi; kadın-erkek dünyasını anlaması açısından şaşmaz deneyimleridir.

1966 yılında Greenwich’e yerleşerek, ‘Up Your Ass’ (Kıçınıza Girsin) adlı oyunu yazdı. Oyun erkeklerden nefret eden bir fahişeyi konu alıyordu. Bir versiyonunda kadın adamı öldürüyordu, diğerinde ise anne oğlunu. 1967 yılının başlarında Andy Warhol’a giderek oyununun bir kopyasını incelemesi için verdi. 1967 yılında Solanas, Scum Manifesto’yu yazdı. SCUM Manifesto’yu yazdığı 1967’nin sonlarına doğru Warhol çıktığı bir geziden geri döndüğünde Solanas ona verdiği ‘Up Your Ass’in kopyasını geri istedi. Warhol eseri kaybettiğini söyledi. Solanas ısrarla onu aramaya devam etti ve Warhol’dan oyunu için para talep etmeye başladı. 3 Haziran 1968’de Solanas, Warhol’la karşılaştı ve tabancasını üç kez ateşlerken hiç tereddüt etmedi. İlk iki atış boşa gitmişti ama üçüncüsü Warhol’un sol tarafında ağır bir yara bırakmıştı. Warhol kanlar içinde yere düştükten sonra, Solanas iki kere de orada bulunan küratör ve sanat eleştirmeni Mario Amaya’ya ateş etti. Solanas o akşam polise teslim oldu ve şöyle dedi: ‘‘Andy Warhol’u vurdum. Hayatımı fazlasıyla kontrol altına almıştı.’’ Sonrasında ise bunu neden yaptığı sorularına şu cevabı verdi: ‘‘Pek çok nedenim vardı. Manifestomu okuyun, orada ne olduğum yazıyor.’’ Valerie Solanas 26 Nisan 1988 tarihinde San Francisco’da yoksulların kaldığı bir otelde yalnız öldü.

İşbu yazının “eril” yaratıcısı olarak çuvaldızı önce kendime batıracağım: Valerie Solanas’ın başına bağladığını varsaydığım elektron kablolarının bir ucunu da kendime bağlayarak, x genimi tamamlamaya çalışacağım. Böylece “biyolojik bir kaza”dan yara almadan kurtulabilirim belki. Madem ki yarım kalmış dişi olarak var olmaktayım, kendimi tamamlamalıyım değil mi? Solanas, kadınlarda penis haseti yoktur diye kestirip atıyor ve bu hasetin salt eril cinse ait olduğunu söylüyor: “Erilde vajina haseti vardır!” Bu hasetimizden dolayı biz eriller de, dişi olamamamızı telafi etmek adına çıkardığımız savaşlarla, şiddetle, tecavüzlerle, merhamet yoksunluğumuzla dünyayı bir bok yığını haline getirdik. Bütün vajinaların kendimin olmasını istememden kaynaklı olarak, güzellikler adına parmağımı bile kıpırdatmadım. İşbirliği yapmak isteyen dişileri salt vajina olarak gördüğümden, düşüncelerini asla merak etmedim, tek derdim bir vajinayı nasıl kaygan hale getirebilirdim?

Birey olmak isteğim, yine kendi cinsimin farklılıklarını gördüğümde zayıflıyordu. Bu farklı olma durumu, onların güçlü, kendimi zavallı hissettiriyordu. Pasif eşcinsel olmadığımı onlara da kanıtlamam için yapmam gereken biz erillerin yasasında yüzlerce yıldır yazılıydı oysa:

İbne olmadığını kanıtlamak için, karşına çıkan tüm hatunlarla düzüşmelisin der kitap! Babafingonun gerçekliğiydi bu! Benmerkezci olmanın daniskası! Sonuç; başkalarını anlama, sevme başkalarıyla özdeşleşme, arkadaşlık kurma, duygulanma, şefkat yeteneğinden yoksunluk. İnsanca ilişki kuramamaktan kaynaklı izole olma durumu yani!

Zekamın, salt güdülerime/ihtiyaçlarıma hizmet etmesinden dolayı, yaşadığım akıl tutulması, empati yoksunluğu ve ereksiyon olduğum sürece arayacağım vajinalar toplamı!

”Olduğu şeyden ve yaptığı hemen her şeyden utanan eril, hayatın bütün alanlarında mahremiyet ve gizlilik konusunda ısrar etse de aslında kendisinin, mahremiyete hiç saygısı yoktur. Boş olduğu ve ayrı, bütünlüklü bir varlığa ve seveceği herhangi bir benliğe sahip olmadığı için sürekli olarak kadınlarla birlikte olma ihtiyacı duyduğundan, tamamen yabancısı bile olsa bir kadının düşüncelerine herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde fütursuzca girmekte bir sakınca görmez. Hatta böyle yaptığı için bozum edilirse kendisini hakarete uğramış hisseder ve öfkelenir.”

Biz “Eril” dünyanın zavallıları, Valerie Solanas’ın hakkını vermemiz gerekiyor. Bu kafayla herhangi bir gerçek toplumsal devrimin gerçekleşmesi kesinlikle mümkün değildir. Statükonun sürmesini istiyoruz ve hepimizin bildiği gibi: “Aşağıdaki erkeklerin bütün istediği yukarıdaki erkek olmaktır.”

Yaşamı dostluktan ve sevgiden mahrum ettiğimizi bilmezden gelerek, yerine koyduğumuz sanat/kültür, ilkelliğimizi saklamaya yetmemektedir. Derin konular, semboller eril dünyanın “insani” olmasını sağlayamamaktadır:

“İnce şeyleri değerlendirme, yalnızca bok varken mücevher görme gibi yetenekleriyle gurur duyarlar. Bokta güzellik görmeleri gerekir, çünkü görebildikleri kadarıyla alabilecekleri tek şey boktur.”

Manifestosunu okuduğumuzda Valerie Solanas’ın kim olduğunu öğrenmenin dışında, eril toplum karşısında bir kadının nasıl ayakları üzerinde durabileceğinin şifrelerini çözebilir miyiz? Böyle bir deneyime ne kadar hazırız bilemiyorum. Bugün bile Solanas’ın düşünceleri terörize edilmektedir. Kadın cinayetleri, bitmeyen şiddet sanırım biz erillerin tamamlanmamış kromozomları eksik kaldıkça sürecek.

Kitap: Bayram SARI

indigobayram@gmail.com

Erkekleri Doğrama Cemiyeti Manifestosu: Valerie Solanas

Çeviri: Ayşe Düzkan

Sel Yayıncılık, S:92

Exit mobile version