Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

A noktasından B noktasına

Hayat tam gaz giderken bazen bir anda durur insan. Bu ani freni algılayamaz beden. Oldukça sarsıcıdır bedenindeki ruh içinde… Kafayı direksiyona çarpmak değildir korkunç olanı. Yüreğin ağza gelmesi de değildir. İlk bakışta korkunç olan, anlamsız gidişin farkına varmış olmaktır.

Beden sarsılarak durmuştur en nihayetinde. Ancak kalbin işi biraz daha zordur. Paniği atlatana kadar sürekli çırpınır durur anlamsızlık kafesinde… Bir anlam arayışındayken insan adeta her görüntünün her hissin ve her düşüncenin flu olduğu araftadır. Ve bir iç hesaplaşma başlar insanı insan yapan her noktada…

Zihin der ki:

‘Hayat devam ediyor kalk gidelim.’

Ruh ise çok yorgundur. Soluklanmak ister. Çünkü beden ve zihnin yükü çok ağırdır. Üstelik hayat da, çok engebelidir. İlerlemenin durağanlaştığı zamanlarda ruh durup soluklanmak ister. Ruh; anlamların içinde daireler çizdiğinden emin olduğunda durur. Geçtiği yollar zorludur. Ancak hem zorlu hem de anlamsızlaştıysa belki de yön değiştirme vakti gelmiştir…

Bugün bir çoğumuz çok yorgunuz. Bedenlerimiz mi ruhumuzun sırtında kambur? Yoksa ruhumuz mu bedenimize fazla geliyor? Bilemiyoruz… Ancak çok yorgunuz. Gözlerimizden okunan yorgun çocuk ibaresi neden? Gözlerin altına yerleşmiş koyu hareler neden var? Kapılıp gittiğimiz rüzgar bizleri nereye götürüyor? Yolculuk yarına ise yarının daha anlamlı olması gerekmez miydi? Sorun nerede peki?

Hayat; ruh için eşsiz bir deneyim aracıdır. Peki ruh gideceği yönü nereden bilebilir? Her sapılan yolda ve her dönülen kavşakta hep aynı levhalar görülüyor belki. Ancak bu levhalar vadettiği anlamlara ulaştırmıyorsa bunun nedeni ne olabilir? Engebeli hayatlar canı acıttığı kadar okşamıyorsa ruhu; bu nedendir? Bu; elbette varoluşta sürekli soru işaretlerinin tümsekleşip yaşam aracına zarar vermesindendir. Tümsekler ya yaşamla alıp veremediğimiz alışverişlerimizdir, ya hissizliğimiz, ya da körlüğümüzdür… Hatta bu körlük bazen öylesine karanlıktır ki hayalleri bile simsiyah edebilir. Bizler için bir yaşam aracına sahip olma illüzyonunu da yaratabilir egomuz. Ancak varoluşu sevebilenler bu illüzyonu aşmaya muktedirdir. Gerçekten sevmek yaşamı ve gerçekten sevebilmek nihai sonucu… Belki de hayat yalnızca sevgiden ibarettir. Kim bilir?

yaşam yolu ve bizim yolculuğumuz…

Yaşam elbette her birimizi A noktasından B noktasına götürecek bir araçtır. B noktasına ulaşmak kaçınılmaz olandır. Ancak esas olan ruhun B noktasında yorgun aracı terk ederken yeterince insanlığı kavramış olmasıdır. Yoksa bu dünyevi yolculuk sonunda yanımızda götürebileceğimiz başka bir değer yoktur. Yalnızca ruhumuz ve insanlık adına deneyimlerimizdir bu serüvenin getirisi…

A noktasından ve B noktasına giden yol aslında gerçek bir doğrudur. Bu doğrunun ucundaki parlak ışığı görmek perdesiz gözlerle mümkündür. Ve ancak araca değil, varoluş amacına dahil olmak suretiyle mümkündür. İnsanın en büyük yanılgısı sahip olduğu yaşam aracına bağlanmak ve bu araca aşırı dünyevi yüklemeler yapmaktır. Bu yüklerin hepsini B geçiş noktasında bırakacağını bile bile doyumsuzca yüklemektedir insan. Elbette A-B doğrusu üzerinde ilerlerken bolluk ve bereket de bizlerin hakkıdır. Çünkü evrende her birimize yetecek bolluk mevcuttur. Sistemlerden ve bereketin bizim hakkımız olmadığını beynimize kazıyan inanışlardan bahsetmiyorum. Tabii ki bunlar da yaşam yolunda refah seviyemizi aşağı çekme gayretinde olanlardır. Yapmamız gereken tek şey güvenmek, minnet etmek, arınmak ve yola devam etmektir.

Yolda elbette bozuk plak misali susmayan bir zihin bize eşlik ediyordur. Tabii buna ek olarak, doymayan egomuz da. Ve bu hain ikili, ruhu kandırabilirler ise yaşam aracının kontrolünü ele geçirirler. Bu kontrolsüz kontrol de onları en nihayetinde B noktasına götürecektir. Ancak ego-zihin kontrollü her yaşam yolun sonunda yanılgıları biriktirdiği bagajlarından muaf tutulacaktır. Bu durum çıplak gelinen Dünya’yı çıplak terk ederken yanında sadece soru işaretlerini götürebilmekten öte değildir. Ne yazık ki yalnızca açgözlülükle heba edilmiş hayatlar, ruhların gözlerinin arkada kalmasıyla sonuçlanır. Hayat; doyumsuz egoyu doyurmak veya susmayan zihni rahatlatmak değildir. Hayat; insanlık deneyimini ilahi anlamlarla donatabilme sanatıdır. Yanımızda götürdüğümüz eser de arkamızda bıraktığımız eserler de yalnızca anlamlar ile yüklüyse kıymetlidir.

Artık aydınlanmış ruhlar; ego-zihin ikilisini arka koltuğa atıp direksiyona kendileri geçiyor. Diğerlerini de uyarmak amacıyla dörtlüleri yakarak yollarına devam ediyorlar. Bu nedenle delilik ile yaftalanmaları da kaçınılmaz oluyor. Ancak durumun dışarıdan nasıl göründüğü onlar için önemli değil. Onlar için önemli olan gerçekleri paylaşmak. ‘Gerçekleri bilmek, ışığı görebilmek her insanın hakkıdır’ ilkesiyle ilerliyorlar. İşte bu azınlık belki de çılgınca bir şekilde diğerlerine kaynağı göstermeye çalışıyor. Her biri kısmen başarılı da oluyor. Günümüzde Dünya’daki aydınlanmış ruhların sayısı azımsanamayacak kadar fazla. Ve her geçen gün yol göstericiler de onlar sayesinde uyanıyor ve artıyor. İnsanlığın kayıp parçaları yollara saçılmış durumda. Bu ışıklı ruhlar tüm kayıp parçaları bir bir toplayıp nihai sonda bütünsel eseri tekrar oluşturabilme derdindeler. Yaradan’ın yarattığı yaşam yolundan sonsuzluğa açılan kapıdan geçiyor aydınlananlar. Yüzlerinde bir tebessüm var çünkü ruhlarına yapışan insanlık parçalarını gururla taşıyorlar. Yalnızca yanlarında getirdikleri gerçeklikleri varoluşa katıp yolu tatminle sonlandırıyorlar. Aslında her şey bu kadar basit. İnsanlığın yolu açık… Sizin de yolunuz açık ve ışıklı olsun.

Exit mobile version