Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

Güllerin içinden…

Adam keşfe çıkmıştı. Günlerden bahardı. Gökte şirin güneş göz kırpmakta ve hoş gelen oyuncu leylekler bulutları şaşırtmaktaydı. Adam meraktaydı ve bazı anlamlar bulacağını umuyordu.

Kararlıydı… Biraz gezindi. Kafa sallamak suretiyle bazı bitkilerle selamlaştı. Çayırlarda kendine gölgelik bir yer buldu, oturdu… Kafasına elma düşmesini beklemeyecekti elbette. O nedenle yanında getirdiği elmasını çantasından çıkardı ve kocaman bir ısırık aldı. O anda kırmızı bir gül ile göz göze geldi. Gül; başını hafif yana eğmiş, gülümsüyordu. Adam çok aceleciydi. Sorular sorun olmuştu ve daha fazla içinde tutamadı…

‘Bir gül bitkisinin anlamı nedir?’ dedi.

Hiç bir anlamım yok; anlamın ötesindeyim’ dedi gül…

‘Seni bilimsel olarak inceleyebilirim. Bunun için seni parçalarına bölmem ve yaşamının işleyişini kavramam yeterli!’

‘Peki ya bir ‘gül’ parçalarının bütününden fazlasıysa?’ dedi Gül naif boynunu bükerek.

Gülün sözleri adamı adeta dondurdu. Adam tıkandı. Verecek cevap bulamadı o an. Durumu belli etmemek  için elmasından bir ısırık daha aldı. Ve gül sözlerine gururla devam etti…

‘Beni fiziksel olarak algılayabilirsin elbette. Ancak yaradılışımda ki şiirselliğimi görmüyor musun? Fiziksel işleyişimi anladığında beni öldürmüş olacaksın. Benimle beraber anlamım da gidecek, anlamım fiziğimde değil çünkü. Siz insanlar her bütünü parçalarına indirgeyebileceğiniz yanılgısından ne zaman vazgeçeceksiniz?’

Adam Gül’ün bilgeliğinden oldukça etkilendi.

‘Peki sevgili Gül; tüm bu bilgileri nereden biliyorsun?’ diye sordu.

‘Bir varlık, örneğin bir insan; parçalarının genel toplamından fazlasıdır değil mi?’

‘Elbette! Ancak sen bir insan değil sadece bir bitkisin!’

‘Ah çocuk! Zavallı çocuk! Tabii ki ben bir bitkiyim. Ancak şiirselliğim olmasa sizler beni sevgililerinize götürür müydünüz? Ben kişilerin kalbine dokunabilirim. Aşk gibi bir varlığım, tıpkı senin gibi… Aslında çok da farkımız yok birbirimizden.’

Çarpık bir gülümseme yarattı Gül’ün bu sözleri adamda. Sanki alındı güzel sözlerden. Bu nasıl olabilirdi?

‘Lütfen saçmalama! Hah! Sen ve ben! Pek farkımız yok öyle mi?’

Bir şimşek çaktı gökyüzünde. Olağan bahar yağmurları yaratılanları beslemeye ve yaradılışı dönemsel olarak canlandırmaya geliyordu. Umut dolu gözlerle gökyüzünü süzdü kırmızı ve alımlı gül.

’Şiirsel bir varlığı anlamak için onun anatomisini bilmen yetmez küçüğüm. Onu sevmen de gereklidir. Yoksa onu asla anlayamazsın. Ben seni seviyorum.’

Adamın insani egosunu delip geçti naif Gül’ün içtenliği. Ve sözlerine devam etti ‘gül’.

‘Şuan senin ruhuna dokunuyorum ancak sen bana mantığınla cevap veriyorsun çocuk. Bu şekilde beni anlaman imkansız. Mantığın senin veya başkalarının tecrübelerinden ulaşılmış sonuçlardan ibaret. Ancak ben seni tüm gerçekliğinle görüyorum. Ben hayatın ta kendisiyim. Seni görüyorum ve hatta seni hissediyorum. Beni ve kendini tüm gerçekliğinle kabul ettiğinde sen de göreceksin.’

Ömründe ilk kez kendini çıplak hissetti adam. Evet Gül haklıydı. Sadece bir güldü ancak haklıydı…

‘Peki ne yapmalıyım?’ diye sordu adam çaresizce.

‘Şu uçsuz bucaksız çiçek bahçelerini görüyor musun? Tüm Gonca güller baharın müjdecisi gibiler… Tamamen şiirseller. Anlamlara ihtiyaçları yok çünkü anlamlı olan kendileri. Bunu biliyorlar. Siz insanlar anlamları hep dışarıda arıyorsunuz. Ancak anlamlı olan sizsiniz. Ayrıştırarak anlamlandıracağınızı düşünseniz de, sevginin birleştirebildiğini göremiyorsunuz. Ancak severek anlayabilirsiniz.’

‘Biraz daha açar mısın lütfen? Açıkçası ben kendimi çok da anlamlı bulmuyorum’ Dedi adam.

‘Peki… Sen hiç mütemadiyen ışık arayan ateş böcekleri gördün mü?’

‘Elbette hayır. Peki sen gördün mü?’

‘Işığının farkında değilsin. Anlıyorum. O nedenle benim ışığımı da göremiyorsun.’ dedi Gül üzülerek.

‘Ne yani yoksa ben de mi şiirselim? Ateş böceklerinden kastın insanlar mıydı?’ diye sordu adam.

‘Elbette şiirselsin. Ben nasıl bir ‘gül’ olarak bütünsem ve eşsizsem sen de öylesin. Ve hepimiz yaradılışın kıymetlisiyiz. Birlikte çok güzeliz, anlamlıyız. Bunu göremiyor olman çok acı… Kendileri ışıl ışıl parlarken insanların gören gözleriyle kör olmaları çok korkunç. ’

‘Tüm bunları nereden biliyorsun? Ben de iyi bir eğitim aldım ancak bunları göremiyorum.’

‘Senin bilgilerin yalnızca fiziksel, kimyasal veya biyolojik. Ve hatta başkalarının ürettiği felsefeler olabilir. Ancak şuan öğreniyor oldukların senin deneyimlerindir. Kısacası asla çok bilgili olma çocuğum, o zaman bilirsin.’

‘Bu da ne demek oluyor?’

Gerçeklik bitmez tükenmezdir. Artık her şeyi biliyorum diyebileceğin noktaya asla gelemezsin. Bildikçe, ne kadar bilmediğini farkedersin. İçgörün büyüdükçe, gizem de büyüyecektir. Bu noktada korkma. Bilmemenin son noktasında tüm bilgiler kaybolur ve bir sis perdesi etrafını sarar. Ansızın sen de o sisin parçası olursun. Bir olursun… İşte benim bildiğimi düşündüğün tüm bilgiler bundan ibaret.’

Sanki konuşmaları duymuşçasına tekrar gök gürledi ve görülebilecek her noktayı ıslatabilecek güçte sağanak başladı… Batan güneş ikisinin de suretini okşadı ışınsal dokunuşlarla.

‘Şükürler olsun…’ dedi gül.

Yaprakları kırmızı kocaman yakut parçaları gibi parlıyordu yaz yağmuruyla. Ve gövdesi onu kollayan sert zümrütlerden ibaretti. Daha önce böylesine aşık olmamıştı yaradılışa adam. Bu bir devrimdi adamın kalbinde oluşan…

‘Sanırım görebiliyorum… yani hissediyorum…’ dedi adam utanarak.

‘Şüphem yoktu. Sen görebilmek için bana geldin. Hoş geldin kaşif.’ dedi gül gururla.

Aşk…

Aşk; bir gülün kızıllığında gün batımı;

Ve aşk; adamın grilerinde yaşamın renklerini bulması…

Aşk; bir gülün bahar yağmurlarıyla dansı;

Veya aşk; kendinle bir gül bahçesinde tanışmak …

Aşk…

Exit mobile version