Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

Kibir

Size babamın sıklıkla anlattığı bir Zen hikâyesi anlatmak isterim. Şaka şaka. Bildiğimiz derviş menkıbesi.

İki kardeş varmış hak yolunda. Biri demiş ki şehirde insanlar arasında günahlardan uzak durmak zor. Ben köyün çobanlığını yapayım günümü de ibadetle fikir zikirle geçireyim. Öyle de yapmış. Kısa zamanda hali değişmiş, keramet göstermeye başlamış. Diğer kardeş şehirde kalıp ayakkabı tamircisi olarak hayatını benzer şekilde devam ettirmiş. Bir gün çoban olan kardeş hayvanlarından sağdığı sütü bez torbaya koyup şehre kardeşini ziyarete gitmiş. Kardeşine götürdüğü sütü dükkânın duvarındaki bir çiviye asmış ve kardeşi ile sohbete başlamış. Bu sırada ayakkabısını tamir için bir kadın müşteri gelmiş. Ayakkabısının tekini çıkarmış ve tamiri için oturup beklemeye başlamış. Kadının topuğunu gören çobanın hali değişmiş. Kadın gidince bakmışlar ki bez torba içindeki süt damlamaya başlamış. Kendinin farkına varan Çoban, kardeşine senin manen gelişmene engel olan manzaralar demek ki bunlar demiş. Diğer kardeş ise dağda ermenin kolay olduğunu söylemiş ve eklemiş nereden biliyorsun gelişmediğimi? Parmağını ağzına götürüp ıslatmış ve besmele ile sütün damladığı yere değdirmiş. Sütün damlaması durmuş.

Şimdi bu nasıl yazı ne giriş ne gelişme var diye düşünüyor olabilirsiniz. Fakültede bir hocamızın epey farklı bir ders anlatma yöntemi vardı. Nedenini sorduğumuzda yöntemini şok eğitim diye tanımlar, herkesin dikkatini çekmek ve öğrettiklerinin kalıcı olmasını sağlamak için bu yöntemi uyguladığını söylerdi. Benim de dikkat çekmek istediğim bir husus var. Son zamanlarda hem kendim hem de arkadaşlarım ile aramı açan bence önemli bir husus. Okuyacaklarından alınanlar olabilir. Yazının sonunda helalleşiriz. Ama konu önemli. Şöyle ki hayat zor ve son zamanlarda üzerimizdeki gerilim daha da arttı ve artıyor. Bilmem dünya üzerinde yaşayanların sınavı her daim zordu. Bilmem en zor zamanı bize denk geldi. Gerçek şu ki üzerindeki gerilime arttık güç yettiremediğimiz için kapı kapı derman arar olduk. Neden bunları yaşıyoruz? Neden Yaradan bize bunların yapılmasına izin veriyor? Gibi birçok soruyla kapılar çalıyoruz. Her kapının bekleyeni var. Öyle zannettiğiniz gibi üç harfliler pardon negatif varlıklar değil kastettiğim. Sizi şifalandırmak için bekleyen üstatlar?! Yüzünde kocaman gülümsemesi, ardında varlığından haberdar olmadığı iki dişli mızrağı. Şeytanın mızrağını mı hatırlattı? Varsın hatırlatsın. O da bir zamanlar melekti. Lucifer Morningstar (Sabah yıldızı). Pardon pardon. Bildiğiniz iblis. Günahı ise kibir idi. Görevini (iş demiyorum. İşi siz bulursunuz. Görev sizi bulur ve genelde de kaçışı yoktur) hakkı ile yapan güzel ruhları tenzih ediyorum. Benzer yollardan geçip öğrendiklerini hazmedememiş farklı nedenlerle kendine şifacılığı iş edinmiş belki kendi yaptığının idrakinde bile olmayanları kastediyorum. Onları nasıl tanırsınız? Hemen sizin çakralarınızı dengelerler hem de bilgisayarlı. Durun kafam karıştı o bilgisayarlı rot balans ayarı değil miydi? Neyse! Auranızı temizlerler. Size çok uzaklardan şifa gönderirler. Yarım saat bile sürmeyen sohbetten sonra sizi, sizden daha iyi tanıyıp tedavi önerilerinde bulunurlar. Farklı enerji hatları üzerinde öğrencileriyle enerji çalışması yapar dünyanın frekansını sıfır virgül bilmem kaç hertz yükseltirler. Neden? Üzerindekilerle birlikte dünyanın tekâmülünü hızlandırmak için. Dünyayı şifalandırmak için. Hayatınızı zorlaştıran insanlarla bağınızı kesmeyi öğretirler. Sizi zorlayan kontratlarınızı iptal ederler. İptal. İptal. İptal. Meditasyonda gözlerinin önüne çeşitli semboller gelir. (Görsel bir insansanız ve tefekkür ya da meditasyon halinde sebat ederseniz imgeler de görürsünüz, bazı şeyler de hissedersiniz. Yaradan’ın kanunlarında hepsinin yeri ve nedeni vardır.) Sabah kendisine yeni bir şifa enerjisi ya da yeni bir sembol verildiğini ilan eder. Nasipleri açma vs gibi isimleri uzun bir liste olan şifa terapileri yapar. Bir gün kanal oluverir ve bize ötelerden bilgiler getirir.

Aslında hepimizin yola çıkma nedeni aynıdır. Dünyaya geliş sebebimiz gibi. Ama bu yol dikenlidir ki bunlara dikkat çekmek istedim. Hem kendinizi hem de başkalarını yakarsınız. Yaradan’ın kuralları bellidir. Her şey için yaratılmış bir mekanizma vardır. Dinler bunlara farklı sembollerle değinmiştir. Çakralarınızın dengesi bozulmuşsa bir nedeni vardır. Siz bazı şeyleri fark edip düzeltmedikçe onun dengesi düzelmez. Başkası senin için bunu yapamaz. Sürekli negatif işlerle uğraşıyorsan başkalarına haset ediyorsan, kendini diğerlerinden üstün görüyorsan, hak yiyiyorsan auran temizlenmez, enerji alanın genişlemez. Enerjin yükselmese de birileri kulağına bir şeyler fısıldar. Nefsindir, bir alt enerji seviyesinin varlıklarıdır duyduğun. Korkarsın, korkutursun. Üst enerji seviyesindeki varlıklar korkutmaz. Senin yanında insanlar huzurlu mu bir bak. Sen gurunun?! Yanında huzurlu musun?

Madem ki hayat bir sınav. Hocan senin sınav sorularını değiştiremez, sınav öncesi soruları sana veremez ya da soruların bazılarını çıkartamaz. Sen bağ kestin diye o insanların senin hayatındaki işlevleri bitmedikçe gitmezler. Gitse, yerine daha fenası gelir yine nasırına basar. Her şey kendi düzeninde akıp gidiyor. Her şey aslına hizmet ediyor. Enerji ve şifa çalışmaları sen kendi özünü fark et diye var. Kendini tanımadığın, içinde yaşadığın evrenin arka planını, çalışma sistemini bilmediğin için diyorsun ki bu iyi bu kötü. Dualite sen bir şeyleri öğren diye var. Yapılan bilimsel bir çalışma sonuçları bir makale ile yayınlanmış ve yoga ve meditasyon yapanların egolarının daha da şiştiği ve kendilerini yapmayanlardan daha değerli gördükleri ortaya çıkmış.

Can acısıyla kaçtığımız bir ateşten diğerine düşmeyelim. Hikâyelerimiz ve kibrimiz hem yukarıdaki menkıbe ile hem de Şeytan’ın cennetten kovulma hikâyesi ile benzer. Uyanık olup kalbimizi sürekli yoklayalım. Bu yoldaki kardeşlerime yüklendim ama benzer şeyler diğer inanç sistemlerinde de var.

Tüm okuduklarınızı önce kendi nefsime yazdım. Yazdıklarımdan alınanlardan, yarattıklarını tiye aldığım için Yaradan’dan af dileğiyle…

Exit mobile version