19’una girmiş 2O’sine merdiven dayamış bir durumda üniversiteye gittiğimde bir kız tanıdım; bana çok ilham veren, hayata daha farklı bir yerden bakmama vesile olan ve en çok da kendimi bir başka versiyonumla tanıştırmama aracı olan bir kız.
Günler birbirini kovalıyordu ben ise biraz daha yakınlığa, her geçen gün biraz daha geç kalıyordum. Bazen hayatta bir şeyler ararsın; tam olarak ne aradığından emin olamadığın yaşlardır o yaşlar…Bazen ilgi ararsın, bazen şaşırmak istersin, bazense sana ilham verecek bir insan ararsın. O dönemler de içgüdüsel olarak aradığım buydu sanırım: ‘ilham‘…

Bu kız uzun uzun yürüyor, çok düşünüyor, bazı sorulara sen cümleni bitirmeden cevap veriyor, bazılarına da cevap vermek için birkaç dakika düşünüyor. Çoğu zaman anlaşılamıyor. Çünkü tanımlanmak için fazla komplike. Hiç tanımayanlar ise bir yabani olduğunu, oda arkadaşları çok cana yakın ve esaslı olduğunu, bazıları çok mesafeli durduğunu söylüyor. Bana kalırsa şahsına münhasır.
Tek başına kahvaltıya gidiyor, tek başına işlerini görüyor, destek talep etmiyor, şikayet etmiyor, söylenmiyor ve çokça gülüyor. İster cool de ister mesafeli ama çocuk gözlerinin altı çok dolu. Tek başına beach e gidiyor, odadaki herkesi gönderip odada günlerce yalnız kalıyor, mum yakıyor, ritüel yapıyor…Sene 2008; Instagram yok, aforizmalar yok, manifestler yok, solo travel olayları yok, ama bunları yapan bir kız var. Kız; bakıyor, gözlemliyor, hissediyor ama asla yargılamıyor.
Geç saatlerde yurda dönüşlerinde, ‘neredeydin’ diyen yurttaşlarına ‘işim vardı’ deyip; gizem uyandırıyor, anlatmıyor, sona saklıyor. Ve tüm bunları içgüdüsel bir şekilde yapıyor, ne olduklarını bilinç düzeyinde değil ama gizliden gizliye bildiği…İşte bu yüzden aslında yön veriyor; o, ‘ilham veren kadın’ oluyor.
Herkes uyurken geceleri kulaklığını takıp salıncağa biniyor, hayal kuruyor, tasarlıyor, analog fotoğraf makinesi kullanmakta ısrar ediyor, negatifleri ise asla atmıyor. Ve işin en garip kısmı; aslında özgüvenli yetiştirilmemesine rağmen zamanla birlikte çok özgüvenli oluyor. Terapi seansı yok, psikolog yok sadece içsel şifalanma yetisi var ve ona gerçekten sıkı sarılıyor. Çünkü aslında güç içeriden geliyor. İşte bu yüzden gizemli, cool ve ilgi çekici duruyor.
Kitabın bir sayfası günlerce açık kalıyor ve dönüp dönüp aynı sayfayı tekrar okuyor. Bir şeyler arıyor, pas geçmiyor, ısrar ediyor. Bunları yapan bu yılların 40 yaş döngüsündeki bir kadın olmuyor; o yılların 20’sindeki bir kız oluyor…Ve benim içimde de bazı tuşlara ister istemez basılıyor.
O zamanki aklımla bu durumu tam çözememişken; şimdi görüyorum ki, O, aslında Revati’nin koruyucu balıklarıyla dünyaya gelmiş özel bir ruh…Onu gerçekten çok seviyorum ve ona sıkı tutunuyorum. Çünkü onu bırakırsam aşağısı uçurum…
Yazar Emine Ağırbaş Kocaköse





