Cehennemin çıkış kapısı

Hayatınızın bir yerinde yaşadığınız bir şey o kadar ağır gelir ki orada kendinizi kapatırsınız. Sanki bunu hiç yaşamamışsınız, sanki o insan bu denli fütursuzca canınızı yakmaya hiç kalkışmamış, karnınız çok açken bulduğunuz kuru ekmek içinizi burkan bir sevinçle boğazınızdan geçerken hâlinizi gören biri bu hâlinizden hiç faydalanmaya kalkmamış gibi…

Cehennemin çıkış kapısı

Bunu taşıyacak gücünüz yoktur, bu gerçekle yüzleşecek… Derinlere itersiniz. Üzerini örtersiniz. Yırtar, içine sıkıştırır ve dikersiniz. Dokunmazsınız. Dokunursanız çok acır ve ılık ılık kanlar sızmaya başlar. Bununla nasıl baş edeceğinizi bilemezsiniz. O hiç olmamış gibi davranırsınız. Morarmış derinizin üzerine sağlam bir makyaj yaparsınız. Sanki hiç acımamış gibi…

Acımıştır. Hem de çok… Hatta o kadar ki bu sefer, çığlık atabileceğiniz kadar güç de bırakmıştır. Donup kalırsınız. Bitmesini beklersiniz. Her şey gibi bu da biter diye düşünürsünüz. Sabah olur. Uyanırsınız. O gece yaşanmamış gibi… O yıldız kaymamış gibi… Kalbiniz öyle sıkışmamış, göğsünüz öyle daralmamış gibi…

Asıl zor olan bu değildir aslında. Sonrasıdır. Öyle bir düşer ki istek ve beklentileriniz, umutlarınız azalır. Artık ne olsa daha iyi ve bu daha iyi de sizin iyiniz olur. Biraz daha iyisi, çok iyiniz. Ne görseniz, gördüğünüz dağlar taşlar zannedersiniz. Önünde eğilirsiniz. O da bakar, az size çok, hah der, bu sana yeter. Fazla bile! Yetmez mi? Yeter dersiniz. Zaten siz daha fazlasını hak etmezsiniz. Hak etseydiniz bunları deneyimler miydiniz?

Değerlerinize, değerinize zorla sahip olunur. Kirlenmiş hissedersiniz. Sizin gibi birisinin hak ettiği, olsa olsa bu olur dersiniz. Daha da bir şey istemezsiniz. Ve size vermeyi değil, almayı bilenler gelir. Borç ödemek zorunda hissedersiniz. Lekeli geçmişinizin bedelini ödemek… Bunun, bunu size yapanın borcu olduğunu düşünmezsiniz.

Sizin borcunuzdur. Gaspa uğradınız. Gaspedeni sizi gasp etmek zorunda bıraktığınız için cezalandırılacaksınız.
Buzlar bir gün çözülür. Hazır hissettiğinizde… Gördüğünüz şiddetin, bundan duyulan hazzın farkına varırsınız. Olurmuş dersiniz. Yürürsünüz. Burası cehennemin çıkış kapısıdır.

Yazar Hakkında

25 Şubat 1989’da fırtınalı bir gecede dünyaya gelmişim. Üç gece ha doğdum ha doğacağım diye hastane yollarını teptirmişim. En nihayet emin olup yeryüzüne inmişim. Fırtınayı hep sevdim, sağlamcılıktan da vazgeçmedim. Lise zamanlarına kadar epey inek bir öğrenciydim. Harçlıklarımla yeni test kitapları alır, test çözerken şarkılar söylerdim. Bir müddet babaannemlerle yaşamıştım. Babaannemin bu değişik çalışma biçimime olan şaşkınlığını hissederdim. Çalışmayı hep sevdim, kendi yönetmlerimle bunu yapmayı daha çok sevdim. Fen lisesini kazanmıştım. ‘’ Bu öğretmenler beni değil notlarımı seviyor! ‘’ diye fabrikatör kızıyla fakir ama gururlu delikanlıyı andırır bir duygu krizi yaşamıştım. Bu benim için dönüm noktasıydı. Artık daha az çalışıp daha çok yaşıyordum. Rehber öğretmenimle düzenli görüşmelerim oluyordu. Kendimi sosyal çalışmalara verdim. Fen lisesinde bunu( şiir dinletisi, tiyatro ) yapmaya kalkınca biraz ortalık karışmıştı. İTÜ Mimarlık fakültesi Şehir ve Bölge Planlaması bölümünü kazandım. Konservatuvar istiyordum. Üç sene boyunca her aralık ayında okulu bırakıp konservatuvar sınavlarına hazırlandım, olmayınca geri döndüm ve en nihayet ‘’ Her şeye rağmen bırakıyorum! ‘’ deyip yarı zamanlı, özel bir konservatuvara kaydım olmuş buldum kendimi! Bu zaman zarfında part- time bir fast food firmasında kasiyer olarak( bir buçuk yıl ) ve ardından bir kafede falcı olarak( üç buçuk yıl ) çalıştım. Açıköğretimden sosyoloji bölümüne kaydımı yaptırdım. Son sınıftayım. Üç aylığına Antalya’ya gidip iki buçuk sene orada yaşadım ve birçok ruhsal eğitim( Reiki Master, EFT( Duygusal Özgürleşme Teknikleri ), Şamanik rüya, Yaşam koçluğu, Meditasyon… ) alarak kendi derinliklerime bir yolculuğa çıktım. Deneyimlediğim Tarotu yeni bir bakışla yorumladım ve ona, bünyesinde barındırdığı numeroloji ile astrolojinin inceliklerini kattım. Şimdi yazıyorum, aslında okuyorum ve bunu seviyorum. Sizi seviyorum, Hüseyin Akdağ

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Murat Tali

    Dayak yedikten sonra canı yanan çocuğa “ağlama” diyerek tekrar vuran bir döngünün içinde, artık acı yoktur. Acıyan da kalmamıştır sadece acıtan ve yanan vardır. Bu da cehennemin diğer adıdır. Kalemine sağlık dostum

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir