Şaman kimdir?

Toplumsal olarak aşırı zorluklar, çalkalanmalar yaşandığı zamanlarda doğaüstüne olan merak ve ilginin aşması hep izleniyor mu acaba? Son zamanlarda, sıra dışı, olağanüstü (doğaüstü) yeteneklere olan ilginin insanlarımız arasında yine aşmaya başladığı dikkatimi çekiyor. Ben bu durumu, eski SSCB zamanında, Gorbachev’in dönemi (1985-90) de izlemiştim.

Şaman kimdir?

Dış dünyadan el çekip, insanlarda kendi iç dünyalarına derinleşmeye, kapanmaya doğru istekler olduğunda mı aynı durumlar yaşanıyor? Ya da belki, şuurlarımız eski yollardan sıkılıp, yeni bir şuursal çıkışlar, değişimler aradığımızda mı? Belki tüm bu nedenlerin hepsi etkilidir. Bir de şöyle durum da vardır: bireysel gelişime açık topluluklarda çok uçlara kadar giden deneyimler yaşanırken, başka taraftan toplumsal geleneklere uyumlu gelişmeye yatkın (Türkler gibi) topluluklarda ise eski kökleri araştırarak, geleneksel formlardaki-yorumlardaki anlayışlarla ilerlemek yoluyla yeni duygusal-şuursal-inançsal çıkış yolları arayışı gözlemlenir. Keza, araştırdığımızda bizde de eskiden olağandışı insanlara Kam/Şamanlar denildiğine, onların ait olduğu bir geleneksel Yolun olduğunu ortaya çıkarmış oldu. Peki, hala aramızda varlar mı, ya da yeniden gelişmeye, ortaya çıkmaya başladılar mı, bilimsel olarak bu nasıl yorumlanıyor, araştırılıyor, gibi sorular doğuyor aklımızda.

Ziya Gökalp ülkemizde ilk bu konuyu araştıranlardan olup, önceleri nasıl adlandırma konusunda ikilemlerde kalmıştır. Zamanla Radloff’un Sibirya Şamanizm’ini araştırmasıyla bilime bu adla girmiştir ve neredeyse herkesçe kabul edilmiştir. Ahmet Yaşar Ocak, Ziya Gökalp’ın, Şamanizm’i eski Türk dini olarak kabul ettiği anlaşıldığını yazar. Ocak’a göre ise Şamanizm bir din değil, büyü sistemidir. Sonraları Fuat Köprülü, Abdülkadir İnan, Osman Turanlı eserlerinde Şamanizm’in izlerini sürmek mümkündür. Son senelerin kayda değer çalışmalarından biri olarak, Prof. Dr. Fuzuli Bayat’ın ‘Türk Kültüründe Kadın Şaman’ kitabını ele alabiliriz. Kadim Türklerin mitolojik, kozmolojik ve kozmogonik kültür mirasıyla ilgili birçok eser kaleme alan Prof. Dr. Fuzuli Bayat’ın kadın şamanlık olgusunu incelediği bu çalışması da Türk kültür varlığı bağlamında, yani somut verilere dayanılarak hazırlanmıştır. Şamanlık inancına göre ilk olarak kadın şamanlar vardı. Klasik şamanlık inancına göre seçilmiş olan kadın şamanlar ruhlarla çevrelenmiş dünyamızda bizleri koruyan, gözeten ve ötekilerin mesajlarını bizlere ileten kişilerdir. Rüzgârla, dağla, ağaçlarla konuşabilen içi ve dışı ruhlarla dolu bir varlık olan kadın şaman, dünyayı algılamada ve anlamlandırmada büyük bir görev icra etmiştir. Ayrıca sözlü gelenekler, arkeolojik kazılar ve tarihî veriler kadınları şifacı, otacı, kâhin, falcı, kendinden geçen dansçı, kozmik yolcu olarak gösterir.

Şamanlık ya da Kamanlık, şuuru, algıları başka insanlara göre daha ‘geniş’ yeteneklere sahip olan şahıslardır. Bunun genlerle aktarıldığı konusu bir yana, ömrü boyunca bir ‘öte boyutların okulu’ndan, sınavlarından geçmesi, belli ıslah edilme-arındırma-olgunlaştırma sürecinden geçmesi, rüya, sanrı, telepati yoluyla görünmeyen ustalardan dersler alması lazımdır.

Şaman kimdir?Kamlık/şamanlığın bir tür yazgısal olgu olduğunu, seçilmiş olanın kaderine uyması gerektiğini şu sözlerden de anlarız: ‘Kişi genel olarak istemeye istemeye şaman oluyor; ancak bunu yapmazsa sonu ölüm olacağı öteki şamanlar tarafından vurgulandıktan sonra şamanlık güçlerini kabul etmeye ve ruhların buyruklarına uymaya razı oluyor. Sibirya, Orta Asya ve başka yerler, şamanların durumu aynen böyledir’ (Mircea Eleade, Şamanizm, s.9)

‘Okula alınması’ veya ‘Şamanlığa çağrı’, Mircea Eleade’nin çeşit milletler inançlarını araştırarak geldiği ortak işaret olarak gösterdiği durum şudur: çocuk veya aday rüyasında bir ameliyat yapıldığı ya da vücudunun parçalanıp, öldüğünü sonradan dirildiğini görüyor. Bundan sonrasında artık ‘Öte boyutların’ otomatik öğrencisi oluyor.

Peki, Şaman kimdir? ‘Ben Şamanım’ demek kolay da arkasında durmak kolay mıdır? Saç uzatıp ele davul almak işin sadece bir parçası, dış görüntüsü.

Eskiden, Asya’nın ortalarını ve Kuzeyini kaplayan geniş bölgede toplumun yaşamındaki önemli özel durumları hep şaman etrafında dönmüştür. O rahip, mistik, şifacı ve ozandır. Bunların dışında elbette bir Ruhban (Ruhgüdendir) dir.

Yazar Buket Uzuner’in, ‘Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları Su’ adlı romanında bu konuda Şamanizm’in Anadolu’da farklı biçimlerde hala yaşamakta olduğunu şöyle ortaya koymaya çalışıyor:

‘…Kamanlığın üstünü ne kadar örtmeye çalışalar da binlerce yıldır hepimizin derin hafızasında bu kadim geleneğin öz’ü öyle canlı yaşıyor ki, bakıyorsun üzerlikten çörekotuna, mavi gözlü nazar boncuğundan kurşun dökmeye, ayçiçeğinden ayçöreğine, adlarımızdan hiç eksilmeyen ay ve çiçek hayalinden halk danslarımızdaki figürlere, çaputlu adaklarımızdan ateşten atlayan bahar kutlamalarımıza kadar çeşit çeşit biçimlerde karşımıza çıkıveriyor. Çünkü Kamanlık, Anadolu’daki bütün diğer geleneklere karışarak binlerce yıldır bütün Anadolu kültüründe gayet canlı yaşıyor’ (s.199).

Şamanlar mensup oldukları toplumların içinde bazı özellikleriyle sivrilen kişilerdir, diyor Eliade. ‘Öte’lerin görünmez elçileriyle iletişim kurabilmek, başkalarının görmediği şeyleri görmek ve duymadıkları sesleri duymak ve birde doğru yorumlayabilmek cesaret ve güç ister. Şamanlar kendi içsel deneyimlerinin yoğunluğuyla topluluğun geri kalan kısmından ayrılırlar, bazen yalnızlaşır bazen belli mesafede durmak zorunda kalır. Farklı insanlara karşın olan korku veya başka duygulara maruz kalabilirler. Veya kendi kendini belli süreye ‘toplumdışı’ yapabilirler.  Çünkü ruhlar dünyası ve insanlar dünyası ortasında elçi ve aracı olmak gibi vazifeye uyumlanmak yoğun bir içsel odaklanma ister. Fakat, buna rağmen, ‘Uyumsuz’ kategorisinde bulunmazlar- Şaman büyük bir insan ruhu uzmanı olduğu için (‘çünkü ruhun gerçek formunu ve yazgısını o görür’), insan topluluklarını da kolay çözer, onlarla bir şekilde karşılıklı sosyal alışverişlerde bulunabilir.

Evet, Şaman düz insanların dünyasından ayrılıp tekilleşir. Bunun nedeni de insanlara karşı kibir veya kızgınlık değil, kutsallıkla daha dolaysız ilişkide olması, kutsallığın dışavurumlarını daha etkili biçimde denetleyebilmesidir. ‘Yeğlenme’ yani topluluğun geri kalan kısmına göre çok daha derin ve yoğun olarak kutsalı yaşayan bireylerin seçilmesi yoluyla ortaya gelen tekilleşmedir. Bu bireyler bir bakıma o kutsalın ete kemiğe burunmuş biçimidir çünkü onu yoğunlukla yaşarlar ya da daha doğru bir deyişle kendilerini seçen dinsel formun yaşantısını oluştururlar. Esrime-vecd, extase nin baş ustası yalnızca şamandır. Bu karmaşık olayın ilk tanımı belki de en az yanılma payı taşıyanı- bu, şamanlık eşittir esrime (kendinden geçme, trans, vecd) tekniğidir.

Sihirbaz ve büyücülere hemen her yerde rastlanır ama şamanlık üzerinde ısrarla duracağımız özel bir sihirsel ‘uzmanlık’ durumu gösterir: ‘ateşe egemen olma’, ‘sihirli uçuş’ gibi … Her otacı sağaltıcı olabilir, ama şamanın kendine özgü yöntemleri vardır.

Herhangi esrik kişiyi de şaman sayamayız, şaman, ruhunun bedeninden ayrılarak, göğe tırmanmaya ya da yeraltına inmeye giriştiğini varsayan özel bir esrimenin uzmanıdır.

O, ‘kendi ruhlarına’ egemendir: şu anlamdaki, insan olmakla beraber, ‘ölülerin’, ‘cinlerin’ ya da ‘doğa ruhlarının’ aleti olmaksızın onlarla iletişim kurmayı başarır. Şamanlar kendi mistik deneyimlerinin yoğunluğuyla dinsel topluluğun geri kalan kısmından ayrılırlar. Başka deyişle, onları ‘din’ denen şey değil, mistiklerin arasına koymak daha akla yatkın geliyor.

Şaman adaylarından bazıları PSİKOSPİRİTUAL KRİZ dönemleri yaşasalar bile yalnızca bir hasta değildirler: Onlar her şeyden önce, bu hastalığı yenmiş birileridir. Ve bu yüzden de başkasına da Ruhsal şifacı olarak yardım edebilirler.

Şaman olacak kişinin ya da bu göreve çağrılmasını belirleyen bütün esrime olay ve yaşantıları, bir sırra-erme (İNİSAYÖN) töreninin geleneksel öğelerini- şemasını – gösterir: acı çekme, ölme (bedensel ölmeden zihinsel ölmek anlamında) ve yeniden dirilme (farklı bir şuurla).

Şaman olmak, hayvanların, en başta kuşların dilini bilmek (onları gözlemleyerek kehanetler yapabilmek), dünyanın her yerinde Doğanın gizlerini bilmek ve dolayısıyla gelecekten haber verme yeteneğine sahip olmak demektir.

Şamanların eğitimi sık sık rüyada gerçekleşir. Tam yetkin kutsal yaşama kavuşmak, tanrılar, ruhlar ve ata ruhları ile dolaysız ilişkiler kurmak ancak rüyada olur. Şamanlık kalıtsal olmakla birlikte, gerekli nitelikleri kazanıp onaylanmak ancak rüyada ruhları gördükten sonra olur. Bu ruhlar da zaten kuşaktan kuşağa kalıtsal olarak geçerler.

Eski Türklerde şamanlar ‘Başkan’, ‘Han’, ‘Bey’ ve sık sık da ‘Ata’ adıyla da anılır. Altaylılar, Saha Türkleri Şamanlarına ‘Kaman’ diyorlarmış. Kadın Şamana ‘Udağan’ dedikleri olduğu gibi, Özbekler ‘bahşı’, Kırgızlar ‘bakşı’, Yakutlar ‘Oyun’, Moğollar ‘Böğü’, Karluklar ‘Sağun’ diyorlardı.

Türklerde kusursuz şaman ‘ciddi’ olmalıdır, söz ve davranışları yerine oturmalı, kendini beğenmiş, gururlu ve öfkeli bir kişilik göstermemelidir.  İçinde insanları ürkütmeyen, ama gücünün de bilincinde bulunduğu his edilmelidir. 

Şaman kimdir?Şamanistlerin fikrine göre, Büyük Ruh fakat içten tesir eder, insanın içinden çalışır. ‘Ruh istediği yerde mevcut olabilir’ der Şamanistler, yani her yerde; Yüce Ruhtan başka kimse dışarıdan bir şey öğretemez, anlamına gelir bu. Modern spiritüalizmdeki kavramlara ve hatta kuantum fiziğindeki akıllı elektronlara benzer ‘Şuurlu enerji’ veya ‘sınırsız zekâya (eski terminolojide ise Demiurg yani akli-faal) çok benzeyen bir kavramdır onların Yüce Ruhu. Şamanın esas vazifesi Doğayla uyumlu yaşamak ve başkaları da bunu öğretmek, böyle yaşamaya yardımcı olmaktı. Doğa ruhuyla insanlar arasında aracılık yapmaktı. Onların Zaman algısı farklı ve geniş olduğu için, geçmiş hem de gelecek hakkında gündemde işe yarayacak yönlendirmelerde bulunabilirlerdi. Bilgileri sadece bunlarla sınırlanmadan, enerji konusunda epey bilgileri vardı hem de bedendeki enerji merkezleri hakkında da biliyorlardı.

Dao’sizm ve hatta Budizm bile Şamanizm’den doğduğunu vurgulayan araştırmacılar var. Özellikle Orta Asya mistizminde Şamanizmın rolü büyüktür. Orada doğan tasavvuftaki nefes tekniklerini çoğun araştırmacılar Budizm’den girdiğini düşünürler, oysa Şamanlardan öğrenildiğini düşünmek daha doğrudur. Ahmet Yassevi’nin Şamanizm’den bizzat çok etkilendiğine emindir Dj.Bennet (‘Kutsal Öğretmenler’ kitabı). Çünkü Yassevi yazılarındaki kutsal danslar hakkındaki bilgilerinin çoğunu o kaynaktan almıştır. Çengiz Han’ın dönemindeki şamanlar pratikte kullanmışlardır kutsal dansları, fakat Yassevi’ciler gibi sistematik yaklaşımları yoktu.

Mevleviliğin Şamanizm’le bağlantısını, bu iki akımın karşı konulamaz büyüsünün kaynağını keşfetmeye çalışarak buluruz. ‘Mevlevilik ve Şamanizm, Türklere ve İslâm’a karşı nefretle dolu toplumlarda bile büyük bir samimiyetle kabul gören ve hayranlık kazanan, hatta çağdaş dünyanın manevi bunalımdan kaçışı noktasında, açmaya çalıştığı en değerli iki kapı olarak bugün karşımıza çıkmaktadır.’ (Ermetin , Günnur Yücekal, ‘Mevlevilikte Şamanizm İzleri’ adlı kitabı)

Şamanizm’e has olan özelliklerden biri de bölgede ‘şamancıl kompleks’in olması başka dinsel veya inançsal olguları baskılamamasıdır. Şu veya bu halkın sihirsel/dinsel hayatının tamamı şamanın etrafında döndüğü anlamına gelmez. Bu demek oluyor ki şamanlık genel olarak başka inançsal-büyüsel biçimlerle bir arada bulunabilir. Dolayısıyla, bazı araştırmacılara göre başka inançlara da etkisini gösterebilmiştir.

Dr. Nodira İbrahim Güçsav

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir