Şimdi gözlerinizi kapatın ve sırtınızı rahatça yaslayın, derin bir nefes alıp günün tüm yorgunluğunu nefesi verirken, toprağa saldığınızı duyumsayın.
Mağara yosunlarını anımsayın, sessizliği ve sabırlı olma enerjisini hissedin.
Kıpırdamadan, kaşınmadan tamamen teslimiyetle.
Bir tutam Benzoe ile bir tutam yosunu harmanlayın,
İçine niyetinizi ve şefkatinizi eklemeyi unutmayın.
Dumanı tüm alana ve Auranızı arındırın yapışık enerjilerden kurtulun.
Gözlemleyin sadece asla yargılamayın.
Sadece dumanın ve sizi saran enerjinin
Yosunun Şifası olduğunu anımsayın.
Bu güçlü duman, sizi zamandan yavaş yavaş koparacak
Ego kendine bakarken, yosunun bilgisi ile…
Grotto Mara Çalışması Birinci Bölümden
Garbha Kapısı sanskritçede Kutsal Geçit, Rahime açılan kutsal geçit anlamında bir kelimedir. Karanlık, nemli, kapalı ve koruyucu mağaralar rahim arketipini taşırlar. Bu yüzden inisiyasyon birçok Şamanik ve tantrik geleneklerde, yeniden doğum ritüeli ile gerçekleşirdi. İnisiyasyon ritüellerinde, kişi mağaraya girer karanlık rahmin içinde günlerce bir çetin sınavdan geçerdi. Bu süreç ölüm, dönüşüm ve yeniden doğum sembolizmini temsil ederdi. Bazı antropologlar mağara ritüellerine Ritual rebirth chamber adını vermişlerdir.

Kelt mitlerinde, mağaraya giren bir savaşçının hikayesi anlatılır. Mağaradan Çıktığında tam yüz yıl geçtiğini fark etmesi onun en büyük trajedisi olur. Himalaya anlatılarında ise mağaraya giren Yogiler, çıktıklarında mevsimlerin değiştiğini fark etmişlerdi. Mağaralar bilgi depolarının olduğu derin hafızalar gibi. Platonun mağarasında, gölgelerle gerçekler arasındaki fark bir bilincin uyanışını anlatır.
Zerdüşt kutsal bilgilerin bu yeraltı mağaralarında saklanıldığına inanılırdı.
Anadolu hikayelerinde mağaraya girip de çıkamayan biri için başka zamana geçti derlerdi. Mağaralar ustalaşmanın sınav evleri olmuşlardır.
Bu sınavı geçen Şaman, rahip ya da bilge artık eski adı ile anılmazdı.
Agartha Shambala söylencelerinde, mağaralar yüksek bilinçli uygarlıklara geçit verirdi.
Vedik geleneklerde, mağara ya da rahim anlamına gelir. Bu eşikte basınç değişimi, kulak uğultusu, yön kaybı, hafif mide dalgalanmaları yaşanır.
Bilincin askıya alındığı alanlar, mağara ağızları ya da yanıdır. İçsel gözlerin en derin çalıştığı alandır. Atasal ruhlar, İlksel varlıklar, dünyanın nefes aldığı ağızlar.
Jung bu alana Gölgeler Odası diyor. İç psikolojik mağaramız.
Chithonic alan olarak yeraltı nefesinin hissedildiği enerji alanıdır.
Ara bilinç taşıyan bitkileri görürüz, uçucu değil reçineli, kök ve yaprak dokusu yoğun bitkiler. Bilgiyi tutan bitkiler…
Kadim eğrelti otlarını en çok bu aljUNGanlarda görürüz, yosun ve likenler burada can bulur. Arındırma özellikleri vardır, kayalara tutunan ve sarkan yayılan enerjileri vardır. Eğrelti otları ata bitkisidir, kök soy hatları, kollektif hafıza bilgisini saklar. O bir kozmik hafızadır. Seninle ilk karşılaştığında sana, Sen bu bilginin taşıyıcısı mısın yoksa tüketicisi mi diye sorar. Uzun süre eğrelti otlarına bakarsanız, bilinç dalgalanmaya, yön duygusu kaybolmaya başlar. Kelt ve Slav mitlerinde eğrelti tohumu taşımak görünmezlik getirirdi. Onunla olan görünmeyen alemleri görebilirdi. Mağaranın sırtında yaşıyorsa mağaranın henüz söylememiş bilgisini dışarı sızdırırdı. Bazen de mağara girişlerini saklardı, asla arkada bir mağara olduğunu bilemezsiniz, eğrelti otları kalabalık bir aile halinde yaşayan nesillerdir. Torun, çoluk çocuk, nene, ata, baba hepsi bir arada olmaktan hoşlanırlar.
Yosunlar zaman tutucudurlar tıpkı bir muhafız gibi. Yavaşlığı sakinliği öğretirler, yosunlu taşların üstünde edilen yeminlerin geri dönüşü yoktur. Nem ve karanlıkla beslenen yosunlar ,bastırılmış duyguları ortaya çıkartır.
Simyada yapılan ilaçlar 7 gece bir yosunun ortasında bekletilirdi, yosun büyüyorsa Simyacı durmalıdır der Okült ilkeler. Nigredo da takılı kalmak diyor ezoterikler. İlaç remedy ya da çare yosunu besliyor demektir oysaki gerçek simyasal remedy yosunu öldürmez de ama beslemez de.
Yosun ile tütsülenmek aura lekelerini ve yırtıklarını onarır. Tüm alanı korur ve kollar. Söz ettiğim yosun türü deniz değil tipik bir kaya yosunudur. Toprağın gücünü, şefkat ve bereketini alanımıza davet eder. Epifitik olanlar ise sadece ağaçların üzerinde yetişir. Besinlerini havadan alırlarken bağlı oldukları ağaca sıkı sıkı sarılırlar. Ekosistemi korurken, küçük canlılara habitat şaplarlar.
Bryophyta adı verilen Ağaç yosunları, zaman zaman dallarda zaman zaman yapraklarda da yaşarlar. Karanlık mağaraların girişlerinde fosforik Işık’larıyla oldukça cezbedicidirler. Mağara yosunları tılsım ve arınma amaçlı kullanılmış ve yeraltının gücünü sembolizmi olmuşlardır.
İçsel dünyamız kendi içsel mağaramızdır, oraya girebilmek cesaret değil sadece teslimiyet ister, her şeyi, herkesi, her olasılığı bertaraf etmektir. Ölmeden önce ruhsal bir alıştırma gibidir. Bu yolculuğun en iyi eşlikçisi hatta kılavuzu bir mağara yosunu parçası olmalıdır. Zaman algısını kıran mağaranın ilk bilgisini taşır genetiğe, hatırlatmaları verir. Kim ve ne olmalı gibi izafi kimlik sorularını kovalar, varlık olmanın özgürlüğünü anımsatır.
Sakin ve sabırla ilerlemenin uykusuna kapılmadan bir yolculuk olsun…
Yazar : Ayşegül Savaş





