16 Aralık, 2017

Sağlık tabakta gizli

Ne var canım bu tabakta? Hatta zeytinler ne kadar çelimsiz dediğinizi duyar gibiyim… Oysa neler yok ki o tabakta?

Nerden başlasam bilemedim… Yumurtalar serbest gezen tavuk yumurtası. Bazıları ona otla beslenmiş yumurta da diyor. Köy yumurtası diyen de var. Köy yumurtası lafını hiç sevmiyorum, çünkü köyler o kadar masum değil. Neticede tavuğun önüne buğdayı koyuyor köylü. Buğday nerden gelmiş, buğday topraktan ne yemiş, havadan ne almış bakmaksızın… Benim yumurtalarım aslanlar gibi solucan didiklemiş, börtü böcekten nasiplenmiş, horoz tarafından düdüklenmiş, buğday yüzü belki de görmemiş tavukların sindirim sistemi tarafından üretime hazırlandı. Bağıra bağıra yumurtladım ben diye haber verdi gururla. Tavuklar mutlu, yumurtaları da mutlu olmalı öyleyse. Oh onları yiyerek benim hücrelerim de nasibine düşeni alacak arkadaşımın bahçesindeki börtü böcekten, horozdan, güneşten, topraktaki elementlerden.

Üstünde kaya tuzu var, Anadolunun bağrında milyon yıllardır birikmiş kristalleri taşıyor tabağıma, bedenimin ihtiyaç duyduğu mineralleri…

Kırmızı biber var, acısından. Arkadaşım kurutmuş. Sağolsun bana da ayırmış bir kavanoz. Kırmızı biber dolaşım sindirimi için bire bir. Damar açıcı, canlandırıcı etkisi var. Antioksidan gibi terimler kullanmayacağım söz verdim kendime. Üstelik kırmızı biber iç ısımı yükselterek, havanın dış sıcağı ile dengeleyecek beni.

tabak-kahvalti

Kekik var. Ellerimle Bayramiç’in dere kenarlarından toplayıp kuruttuğum. O her şey. Karışık kelimeler kullanmayacağım dedim ama anti bakteriyel, anti viral, anti fungal yani tam bir anti o….

Kapari var. Tanrının bana sunduğu en önemli armağanlardan biri. Hakkında kitaplar yazabilirim ve siz okumazsınız bilirim. İzin verin iki satır fazla yazayım ama söz verin okumaya. Şimdi topraklarımız var ya, o toprakta insanoğlunun tesbit edebildiği yüz kadar element olması gerek bütün olabilmemiz için. Bitkilerimizin yetiştiği katmanda şu anda sadece 15 element mi ne kalmış. Hatta o da kalmadığı için basıyorlar sentetik gübreyi. Yoksa dal, döl, bal vermeyecekler. Toprağın derinliklerinde var doğal olarak ihtiyacımız olan çinko, bakır, potasyum, selenyum filan falan… Kaparinin kökleri 80 metre derine kadar inebiliyor. Yani ihtiyacımız olan temel yapı taşlarımızı kökleri yolu ile alıyor, gün ışığına fotosentez partisine katıyorlar. İşliyor, allıyor, pulluyor ve insanın yiyebileceği hale getirip bize sunuyorlar. Yanı başından geçiyorsunuz siz selamsız, sabahsız, şükransız. Hatta söküp atıyorsunuz umarsız. Dolaplarınız ilaç dolu eminim. Sentetik, fabrikasyon.

Benim tabağımda ise kapari tomurcukları.

Zeytinlerim ne kadar çelimsiz göründüler gözünüze.. Minnacıklar. Ordan anlamanız mümkün değil. Biraz acılar da. Onlar delice. Yani zeytinin yabanisi. Kimse toplamıyor onları küçükler, çekirdekleri büyük, yağ verimi düşük ve hatta dalları dikenli. Kültür zeytini varken etrafta ne gereği var. Oysa ki kök yapıları farklı, bunların kökleri de çok derine iniyor. Zeytin ağacı ikibin yıl yaşıyormuş. Bilmediği bir hastalık çıksa karşısına içinde kendini tedavi edebileceği formülü yaratabiliyor, hastalığı yeniyor ve geleceğe doğru devam ediyor yoluna… Ne muhteşem. Biz ne yapıyoruz peki? Onun bu bilgisini kaydettiği meyvesini, dövüyor, kesiyor, tuzluyor, kara suyunu ötekileştirip atıyor, sonra da tabağa koyup zeytin bu işte diyoruz… Ben önce izin istiyorum delicesinden. Sarılıyorum hatta ona. Beni tanımasına izin veriyorum. Elektronlarını benim içinde olduğum sağlık haline göre dizmesini, bana da bir program hazırlamasını istiyorum ondan. Sonra tek tek ellerimle topluyorum sizin minnacık gördüğünüz o taneleri. Bir kavanoza dolduruyorum. Üzerine bir kaşık zeytinyağı. Kapatıp ağzını en az üç ay bekliyorum. İki sene sonra açtığım kavanozlarım bile var. Hiç bozulmuyor, beni bekliyorlar öylece. Çok derinlerden gelen minerallerini, bilgelikleri ile karmış, sabırla sunuyorlar bedenime. Şükran duygum sonsuz tabağımdaki çelimsizlere.

Domates var bir de. Bahçemizin sevgi yüklü toprağından geldi soframa. Mevsim yaz. Onu yaradan bizi sıcaklarda serinletmesi niyetiyle bezemiş. İçimi serinletirken rengi yüreğimi ısıtıyor.

Tabağımda toprağın, güneşin, yağmurun, insan emeğinin dokunduğu lezzetler ile sağlıklı bir bütün olmanın keyfini duyumsuyorum. Darısı başınıza.

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Benzer yazılar

Yanıt verin.