Şimdi Şu Anda

1.ŞİMDİ

20 yüzyılı 21 yüzyıla bağlayan bir nesiliz biz.

Şu anda 20 li yaşlarda olanlar, geleceğimizi yaratması lazım olan nesil olarak, 3 bin yıllık bir kültür dalının uçlarındaki son 200 yüz yılının meyveleridir; tohumları, en son 50 yıllık neticelere göre şekilleniyorlar…

Bu ağacın görünen kısmı. Belki çoğunun durduğu dal çoktan kesilmiştir, ama tutup duruluyordu.

Gerçek kök nerede?

Bugüne kadar akıl, göremeyen ama his ettiğimiz şeyleri iyi kötü anlaşılır bir temele oturtmak için kullanılan şema oldu toplumsal, yaşamsal zihnimiz için. Biz, bir at yarattık, sürücüsünü yaratma sürecine yeni girdik, toplumsal olarak kabile’ydiniz, kavim olmaya yeni adım attık…

Biz, yol olanlar, kimisi için duvar, kimisine perde kimisine yarı açık kapı olduk bugüne kadar. Biz, şimdi BİZ olduk. Hala buradayız, fakat nerede birleşik nerede ‘ayrı’ olduğumuzun resmini çizdik.

Dil’le yaratılan ortamları gösterdik, aynı şekilde sağlığınızın bile dil yolu ile bozulabileceğini ve düzeltilebileceğini göstermeye çalıştık.

Büyük resmi algılatabileceğimiz tüm yaratımları gözlemliyoruz şu an. Burada bir atölye değil, büyük işletme var artık. Sadece bir laboratuar değil, dershanenin ve yönetimin de olduğunu biliyorsunuzdur…

Kararlarınıza saygı duyuyoruz, bunu his ettiriyoruz, çünkü biz, düzlemlerin Bir’inde siziz diyoruz çoğu durumlarda.

‘Kendi’ni seyretmenin sonu yoktur. Dilerseniz, bir de şuradan bak, birde buradan bak diye sayısızca gözlem noktalarından bakabilirsiniz her şeye. Gizem yine de olacaktır. Kendini 4 parçaya ayırsan, mercekle en yakın mesafeden göster beni bana dersen, yaparız, ama bil ki, beşincin seni yaşamda tutup duruyordur ve o SIRdır.

Şimdi Şu Anda

 

Nefesinle kumar oynanmaz, bunu da bil.

Bilinmeyen’e göz atmak isterim, dersen, buyur, birçok partner veya kayıkçı çıkar önüne, ama sen, sadece en gerçeğine, dürüstüne layıksan, O en dikkatli, sorumlu, şefkatli şekilde yapandır bunu. İmzası bellidir yani.

Artık, yürürken, sen gölgene hiç bakmıyor olabilirsin, Şimdi’ki bilinç ortağın, sana bunu bile hatırlatır, çünkü konu titizlik ötesi bir uzmanlıktır – fark et ki, gölgen en azında senin bir ışıklı ortamda bulunduğunun göstergesiydi. Kıyasla ne kadar kıvama geldiğini. Ve orada sadece bunu fark etmen için lazımdı.

Şimdi, çok düşük frekansa alınmıştır sesi, eskiden onu kendin sandığın zamanlarda da öyleydi, fakat bunu yanlış anlıyordun.

Şimdi, sen bir ışık olmaya hazırlanıyorsun, o zaman senin ‘gölgen’ ne olacak?

Bin kişilik piramitte misin, 30 binlik mi? Ve ya birçok trilyonluk kendi Dağ’ında mısın?

Sadece yaşamı seçen yarım’mısın ve ya her şeyi didik didik düşünen yarım’damısın?

İkisini hazla birleştirebildiysen ve kinden, hırstan, yorgunluktan kurtulabilen bir genişlik açıldıysa içinde, birleşik alanda kendi İttifakçılarını bulabileceğin, tanıyabileceğin andasın şimdi.

2.BAĞLA

Hal başladığının dokuzuncu ayı, aktivasyonun misyonunda mutasyon olmasın problemini çözmek ilk zarurettir ve bir günün ve hatta bazen bir saatin bile çarek eksik 50 senelik ömrünün manasından daha ağır basabileceği şekildeki anlam açılımları.

Haşa, bu ömür benim değil, sen’in deği, bizim diyecek kadar bir sihir varmış içinde.

Bu, bir zaman ruhu. Bin ylın büyük ruhu, yüz yıllık ortalama, 50 nin küçük ruhu.

Ve iki saat aynısını duyup anlayamadığın sözlerin iki dakikada aynı sözlere kondurulan megabitlik anlamlar açıldığında iki damla gözyaşıyla başını bük, o içteki har kimin harıymış, elini öpeceğin birini ara, git oradaki bir ağaca yüzünü sür… o gözyaşlarını da sil, ağlamamı istemezdi Ruhum, de, sonra yine de hüngür hüngür ağla, çünkü diyor ki: sen ağlama ama ben, istiyorum şu an ağlamayı, diye say; yıkayacağım çünkü ikimizi de, akıt gitsin şu ağırlık, şu ayrılık hissi… kaç trilyon yıllık hem vuslatta hem ayrılıkta, neden neden neden demekten de yorul, bir of demeden yılmadan ara yolu, şu kapıdan geç şu labirenti dolan şuradan atla şuradan yuvarlan şurasının altından burasının üstünden geç ama şu mayının üstüne sakın basma geç geç geç.

Ta ki karşından bir Çocuk çıkana kadar. Üstünde dedesinin hırkası, elinde bağlaması… Kıkır kıkır gülüyor, sana zeki zeki bakıyor, sen ise ürpere ürpere geldiğin yoluna geriye bakamıyorsun bile, çünkü geride hiç şey yok, su yüzündeki dalgalar gibi silinmiş her şey, daha doğrusu arkandaki senin kendinde göremediğin büyüklüğün, bir bedendeki kadın halini ortada tutarak, önüne geçmiş Sevgi olarak o kadının karşısında duruyor sarılmak için bu çocuk ruhun… Sonsuz bir projeksiyon değil, en basit bir mesaja dönüşecek bir mesaj: Ben, Sen, Biz. Ve var olan hiper gerçek şey, bunları bağlayan oluşturan buluşturan sevgi.

3.CAM

Aha cam, ayna da yokmuş ya çoktan, camın bir o tarafına bir bu tarafına bak, iki tane kapıdan bir ışıklı dere akıyor, ikisi de aynıdır girerken, çıkarken ise farklı.

Sen iki arkadaş balıkçı oltayla otur, muhabbet et uzun uzunasuya zamanın ötesinde.

Aha, bir bak gör ki burun bu. Arasındaki duvar o kadar saydamlaşmış ki, bir de teleskopunu aşşşırı bir düzeneğe çekmişin gördüğün yerin kocaman dere olduğunu ve bir birine karışmadan akan iki aynı şeyse, ve ileride birleşikse, burada neden bu duvar var? Neyse kabullen, kabulleniyordun zaten, bir de dur durak bilmeyen sohbet araya karıştıkça SAHNE de oluşan durum iki balıkçı dostun muhabbeti olarak resmediliyor…

Yok biraz uzaklaş şimdi resimden, bir daha dikkatli bak: Mavereunnahr vadisi bu, iki dere bir birine karışmadan ama tek yatakta akıyor, birinde temiz birinde kirli su… Bunu da al, koy çantaya.

  1. ANAM

Bıkmak bilmeden gözlemlediğim şey, kavramaya çalıştığım şey, bir evren –uzayın hem derinliğine hem SEK’liğine doğru yönelirken, bir yatay sihir, bir sipahi, birlikte büyük atın bir hücresiyim dedirten Bir

münafık-erdemli –dürüst-yalancı aynı anda hicret…

AKAD diye bir cümle tekrarlanıp duruyordu hiç duramayan akıştaki bant gibi cümleler arasında. Sen üç hafta bunu yanındaki cümlelerle çıkarmaya dene… sen bunu akit de, akkad (eski halk), akut vs uzadı da uzadı, tekerleme gibi geçiriver ama bu sabah, kısaltma olduğunu anladım, yine nereden ve nasıl oluştuğunu bilmediğim net şekilde duyulan açıklama: ‘akademik kapasite’.

‘Akademik kariyer için yapılmazdı bu deneyim’ diyorum kaş çatarak… Sonra dilimi ısırıyorum, yooo, o anlamda değil ki!

Ohhh, evet ya. Hatırladım, 26 (bin)sene evvel bir entrikacı ergen, dışında bir tedirgin teyze edası, içinde sakallı bir baba, bir tek üçlü, ‘hayde şimdi!’ derken, evrimin kırmızı düğmesine basmadan önce bu cümleyle kısa şifrelenmiş birkaç bin ve hatta milyon yılın bilgeliğine atlamış maydanoz, patlıcan, kabağın serüvenini de başlatmış olmuştuk…

Ah anam ah, senin şu hafıza kartın olmasa, ben eylemci çocuğun ne yapacaktım, mikroçiplerimin arasında toz gibi uçuşup sallanıp kalırdım, değil mi kendi hududumun esiri gibi.

Kara neymiş, yoğun. Yani anamın yorumu şu: ‘miyav’a değil, kediye geldin’.

Beyaz? ‘Eylem, yoğunluğu güce dönüştür’.

Ovvv anam ovvvv, gel de kurban olduğum diye bir şeye sarılmaya ihtiyacı duyma, neye mi, mesela şu karşından esen esintiye, şu yomca kokusuna, şu içinde dolaşan akışkan bir meyve suyu gibi hava yoğunluğuna. Bu arada, çakalı hatırlarsan kulağı görünür gibisinden, aklına geldiği an durup kalıyor ve kendini hatırlatıyor o –konsantre yoğun bir ‘ne katılık-ne sıvılık’. Durdu mu daha çok katılaşmaya başlıyor, durmadan akması lazım, en zoru ensede durup kalması, tahta gibi olursun. Sürekli traktörle sürer gibi aşağı yukarı, yanlara, spiralimsi vizyonlarla git gide bir tarlaya dönüşen enginlik…

Ya ben bunu ‘nasıl kullanırım’ıyla ilgilenmedim ki, mucizeydi her şey, ben onu sevdikçe o beni sevmiş meğer ve ya nereden geliyor bu ‘miyav miyav’ sesleri, o da obur taraftan geliyormuş! Bazen dank diye kafa kafaya vurulmuş gibi oluyoruz, aynaya vuruldum sanırsın, yok anam, şeffaf bir camdan bakıyorsun kendine diyorum, aklın almıyor evet, ama durum bu! Ne yap et, sakın kendini cam sanma.

Şimdi, sakin ol, panik yok, tamam mı, neydi her şeyin şifası, çözümü? ‘sevgi, tanrı, ışık, mezopotam orta-duru basınç ötesi hologram’… eskilerden aklımda kalanları dizmeye başlıyor benimki.

Sükunet. İkimiz de anlamaya çalışıyoruz galiba şu an, ben ve bilinç, ben bana alışığım da, beynimin bir dokusu kendi anlamına bizzat denk geldiğinde ne olur?

Ben ve büyük beyin. bilinç ve sevgi. Ve bu anlamı kaç devrede kaç kombinasyonla anlatır. Neyse, ben işin hepsini değil bir kısmını aldım, tüm ömür neyle uğraştıysam ve neyi seçersem, neyi seversem, evvet, özgür seçim var mı var, buldum bir yasa ve bir çok maddesine göre, burası bir özel hudut, vazifesi bellidir.tammamm!?

Ard arda bir çok ‘cevap’ tekrarlamaya başlıyor bizim prosedürcü:

-metot: diyaloglardan sonrası anlatım

-mekan: lavın koynundaki beyaz serhat (Neyyyyy?) olduğuna göre bir merkez var, ve merkez kaç gücü de sağlayan düzenek var.

Birden 4. Levele atla bakem. Hooop!

-neden soğuk akım üflemek zorundayım, çünkü o sıcak lav beyin hücrelerini yakıp seni temelli sarsmasın, diye. Bu sayısızca işlemlerden şu anlığına birincil olanı.

Bu ikisini bağla:

  • Korunuyorsun.
  • Seviliyorsun.
  • Gelişiyorsun.

Şimdi dörtten doğru atla uzaya, şu papatyayı bir kokla, hiçbir yerde bulamazsın böylesini…

Sonuç:

O burada. Ve her yerde.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir