Vicdanın tüy kadar hafif olsun

İnsan, kainatın en değerlisi olarak yaratılırken, insanlığından zamanla öz değerini unutarak çıkabiliyor.

Zalim olabiliyor, vahşet saçabiliyor.

İnsanlığını, vicdan denilen teraziden alabilmek için, uğraş vermesi gerekirken, umursamaz davranabiliyor.

Bu umursamazlık tek kendine değil, doğaya ve onun içinde yaşayan canlılara karşı da olunca çileden çıkarıyor hem insanı hem doğayı katlederek…

Ama bilmiyor ki, bu zavallı en çok da kendine ve ruhuna zulmediyor.

Zamanı var tabii ki, başkalarına verdiği zararın bedelini öderken, aslında kendisinin bu içsel cehennemde yandığını öğrenecek, görecek.

Kendi kul hakkını yerken, başkalarının kul hakkını yemek değil de nedir bu?

Vicdan temizliği, zihin, beden, ruh ve duyguların uyum içinde olması gerekirken, o sadece zihninin şeytanıyla kavrulmayı seçiyor.

Kalbindeki merhameti de seçebilirken merhametsizliği seçiyor.

İnsan aklıyla, seçimleriyle insan değil miydi?

Kutsal Kitap Kur-an da;

” Kitab’ı okuduğunuz hâlde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Akletmez misiniz? (2/Bakara 44) demektedir. Bakınız ne kadar çok ayet var bu konuda.

 

O halde insanı diğer canlılardan ayıran özelliği de bu akıl değil miydi?

Seçimleri yaparken ki, iç sesini ayırt edebilmenin sırrı da akıl denilen Zeka’yı kullanabilme ayrıcalığından geçmiyor muydu?

Hayvanlardan, insanı ayıran bu düşünebilme yeteneğini kullanamadıktan sonra, insan insan olabilir mi?

Yeryüzünde yaşayan iki ayaklı bu canlıya insan diyebilmek için, idrak ve bilinçliliğe ihtiyaç var.

Ah bunu bir öğrenebilse insanoğlu ve kızı…

Ah kendindeki gücü bir görebilse

Ah kontrolsüz güç ejderhasının elinde bir oyuncak olduğunu bir bilebilse…

O gücün aslında içindeki şefkat melekesinden olduğunu idrak edebilse…İşte o vakit

O sesin sahibi acaba vicdan denilen kalbinden mi, yoksa hırs ve öfke akrebinin beynini kemiren sesinden mi olduğunu ayırt edebilecek.

Vicdanın tüy kadar hafif olsun

O vakit Sonsuz Olan’a

Sevgi Olan’a bağlanabilecek

Aşk Okyanusuna ait olduğunu anımsayabilecek.

Bir’e ait olduğunu, bütünlüğünü hissedebilecek…

Ve işte o vakit insan, Hz İnsan sıfatına bürünecek,

O’nun yeryüzündeki eli, gözü, kulağı yürüyen ayağı olacak.

Nasıl mı?

Ruh denilen o ilahi nefesi bedene üflendiğinden beri olan özlem, hasretini bitirerek.

Ruhun, beden evini istila ederek, her zerreye akarak, her hücreyi nuru ile ele geçirerek olacak bu…

Beynini kemiren hırs akrebinin, teslimiyetinin ardından gelen sükunet cennetine kavuşarak olacak.

Bunların hepsi kişinin iç dünyasında olup biten bir yolculuktur.

Kendini birleme, sevme, keşfetme yolculuğu…

Aşk’ın dışarıda değil Öz’ünde olduğunu idrak edebilmek.

İşte bunun adına farkındalık diyorlar.

Ne imiş o vakit farkındalık?

Kendinde olmak, merkezini hep anımsamak.

İkiyi birlemek yani zihnin körlüğünden kurtulmak, kalp gözü ile görebilmek ve oradan da

Karın(hara) dan, hiçlikten, birlikle görebilmeye ulaşabilmek.

Öz’ünün farkındalığı yani senin bir ruh olduğunun ve bu bedenin tüm enerjisinin

O ruhundan geldiğinin farkındalığı.

Her an içinden gelen huzurun aslında hep O’nun Huzurunda olmanın tarif edilemez hafifliği.

Ruhun, bir tüy kadar hafifliğine kavuşmak nasip olsun.

Vicdanının terazisi senin cennetin, cehennemin olacak ey İnsan…

Terazinin kefelerini eşitlemek için, diğer aleme geçmeyi yani ölmeyi bekleme.

Bu alemde, ölmeden önce ölümü yaşayıp

Yeniden kendinden seni doğurmak,  yüzleşmek gerek.

Yok olmak gerek.

Buradaki sırat köprüsünü hele bir geç bakalım

Geç ki kıyama bir kalk uyan

Sonra yine diriltileceksiniz diyor ya hani Kutsal Kitabımız…

Yani, insan bu dünyadan geçen yolcudur

Ve diğer aleme geçerken buradan hangi hal üzre ölürse

Diğer alemde o hal üzerinden uyanacaktır.

O halde burada zihin, beden, ruh, duygulardan oluşan insanın frekansını yükselterek, diğer aleme geçebilmek önemli.

Arınmak, çocuk masumiyetinize dönüşümünüz bu olsa gerek.

Yazımı Hz İsa’nın;

“Eğer değişip küçük çocuklar gibi olmazsanız cennet krallığına giremeyeceksiniz” ile noktalıyorum.

Bu işte ölmeden ölmek, arınmak ve çocuk masumiyetine geri dönmek, tertemiz olmak demektir.

Müslüman demek de zaten arınmış, saf masumiyette olan demek değil mi?

Nüfus cüzdanında Müslüman yazılması ile mi Müslümanız?

İşte bunlar üzerinde düşünülmesi gereken sorular…

Lütfen içinizdeki çocuğa sahip çıkın.

Onu hissedin, dinleyin.

O sizin en yüce enerji kaynağınız

O çocuğun neşesini, kahkahasını yaşatın.

Zaman zaman onu özgür bırakın.

Hoplatıp, zıplatıp oynatın.

Dans edin, şarkılar söyleyin, yaratıcılığını ifade etmesine izin verin.

Hayat, başka türlü inanın hiç çekilesi değil.

Yetişkin olmak hep ciddi olmak demek değil.

Gerektiği yerde gerektiği anlarda yine ciddi olun, ağır abiyi, ablayı oynayın.

Ama çok da sıkmayın onu, yoksa canınız sıkıntı içinde olur.

Başınız ağrırken bulursunuz kendinizi…

Haydi kalınız sağlıkla

Aşk’la…

En güzel farkındalıkla ve kendinizle.

Gülay Can Şimşek

 

Benzer yazılar

2 Yorum

    1. Gülay Şimşek

      Ne diyelim o halde iyilik olsun biz de elimizden geleni yaparak, kendi adımıza vicdanlı olup, elimizden geleni yapacağız.
      Toplum bilinçlendirme harekatı başlatmak iyidir…
      Sevgiler.

      Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir