12 Mayıs, 2026

Sürdürülebilir insanlık teorisi

Kendi dışındaki kötülüğü kontrol edemezsin fakat içindeki iyiliği koruyabilirsin.

Sürdürülebilir İnsanlık Teorisi… İnsan bilinci henüz bunun önemini idrak edemedi kollektif olarak. Ama teori teoridir ve neden olmasın?

Şu bir gerçek; insanlık, bilinç olarak bir aşama geçirmediği sürece, var olan cinsiyet, iktidar kutuplaşmaları sürdükçe hem biyolojik hem de ekonomik olarak yok oluşa doğru hızla ilerliyor. Temel sorun farkındalıksız ve at gözlükleriyle sınırlandırılmış bilinç. Farkındalıksız insan korkaktır, geleneklere körü körüne bağlıdır ve egosuna yenik düşer. Bu da onun bilincinin bakış açısını sınırlar. Bu açıdan ne yazık ki, hep bir idare-i maslahat durumu var insanlığın sürdürülebilir olmasıyla ilgili. Çok uzun yıllardır. Bu nereye kadar sürer ki? Gezegenin kusmuğu haline dönmemize fazla zaman mı kaldı?

Sürdürülebilir İnsanlık Teorisi

Bastırıldığı zaman her türlü şeye dönüşebilen, haklılık virüsünün zihni ele geçiren formu olan öfke, mizahın da düşmanıdır. Dünya üzerinde bir noktadan ibaret olduğunu unutan birçok insan, kendini çok önemli görüyor. Hayatın içinde önüne gelene kılçıklık yapmaktan zevk alarak yaşıyor hatta. Bu da aslında bir sürü psikolojik ve kişisel bozukluklar yaratabiliyor. Ondan sonra ayıkla toplamdaki çıbanları.

Bilirsiniz balık kılçığı tehlikelidir, hatta insanı öldürebilir bile boğazına kaçarsa. Bazen de takılıp kalır tam yutkunma borusunda ve çıkartmak için kuru kuru ekmekleri çiğnemeden yutarsınız.

İşte mizah ve ‘öfke kaynaklı kılçık’ ayırımı burada başlar. Her şeyin kontrolünün kendisinde olduğunu sananlar var. Her yerde karşılaşabilirsiniz onlarla. Genellikle enerji açıkları yüzden kişilikleri sarsıntıya uğramış olabiliyor. Doğanın, doğallığın farkında olmadan yaşıyorlar. Kafalarında çevreleri ve iletişimde oldukları insanlarla ilişkili kendi kurdukları planları vardır. Planları gerçekleşmeyince iyice pasif agresif ve sinsi bir hale bürünüyorlar. Yüksek mevkilerde çok görünürler. Bu insanın genel olarak doğa ile olan ilişkisine de benzer. Çünkü doğanın kendi düzeni vardır ve insan da onun içinde yer alan bir parçadır; barışık duruş sergilemediğinde ensesine tokadı yiyen bir türdür insan.

Ah işte; bu yaşadığımız yer yüzü ve insanın kendini vazgeçilmez sanışı! İşte onlara çok sevimli bir arı yanıtı. “Sen onu popoma anlat! Sen ölünce, toprağa, havaya karıştığında besine dönüşürsün. Ben yok olduğumda senden dönüşen o besinler bile sofrana gelmezler bir daha” der arılar. Bu mizahtır ve Sürdürülebilir İnsanlık Teorisinin en sevimli açıklamasıdır.

Ne yazık ki Yapay Zekâ işte; bu tür konularda genellikle şunu yapıyor; zaten kendi zihninin kuru kalabalığına tam teslim olmuş insanı iyice zihne sokuyor, kendi (yani insanın) zihninin yarattığına uygun bir versiyon sunuyor. E zaten insan zihni böyle çalışıyor. Yapay Zekâ da ona destek veriyor. Sürekli sabitlenmiş yerinde sayan bir bilinç katmanı.

Mayıs ayına girdik.. yine güne görebilen gözlerimizle, kuşların cıvıltısına yanıt verir gibi günaydın diyerek, açık havaya yürüyüp sabahı koklayalım. Hayatın bir lütuf olduğunu öğretelim çocuklarımıza ki silah değil, kalem kitap olsun ellerinde. Yoksa insanlığı yöneten, manipülasyon, delüzyon, deformasyon, erozyon olacak sadece. İdrâklarımızdaki bu kabızlık kesinlikle yumuşamalı. Ancak evet; henüz öyle bir idrak müsil ilacı yaratıklandırılmadı. Hiç kuşkusuz gün itibariyle insanın yüzde doksanı ambalajdan ibaret. Geriye kalan yüzde on insanlık; iyi beslenmek istiyor.

İşte bu yüzden bilgiyi, bilgeliğe dönüştürmek önemli. İnsanlık, insanlar zekada, kültürde, başarıda değil; haysiyette eşit olduğunda bilinçte evrimleşir. Farkındalıklı bilinç oluşur. Ahlak, haz, özgürlük ve ahlaksızlık, kişilik bozuklukları, kötülük ve sapkınlık birbirine karıştırıldığı sürece de romantik entelektüel güdük bakış açısı bilinçteki uyanmayı engeller. Çünkü “eşitlik”, herkesin aynı olması değil, herkesin sahip olduğu temel değerin (haysiyetin) bir teraziye koyulması anlamına geliyor. Haysiyet bir üstünlük yarışı değil, bir varoluş zemini olarak görülmeli.

Bu sürdürülebilirlik, ancak insanın insanla, insanın kendi bilinciyle, insanın doğayla ve varoluşla; son olarak da ulaştığı teknoloji çağıyla olan ilişkisinin ‘denge’lenmesiyle mümkün olur. Yoksa görmüyor muyuz? Zaten direksiyon boşta giden bir araba, kendi kendini sürüyor yüz yıllardır. Düşleri iğdiş edilmiş ama delüzyonel bir hayal dünyasında debeleniyoruz. Oysa evrenin öğretmeni çok. Dersler kolay. Her şey insanın farkına varması ve uyanmasıyla ilgili. Bu nedenle de insanlık tarihi iyi özetlenmeli.

Şu bir gerçek; güçlü duygular bizi ele geçirdiğinde artık bir insan olmaktan neredeyse çıkar ve o duygunun ta kendisi haline dönüşebiliriz. Biz insanlar, duygu ve hormon çorbası gibiyiz. Bu nedenle sanırım doğal zekamızı, yapay zeka karşısında iyi korumamızda fayda var. Aksi takdirde kolektif körleşme yaratan sosyal medya kataraktı kalıcı olabilir.

Egosunun boyunduruğundan arınmış, niyetine sahip çıkan insan olabilmek çok değerli. Evet insan taklidi yapmayı bıraksak, insan olsak… Bütün öğretilerde insanın sonsuzluk peşinde ve veya arayışında olduğunu görüyoruz. Oysa önce bu dünyada yaşarken Sürdürülebilir İnsanlık başarılmalı ki ondan sonra sonsuzluk teorisi gerçeklik kazanabilsin. Önce insan olmayı başarmak gerek ki, hapsedildiğimiz insan kalıbından çıkabilelim. “İnsanı başlat” komutuna basılalı aşırı zaman geçti.

 

Feryal Çeviköz

Yazar

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir