01 Mayıs, 2026

Aşk ve olasılığa çekilmiş rimeller

Sonunu başından öngörebildiğimiz seçimlerimizle tüketim yoluna girme ve bunun sonunda gelen ‘artık hissizleşiyorum’ sorunsalı. Çünkü biliyor ki o da ‘bitecek’. Ve yine biliyor ki yerine muadili gelecek. Hızlı bir şekilde yapılan psikolojik çözümlemeler ve kolay çözülmeler. Kaybetme korkusu olmadan potansiyellerin varlığına yöneltiyor. Fiziksel ve psikolojik kolay ulaşım; hızlı çözünürlülüğe… Bu sığ, yıkık ve yığıntı insan silsilesi ‘sıradaki’ modunun hepten açılışına, ‘muadili gelsin’ anlayışına götürüyor. Bu evrilişin sonunda gelen ‘sıkıldım’, ‘herkes aynı’, ‘bir şey hissetmiyorum’ psikolojisinin varlığından sorumlu olanı, yalnızca karşı tarafın yüzeyselliğine indirgemek; kendimizin de bu güruhun parçası olduğumuz algısını yadsımamıza kolay bir gerekçe oluşturuyor.

Aşk ve olasılığa çekilmiş rimeller

Odaklanamayan, birçok tetikleyici tarafından uyarılan, kendi kendine yetmeyi bilemeyen, seçici olmayan, yatırımını kendine yapmamış, sevilme ve onaylanma ihtiyacıyla donanmış bu kimseler; bahtsızlığına, her şeyin aynı ve yüzeysel oluşu kılıfını geçirmeyi başararak kendini kandırma çabasında. Sonunda yoruluyor ve kronik yalnızlığıyla baş başa kalıyor. Aslında tüm sorunların özü: “Sevilme arzusu son yanılsamadır. Vazgeç özgür olacaksın.” sözünün kıyılarına bile gelememiş olmaktır. Sanırım insanların biraz da buralarda dolanıp durmaları gerekmektedir. Margaret Atwood’un bu güzel sözü ise ayrı bir yazının konusudur. Şimdilerde bu düzenin karmaşasında boğulan herkesin artık yavaş yavaş başka alana kaymakta olduğunu gözlemliyorum. Nasıl ki yükselen trend Clean Girl akımı yerini Messy Girl e bıraktıysa… İlişkilerde de artık insanlar; pürüzsüz kusursuz görünüm taleplerinin yerini daha sapyoseksüel ihtiyaçlara evirdi. Artık zihinsel bir hükmediş talep ediyoruz. Bu güzel bir seviye atlayışı.

Peki ya aşık olma kapasitemiz bununla birlikte genişleyebilecek mi? Asıl can alıcı nokta burası. Çünkü burası bir muamma. Ama umutsuz değil. Bu; biraz bana göre, karşı tarafa yeterince bir alan açmakla ilgili. Alan açabiliyor muyuz? Bu kadarı da yeterli değil. Bana göre gerçekten aşık olabilmek kontrolü bırakabilmekle alakalı. Biraz kendinden ödün vermek ve risk almak. İşte dişil enerji dedikleri şey de tam olarak dizini kırabilmekle alakalı bence. Bu, gurursuz bir duyum gibi hissettirse de aslında karşı tarafa yeterince alan açmak ve aynı zamanda tüm benliğinle orada olmakla ilgili.

Can kulağıyla dinlemekten öte ses tınısını desibel desibel işlemek gibi. Sessiz bir etki; rimelin ilk katı, derinlik vaadi ikincisi, üçüncü katı ise olasılığa çekilmiş… İşte burası bağımlılık etkisi. Ait olmak istemeyenlerin bağımlılığı. İhtimalleri canlı tutarak insanın kendi farklı potansiyellerine her an ulaşabilirmiş hissi yaratabilmek. Burası orası. Ve bu nokta; insanın kendi farklı versiyonlarına özlem duyduğu ama aynı zamanda hiçbirine uzak olmadığı… O yer ki insanın aşık olma kapasitesinin en güçlü seviyede tetikleneceği nokta.

Kendi farklı versiyonlarına kolaylıkla dönüşebileceği bir aralık. Kolayca dönüşebileceğini hissettiği o yerde oluyor ne oluyorsa. İşte bizim bu aslında kendimizden kendimize olan hasretimizin derecesini anlamaya yarayan ‘aşk’…

 

Emine Ağırbaş Kocaköse

Yazar

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir