Duygu olmadan asla

Bazen kendi kendime diyorum ki; bırak bugüne kadar öğrendiklerini, yaşadıklarını ve biriktirdiklerini… İster acı olsun ister tatlı ya da sığ hiç fark etmez, bırak ve git… Nereye; edebiyatın duygu dünyasına, sezgi denizlerine doğru gitmek, dalmak istiyorum… Çünkü benim içimdeki güzelliği derinliği duygu fırtınalarını hiçbir şey anlatamıyor… Ayrıca ülkemizde ve toplumumuzda yaşanan kötülükleri, çirkinlikleri de anlatmakta, aktarmakta yetersiz kalıyor. Siyaset hatta bilim nesnel gerçeklerle sarmalanmış olduğu için duyguyu ve sezgileri anlatmaya ve aktarmaya imkan tanımıyor…

Bendeniz oldum olası yaptığım her işte yazmaya çalıştığım makalelerimde ve şiirlerimde “duyguyu” arıyorum. İnsanlığı yaşadıklarımız acı ve tatlı anıları, haksızlıkları çirkinlikleri güzellikleri, doğayı, aşkı sevgiyi “duygu olmadan asla” aktaramıyorum… Duyguyu yakalayamadığım zaman alışılagelmiş kelimler ve özgür olmayan cümleler arasında sıkışıp kalıyor, anlatmak isteklerim vermek istediklerimi unutuyorum…

Edebiyat bence son derece önemli bu açıdan, iyi bir “yazar” ya da “edebiyatçı olmayı çok isterdim ama yaşamın beni sürüklediği alan “ekonomi” öyle yerlere sürükledi ki beni, hiç boğulmayı istemediğim “kelimeler” arasından önce “rakamlar” arasında boğuldum. Hem “özel hayatım” hem iş hayatım başka başka türlü gelişti… Ama hiçbir zaman yazmaktan, şarkı söylemekten, şiir yazmaktan asla vazgeçmedim, edebiyattan ve “müzikten” bir türlü kopamadım…

Kendimi anlatmak amacında değilim, kendimden verdiğim örnek aslına sizlere yapacağınız hemen her işte yaşamın her alanında “duygu olmadan asla” istediklerinize sahip olamayacağınızı, olsanız bile mutlu olamayacağınızı anlatmak içindir… Duygular ve onun kol kola gezdiği “sezgiler” hepimizde var, yok saymayın. Varlığına güvenin ve kendinize inanın… Hem dünya da hem ülkemizde sanatın edebiyatın şiirin her aşamasında “duygu ve sezgi” çok önemlidir… Her fırsatta yaşamınızın her an’ına duygularınızı ve sezgilerinizi katın, yaşamdan zevk de alacaksınız mutlu ve başarılı da olacaksınız…

İnsanları anlamak ve anlatmak olan bir işte iseniz duyguların ne kadar öne çıkması gerektiğiniz de görebilirsiniz. Sevgi, saygı, aşk, evlilik temelden “duygulara” bağlı olgulardır. Ne yazık ki içinde yaşadığımız dönem ve hak etmediğimiz yaşam kalitesi bunlardan giderek uzaklaştırıyor bizleri… Romantizm diye bir şey kalmadı, ne yağan “kar” ne güneşle birlikte yağan “yağmur” ne gökkuşağı artık etkilemiyor kitleleri… Oysa bunların hepsi “insanı” insanın güzel duygularını anlatır çizer “doğanın tuvaline…” Duygularımızı ve sevgilerimizi yitirince “yaşamı” paranın, ekonomik değerlerine ellerine bıraktık gittik ne yazık ki…

duygu olmadan asla

Dünya bunlardan ibaret değil, yaşam bunların berbat etmesini seyredecek kadar uzun da değil. Edebiyatın, şiirin, müziğin, resmin insanı tanımak, hayatın içinde olup bitenleri anlamak ve anlatmak için verdiklerini ilmin ve bilimin vermesinin imkanı yok… Mesela hangi tarihçi, savaşları yaşayan, silahlar arasında aç kalmamak için çırpınan kadınları çocukları anlatan duygu dolu sezgileri güçlü bir “yazarın” anlattığı gibi anlatabilir… Hangi doktor, hekim dağın yamaçlarında “hayvan otlatarak” koyun sütü sağarak, oradan oraya göçerek yaşamak zorunda kalan bir annenin doğumunda çektiklerini, duygu dolu bir şairin anlattığı gibi anlatabilir…

Derin ayrıntılar ya da bilimsel gerçekler değildi önemli olan, duygularını ve sevgilerini herkesin yüreğine hitap edecek şekilde aktarabilmek önemlidir… İşte ben bu yüzden siyasetin “sıkıcı” kollarından ekonominin rakamlara gömülmüş mekanından çıkıp sanatın edebiyatın kollarına atmak istiyorum kendimi… Hepimizin içinde “masum bir insan” var, hayatın bu tarafını yaşamadan ya da henüz tanışmadan öldürmeyelim ne olur… Resim, tiyatro, müzik edebiyat şiir insanın kendi dünya duygusunu keşfetmeye yardımcı olmakta, diğer insanlarla duygu ışığında empati kurmasına vesile olmaktadır…

Orhan Veli’nin “İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” mısralarını duyduğumuzda gözkapaklarımız ister istemez düşer gözlerimizin önüne… Şayet duygulanmamış ve o anı sezememişseniz “düşmez” donar kalır… Öylesine derindir ki “yazarın” sezgileri, Bu mısraların içinde saklanan duyguları hissetmeniz için İstanbul’a gitmenize de gerek yoktur… O yüzden diyorum ki; İnsanların duygularına dokunmak, gerçekliğin farkına varabilmek ve kendinizi anlayabilmek ve anlatabilmek için edebiyata, şiire resme, müziğe önem verin, “Duygu ve sezgilerinizden yani “kendinizden” paha biçilmeyecek eserler yaratın…

Yarattığınız bu mükemmel “eser” ile övüneceğinizden eminim…

Çok sevilin ve daima gülümseyin; hoşça kalın…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir