05 Kasım, 2026

Geçmişin bilgeliğini bugünün bilimiyle anlamak ne güzel

Edirne’de, geçmişin şifa anlayışına tanıklık ettiğim özel bir yerdeydim: II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi. Doğanın zarafetiyle şifalanılan yerdeyim…Her adımı bende büyük iz bıraktı.

1488 yılında hizmete açılan bu külliye, Osmanlı döneminde sağlık hizmetlerinin nasıl ele alındığını gösteren çok kıymetli bir tarihî miras. Burada beni en çok etkileyen, insanın yalnızca bedensel bir varlık olarak değil; duyguları, ruh hâli ve çevresiyle bir bütün olarak düşünülmesiydi.

Şifahanede hastaların tedavisinde müzikten ve su sesinden yararlanılması, dönemin insanı iyileştirme yaklaşımına dair dikkat çekici örnekler sunuyor. Sesin, çevrenin ve insanın duygusal durumunun iyilik hâli üzerindeki etkisini bugün de araştırıyoruz.

Geçmişin bilgeliğini bugünün bilimiyle anlamak ne güzel

Edirne II. Bayezid Külliyesi Şifahanesi’nde beni etkileyen detaylardan biri de gülün şifa kültüründeki yeri oldu. 🌹

Gül, yüzyıllardır yalnızca güzelliği ve kokusuyla değil, geleneksel tıpta da kendine yer bulmuş değerli bir bitki.

Osmanlı döneminde güzel kokuların, bitkilerin ve suyun insanın iyilik hâliyle ilişkilendirildiğini görüyoruz. Gül suyu da bu kültürün önemli parçalarından biri.

Gülün kendine özgü kokusu, geraniol ve sitronellol gibi çeşitli uçucu bileşenlerden kaynaklanır. Ancak bu bileşenlerin miktarı ve oranı; gülün türüne, yetişme koşullarına ve elde edilme yöntemine göre değişebilir. Gül kokusunun duygu durumu ve rahatlama üzerindeki olası etkileri de bilimsel araştırmalara konu oluyor; ancak bu etkilerin kişiden kişiye değişebileceğini ve kesin sonuçlar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini unutmamak önemli.

Şifahane beslenme bakalım, o kadar derin ve ruhumuzla uyumlu ki…Ruh, zihin ve beden bütünlüğünü gözeten bir iyilik hâli anlayışında beslenmenin ve baharatların da ayrı bir yeri var. Baharatlar yalnızca yemeklere lezzet ve aroma katmıyor; tarih boyunca insanın yaşamına, kültürüne ve şifa arayışına da değer katıyor. Her birinin kendine özgü kokusu, tadı ve içerdiği doğal bileşenler, doğayla kurduğumuz ilişkinin farklı bir yansıması gibi.

Bir tıbbi ve aromatik bitkiler tutkunu olarak burada dolaşırken, kokuların, bitkilerin ve doğayla kurduğumuz ilişkinin insanlık tarihindeki yerini yeniden düşündüm. Doğanın sundukları, yüzyıllar boyunca insanların bakım ve iyilik arayışının bir parçası olmuş.

Beni asıl düşündüren ise şu oldu: Günümüzde hızla yaşarken kendimize dinlenmek, sessizliği duymak ve iç dünyamıza kulak vermek için ne kadar az zaman ayırıyoruz?

Belki de bu tarihî mekânların bize bıraktığı en değerli miraslardan biri, insanı bir bütün olarak görme fikridir. Geçmişten öğrenmek, her eski yöntemi doğru kabul etmek değil; insanın iyilik hâline dair birikimini anlamak ve onu bugünün bilgisiyle yeniden değerlendirmektir.

Edirne’den ayrılırken aklımda tek bir düşünce kaldı: Şifa bazen bir bitkinin kokusunda, bazen suyun sesinde, bazen de kendimize ayırdığımız küçücük bir zamanda saklıdır. Belki de gül ve baharatlar bize yalnızca güzelliği ve lezzeti değil, hayatın içinde yavaşlamayı, duyularımızı yeniden fark etmeyi ve ruh, zihin ve beden bütünlüğümüzü gözetmeyi de hatırlatıyordur.

Kendinizi dinlemekle kalmayın, bir damlanın sesi, bir kedi mırıltısı, radyodaki o şarkı …sizi iyileştiren belki de bu minicik ayrıntılar oluverir…

Nerede arayan varsa, şifa onu bulsun.

Derya Öncel — Bitki Cadısı 🌿

 

Yazar

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir