04 Kasım, 2026

Olasılık bağımlısı

Bize ait olabilecek olasılıklar… Ve bu olasılıklardan bazılarını aktif ediyor oluşumuz. Neler yapabileceğimizden kimsenin tam olarak emin olamadığı. ‘Emin olanların’ dâhi her zaman küçük bir yanılma payı bıraktığı… İrade ve olasılık arasındaki tampon bölge…

Seçimlerimiz.
Bizi diğer canlılardan ayıran ana hat. Ne bir melek gibi biat ediyoruz ne de tamamıyla siyah olmayı seçiyoruz. Burası da siyah ve beyaz arasındaki gri alan. Bazen siyaha bazen beyaza daha yakın bir grilik. Tonunu biz seçiyoruz. İrademizle. Siyah ve beyaz arasındaki çeşitli gri tonları.

Olasılık bağımlısı

Çünkü Tanrı insanı seçti. Melekleri değil, şeytanla kavga etmeyi değil. Sınırlı bilinciyle ve sınırlı iradesiyle neler yapabileceğini görmek istediği ‘İnsan’ ı yarattı. Tek başına güç olmak, tek başına iktidar olmak, ezel ve ebedi olanın kendisini; insanı, sadece deneyim alanı veya kendi suretinin yansıması veya sadece tanınmak ve bilinmek gibi küçük çaplı arzularla tanımlamak bana o kadar yüzeysel ve sığ geliyor ki! Bize koşulsuz biat eden birini sonunda istemeyiz. İstesek bile sevsek bile bu kalıcı huzur halinden de bir süre sonra sıkılabiliriz. İnsan, işte bu yüzden çoklu seçenek arasında birini ‘seçme’ yetisine sahip olan; seçen, isteyen, yönelen ve bu yüzden de arzulanan…

Diğer seçenekler arasından bilinçli olarak ‘O’na yönelen… İşte O… Şeytanla Tanrı’nın arasındaki bu güç savaşını zaten ‘Tanrı’ kazanacakken; ‘O’ sadece kazanmayı değil; ‘gerçekten kazanmayı’ seçti. Bu aslında tek başına gücün aslında bir güç olmadığını; ancak ‘bilinçli bir farkediş’ ve ‘seçimlerimizin’ gerçek bir güç olduğunu ortaya koydu. Bir değil belki yüzbinler yaşam yolu sonunda terazinin her bir kefesinin ağırlığı tartılacak. Tanrı dileseydi terazi de olmazdı insan da şeytanda. Ama Tanrı ‘Terazi’ dedi, insanı yarattı. Belki kaç yaşamlar sonunda yine Tanrının bildiği bir şey olacak ama…

Bazen kendi projeksiyonun yansıması o kadar tatlı gelir ki; bize biat eden sonsuz melekler sürüsünün varlığı solda sıfır gelir. Ve bu projeksiyon sıradan olmayan insanın küçük çaplı dünyasında da akar: Ucuz dopaminden uzak yaşayıp anlık hazlara teslim olmadan bir yaşam süren bilinçli farkındalıkta(ki onlar bu çağın gerçek aristokratları); irade, bazen, bugün farklı bir şey yaparsam hangi olasılığın titreşimini arttırmış olurum şeklindeki bir hazzın penceresini açarmış gibi çalışır? Çünkü sıradanlıktan ancak irade kurtarır.

Bazen bir şeyin yaşanmamasının yasını değil; onu içimizde bir olasılık olarak kalmasını istediğimizi fark edebiliyoruz. İşte onu ‘yaşanmamış olasılık’ yapan da yine bizim ‘irade’miz olmuş oluyor. Ben hayatının amacının ve anlamının ‘irade’ üstünden olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda da felsefi alt yapısı olarak Arthur Schopenhauer yaklaşımına daha yakın buluyorum kendimi. Kendisi ne kadar karanlık karamsar zor bakış açısına sahip olduğu düşünülse de; buna ancak sert gerçekçi denilebilinir sanıyorum.

Ben; iradeye, seçimlere, seçmemelere aşık bir olasılık bağımlısıyım. Sınırlı iradem ve aklımla Tanrının da bir olasılık bağımlısı olduğunu düşünüyor olabilirim…

 

Instagram Emine Ağırbaş Kocaköse

Yazar

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir