İnsan öğreniyor

İnsan, aşk tohumudur ve tohum, tohum olarak kalamaz. Tohum; karanlığını yırta yırta, ışığa sevdasının peşine düşmeye, o meşakkatli yolun her adımında acıyla ve hazla pişmeye ve dahi yanmaya yazgılıdır. İnsan aşkla lezzet bulur, insan ancak ‘aşkla bulduğunu’ saçar ve insan aşk saçtıkça aşkla dolar da yeniden aşk taşar. En nihayet insan, aşka döner ve aşk olur. O vakit aşka kapı olur insan – her dem, her yöne açık bir kapı.

seed

İnsan yazgısına isyandan geçip o yazgıya boyun eğmeyi ve nihayetinde rıza göstermeyi öğreniyor. İnsan boğazında takılı duran o büyük lokmayı, paralana paralana yutmayı öğreniyor. İnsan yolun her anında, her anı var kılan her nefesiyle, her nefesi yaşamdan yana kılan uyanık, farkındalıkla bezeli her deneyiminde yollarını kısaltıyor. Böylelikle yazgısı tamama eriyor. Yazgı eridikçe eksik hiçbir şey kalmıyor. Mutluluksa adı mutluluk, sevgiyse sevgi, ne ise ne – her şeyi içten dışa, dıştan içe O kuşatıyor.

İnsan, ummayı, istemeyi, dilemeyi; insan, dilediğini, umduğunu, istediğini var etmeyi; insan, var ettiğini bırakmayı ve insan bıraktıkça hafiflemeyi, yükselmeyi ve nihayet uçmayı öğreniyor. Sevmek kanatlanmaktır ve insan sevmeyi öğreniyor. İnsan nabız olup atmayı; bir var olup bir silinmeyi; gelgitle sahile vuran her dalgada, yeni güzellikler yaratmayı öğreniyor. İnsan, kendini güzelliğe vurmayı öğreniyor.

Yenidir hayat her daim ve insan, o hayata yeni’lmeyi öğreniyor. İnsan, zaferlerin en büyüğünü – kendi yenilgisini ve hep kendine yenilgisini keşfediyor. İnsan, bir eldiven gibi sonuna dek kullanıp kendisini, miadını doldurmayı, bir paçavraya dönmeyi ve ölmeyi öğreniyor. İnsan ölüp ölüp dirilmeyi ve nihayet defterini dürmeyi öğreniyor. İnsan, kalem olup tükenene dek kendi şiirini yazmayı ve kalpten kalbe akan şiir olmayı öğreniyor.

Ezcümle; insan sükûtu öğreniyor; durduğunda durmayı, vurduğunda vurmayı, yürüdüğünde yürümeyi, koştuğunda koşmayı ve insan, telaşından soyunmayı öğreniyor. İnsan tüm utancından, çıplaklığına sarılarak; tüm karmaşasından, saflığına karışarak geçmeyi öğreniyor. İnsan, insan olmayı öğreniyor.

5 Yorum

  1. Eddi Anter

    İnsanın her gün herkesten bir şeyler öğrenmesi için fırsatlar çıkıyor. Yukarıdaki yazıda “İnsan, zaferlerin en büyüğünü – kendi yenilgisini ve hep kendine yenilgisini keşfediyor” satırı çok etkileyici. Her zaman insanın en büyük zaferinin kendini keşfetmek olduğunu düşünürdüm ancak her zafer gibi yeniligi de kaçınılmazdır. Kendinle savaştığında illa bir kaybeden bu yüzden olacaktır… Uzun süredir yazılarını takip ediyorum ve hayranlığım sürekli artıyor.

    Yanıt
    1. Ali Karakuş

      Senin gibi değerli bir yürekten ve kalemden bunları duymak ne hoş. Çok teşekkür ederim Eddi. Hayranlığımız karşılıklı.

      İnsan her ne ile savaşıyorsa onu büyütüyor aslında ve bu yüzden kendisiyle tükenene dek savaşıyor belki de; bulunduğu dairenin sınırlarını kabullenmiyor ve hep ötesini zorluyor. Tüm bu zorlama-zorlanma, savaş, kavga, gürültü ne için? Özünde sınırsızlığa erişmek ve çok özlediği yuvasının eşsiz huzuruna dönmek için… Savaş tamamıyla bittiğinde; insan Dünyasıyla ve esasen kendisiyle hakikaten sulh ettiğinde; zafer de yenilgi de bir ve aynı şey olduğunda – sınırlar kalkıyor. İnsan yuvasına dönmüş, sevgilinin koynunda aşka erimiş oluyor. İnsan o vakit insan oluyor…

      Yanıt
  2. Eddi Anter

    Halen anlamakta ve bulmakta zorluk çektiğim noktadır ” zafer de yenilgi de bir ve aynı şey” herşey kendi zıddıyla bilinir ve her ikisi de aynı paranın iki farklı yüzüdür kısmında takılıyorum.

    Yanıt
  3. Ali Karakuş

    BİR ANLAMI OLMALI MI?

    Zaferin de yenilginin de kendi başına bir anlamları yoktur. Aynen iyi ve kötünün olmadığı gibi. En azından bir kişi, olgulara bir anlam verene dek her şey anlamsız sayılabilir. Zaferin de yenilginin de insanda yarattığı etki, sonuç itibarı ile aynı kapıya çıkar; “ben” varım ve bunu “ben” yaşıyorum; bu “benim” zaferim ya da yenilgim fikrine. Dolayısıyla kendimi geliştirerek, stratejiler icat ederek veya bir yolla bu durumu kontrol edebilirim diye düşünürüz. Her şeyin geçicilik ve belirsizlik üzerine kurulu olduğu bu evrende, bu en büyük yanılgıdır. İkilik oyununda türetilmiş her anlam, bu ‘varlık iddiasını’ besler sadece. Oysa “ben” iddiasının kendisi temelsizdir.

    İnsan zarafetle yenildiğinde ve zaferlerinden ötürü böbürlenecek bir şey görmediğinde, zafer de yenilgi de artık aynı şeydir ve her ikisi de yeterince iyi, yeterince kötüdür. Ya da ne iyidir ne kötüdür. Orada artık “ben” zafer kazanmıyor ya da yenilmiyordur. Çünkü artık bir “ben” olmasının ya da olmamasının bir önemi kalmamıştır ve yaşamın etiketlenmesine de gerek yoktur. Yaşam sadece anı anına yaşamak içindir. 🙂

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir