Hürler bölgesinin motiveleri

İnsan olarak yaşayan ve yaşamakta olan ruhların açık veya gizli motivasyonlarını (Kısaca sırlanma diyelim buna, çünkü varoluş doğa/ üstünün veya bilinçaltının sırlı hakimiyetidir.) merak eden biri olarak, 12 yaşımdan beri kopmuş görünen tek zincirin izdüşümlerini takip ederken, gerçeğin izini sürmeye çalışarak, bugüne kadar neler elde ettim? Bunu gün içinde de birçok defa sorarım kendime… Muazzam bir bahçe ve muhteşem bir bilinç inşaatıdır bu. Hızlı bir şekilde ve kopmadan devam ediyor. Bir düzeyde arzumca, bazen de kanımca, o tanımadığımız ‘beyin’ deyip geçtiğimiz alanlar birleşerek, enerji düzeyindeki bilinç olarak, bizden binlerce yıl ileriye giderler… Yani, ‘biz’in katmanları da var ya.

Hürler bölgesinin motiveleri

Ehli Beyt’in, hümanizmin ve modernizenin bilinen isimleri, kendi içinde iyiliğe sonsuz inancı, iyimserliği ve üstüne kurdukları yaratıcıkları nasıl yaşattılar acaba? Sonuç, onların tümünün iyilik ve kötülüğün ikisinin de bir ‘kurgu’ için lazım olduğunu çözdüklerine doğru çıkıyorsa ve bu da biraz vahimli durum arz ediyorsa, yeni bir çağın temeli ve ya erdemli insan modeli nasıl bir mihenk taşına oturtulmalı?

Diyelim ki, kötülük olmayan bir dünya kuruldu, nedir, o zaman ‘kurgu’ kurulamayacak mı? Yani maddi yetersizlikler, zalim kahramanlar ve onlarla savaşın olmadığı bir olay-yaşam, insanları tembelliğe, embesilliğe, şımarıklığa, erkini yanlış kullanmasına getirecek mi?

Neyse, ona daha çok var gibi, çocuk tecavüzleri, insan tacirleri, doğa katliamı sürmekte olan bir yaşam ve zihin katmanında olan yanımızla insanlığız şu an ve mihenk taşımızı doğru oturtmak için, çözümü cinayet yaratmamak için nasıl bir yol izlenmesi üzerine yoğunlaşmak zorundayız.

Yüzyıllarca insan için erdem ölçeği olarak ‘kötülük yapma!’, ‘zulmü reddet’ komutuna ayarlanması bekleniyor. Tüm kültür, sosyal enstitüler buna doğru. Ama neden böyle bir düzeneğin pek hayrını ve işlevselliğini göremiyoruz? Çünkü kızgınlıklar bir taraftan bilinçaltında birikmeye devam ediyor ve bireysel ve sosyal olarak patlamalar oluşturmaktan da duramıyor. Gücünün yetmediği yerde sus sus sus, sonra senden daha zayıf birinin küçücük bir zaafını yakaladığında ve ya seni kızdıran bir şeyine denk geldiğinde ve ya sırf rahatlayım diye tüm basıncınla ona patla. Üstelik en çok kızdığın durum kendinsin karşındaki durumlara karşın güçsüz olduğun için, içinde bir yerlerde farkındasındır ve belki de en çok sevdiğin insanlara bile akıtabiliyorsun tüm gazabını…

Ve ya hayatta her kese karşı saygılı ve şefkatli birisindir, ama başına durmadan işler açılıyor ve kendini de suçlayıp duruyorsun. Bu arada kendinde birçok bileşke güçler var. İrade bölünmesi yaşıyorsun bazen ve karşıt yönlerle kıstırılıyorsun iç dünyanda…

O yoğun ve gergin birikimi – ‘negatif’i yok etmenin yolu yoksa ve dönüştürülmesi şartsa, bu nasıl olması lazım. Hayatın bir gölgeler oyunu gibi gelmeye başladıysa ve yorgunluk, tıkanıklığın yapışkan ağında bozulmaya başladığını his ediyorsan, o taze bahara açabileceğin yol nerede olabilir?

Çöp dönüştürücüsü olmak ve ya şifadır aslında adı; dışında ve ya dıştan iç alanına çekilen negatifliklerle uğraşmanın ötesinde, dikkatli bir faz aralığında bakabildiğin aşamada, bizzat kendin tarafından da oluşturulan gölgenin ışığa çevrilmesidir. Bir enerji var, sebep sonuç dizilimi sürdürülürse istenmeyen zararlı sonuçlara (sağlık sorunlarından tut, cinayet ve aile sorunlarına kadar) getirecek sonuçlara gebe, birikiyor, onu sürekli bir şekilde temizlemen, dönüştürmen lazım. Ve psikolojik, fizyolojik, sosyolojik sorunlara getirmeden, en güzel yoldan en uygun sorun çözümüne getirecek işlevsellik yaratsın. Aha, şema bu ama nasıl?

Yanlış yorum yanlış duygu yaratır.
Tarafsızca düşünsek ve kendimizi ihmal edilmediğimiz bir alanda seven ve sevilen olarak yaşatmak ne kadar mutluluk vericidir. Bilgi, birikim, güzel faziletlerimizi Dünya ve kendimiz için yarar elde etmek için kullanıldığını bilmek, bizi ne kadar sakin ve şavklı hale getirirdi. Zihninde beliren her yanlışı – sana göre yanlış olanı değil, gerçeğe göre analizle ve çok sade şekilde anlatım-açılımını dinlemek, bunu bir acil yardım servisinden daha hızlı, daha etkili şekildeki anlık destek olarak almak, sizi ne kadar ağır duygulardan arındırabilirdi?

Bunu sana ister evren dediğin, ister şifa güçleri kaynağı ister beyninde yeni açılmış bir yetenek, bir bilinç, sohbet edercesine anlatırsa, İnsan olmanın gururunu yaşatırsa, kendini ve varoluşu, yaşamı sevdirirse, kim istemezdi? Çoğumuzun içimizden de geliyor ya aynısı his ve düşünceler olarak, fakat bunu sayıca daha çok insanlara yayarsak nasıl olurdu? Tek bir hücreyi bir mutasyona uğramaya dönüşmesini zamanında önlemek, bir felaketler zincirini önlemektir, değil mi?

Hele bundan sonra kafası karışan insanlar daha çok olacak ve bence aklımızı hayal diyemeyeceğimiz bir yaratıcılığa, bunu yaymaya, şevk uyandırmaya, bilgi paylaşımına ve çoğaltımına yönlendirmek lazım.

Bugünlerde çokyüzlü mitoloji ve karışık bir akılsız bilgelik karnavalı yaşanıyor adeta bazı bilinçlerde ve çevrelerde.

Ben, bana en kutsal olan’ı bir oyun kavramında yaşatmayı kabul ederken (asla olayın ciddi olmadığı düşünülmesin ama aşırı kasılmaya da gerek yok), içinde bir şifa, keşif, çözüm kavramlarıyla aradığım yola, Mistik Misyon demekten sakınmazsam, bir akademisyenlik kariyeri için de değil –fazla bir çekiciliği yok (bir de enerjisel olarak ücret denklemi yok)- dersem, o zaman İnsan’a bir hediye vermek için gelmişiz diyelim, ki birçoğumuz yaşadık yaşıyoruz zorluklarıyla mutluluğuyla, hüsranı ve heyecanlarıyla 21-yüzyılın bal-kaymak dönemlerini…

Topluma bakarsam, belirginleşmiş bir düzenek iş başında olduğunu anlıyorum. Süperrealite’den hipergerçekliğe kadar ulaşan bilinçler var. Ben, ben, Sen, Biz, BİZ, O ilmini algılayanlar var…

‘Sen senin Sek’ine Tek gel önce, sonra BİZ ve BEN demek ne olduğunu anlarsın’, demek istiyor bize BİLİNÇ, kaç bin yıldan beri…

BEN olduktan sonra, Sen’in senlerin gibi anlarsın başkalarını da.

 

 

 

 

 

 

Ve İNSAN

Yüz yıllarca evvel, sanırım Paracelsus’tan da önce başlayan bir muradı olmuş insanlığın. Nadir bir irade sabitesine ve farklı güçlere sahip homonkulus- özel insan yaratmak. Sonra bir ’üstinsan’ kavramı çıktı,  sonra saptırmaca suçlamaca çamur atmaca derken,  (‘üstün ırk’ sonrası ırkçılık ve katliamlar) yüzlerine kara sürülesi bir kavram haline geldi.

Ama bu bir sadece süper böbrek taktırma düşüncesi değildi ki, erdem nakliydi belki? İLİM verilmesi, maharete doğru eğitim, süpervizyonları edeple açıklamak ve gerçekleştirmek… Nakil nereden nereye olacaktı? Emin olun ki vardır o depo. Toplayan dağıtan bir gazne. Gaznedara nasl mı ulaşırız? İşte iyi anlamamız lazım olan yer burası. Kendi içinizde ve ya dahil olduğunuz alanda bir vekiliniz vardır sizin de, arka kapıdan kendi evine girip, bir şeyler çalan gibi ‘hırsızlık’ yaptırıyor bazen bir sırlı bilgelik (ve ya evrensel program diyelim)…

Bir de şu var, eğer denildiği gibi evrendeki ilahi düzen, insan da içinde olmak üzere 14 megahertsz (sanırım öyleydi, tam hatırlayamıyorum) de titreşen sevgi titreşimini yaymaktan yanaysa, bunu da tüm katlarda aynı tek düze değil de, her şeyin özgünlüğünü de koruyarak ahenk oluşturmak istiyorsa, o sınırı 16 Hertz’a ulaştırarak birimizden birimizde kalp ötesi kalp ve ya şuur ötesi şuur oluşturarak, bir biyolojik & fiziksel düzenek oluşturamaz mı?

Şimdi efendim, evrende her bilincin kendi boyutu var, değil mi, O ilahi Merkez düzen, tek tek her boyuta karışır mı? Karışırsa, sen birini Vicdan mahkemesine çekeceksen ve ya bir ‘Marslı ata genin DNA’nda açılıp, bilinçaltından seninle karşı karşıya gelmeye uğraşıyorsa ve ya Venüs’lü teyzeler sülalesi senin tarihini binlerce yıl önce arşiv raflarına kaldırarak, şimdi yeniden bir şecere toparlama kursuna davet ediyorsa’, sen bunların şaşkınlığıyla bir yandan da şu an yaşadığın dünyada her şeyin aşırı zamlandığından tut da, salgını, çevre kirliliğinden yangın ve sellere kadar mustarip haldeysen, hangi Konsey’e yardım çağrısıyla başvurman lazım? J

Mazur görün, hiçbir zaman popüler anlatımdaki gibi bir süperkahraman, halkmod ve ya uzaktan yönlendirmeli zihin işgali konularına ilgi ve ya inanç duymadım. Ama DOĞA’ yı ve doğaüstünü epey zamandan beri farklı bir şekilde tanırım. Bana bilimin durmadan ilerlediğini iddia edenler, henüz çok boş sahalar öylece bomboş durup beklediğini de bilsinler. Henüz bilgi sahalarını birleştirerek, sonuçları yaşamla bağlamayı öğrenmekle uğraşıyoruz. Tesla’nın 100 sene önce anladığı şeyleri daha yeni yeni algılamaya çalışıyoruz. İsa’dan da önce yazılan Ölü Deniz parşömenleri veya  Essei tarikatı denilen, aslında disiplinli bir araştırma grubunun neler ettiğini, bulguları ve ya hikmetlerini dışarıya nasıl bir şekilde yansıttıklarını düşünmeye hangimiz ne kadar akıl ettik…

Ama birçok şeyin akla yatkın açıklamanın da yolu yoktur, ‘İNAN!’ vardır. Tamam, bu da, ‘hiç düşünme’ anlamına gelmiyor da, labirentteki yolunuzu fazladan uzatmaya gerek yok, eylemsiz bir yol kendi içine katlanmaya başlar. Ben bu düşünme işini bir tık daha bir tık daha ileri götüreyim derken, o kendi içine katlanmaya başlar ve aşırı yoğunluk oluşturur. Her kes için O yoğunluğu kaldırabilmenin kapasitesi bellidir ve farklıdır. Sek yoğunluk, yıllar içinde oluşur ve (uzaktan da) çekim merkezi yaratır. Başka yandan kolay, şerefsiz ve ya cahil yollardan da çekim noktaları oluşturuluyor. Hasadı korumak lazım yani.

‘OL’ ve ‘OL’DU’  demek ve gerçekten dediğinde olacağını bildiğin bir yer vardır inisiyede. Bu kişiye de, çevresindeki bazı insanlar ve varlıklara da belli edilir. Bazen de edilmez ama sezisel olarak yine neredeyse aynı halleri içinde, saklı yaşarsın. Ama yine de bir dönüşüm noktası ‘dangırt’ diye düşer kafana. Hazır ol. İnsan olarak kaldığın düzlemde sade, sakin ve ya normal insan hallerin neyse, onu da devam edersin. Fazla caf cafa gerek yokluğunu da anlarsın zaten o noktada.

Etrafındaki aynalar seni sana nasıl gösteriyorsa göstersin, gerçek seni SEN olarak fısıldatan hadisatlar oluşabilir hayatında. Bir güzel sindir bunları ve şükürle kabullen. Etrafında gerçek birçok rehberlerin de vardır ve ya olacaktır, ruhunda bir haritan da çoktan açılmaya başlamıştır işin içine girdiysen.  Kılavuz her yerden göstermeye başlar kendini ve çeşitli kombinelerde gelir şuuruna, ama izci modun, senin sana uygun yoluna işaret eder…

Bir görev talebindeysen, vazife odalarını gez önce istersen. ‘Hazır bir iş yeri var da oraya gidip kadrolu çalışacaksın, gibisinden de düşünme’, derdim eski hallerim olsa. Fakat, gelişim çok hızlı gerçekten, sen yeter ki iste ve sabit ve kararlı şekilde KALEM’e gel.

Kabiliyet ve isteklerine göre birçok alanda aynı anda da görevli olabilirsin. Şu anlığına ANLATIM en mühim görev gibi geliyor şahsen bana, ama bunu tabi ki kimseye zorla dayatamayız. Çünkü bollukta sınırsız diyebileceğimiz bir sofra var, alıp kullanılamıyor nimetleri… Ortalıkta bir sürü kitaplar, videolar var, ben neyi katabilirim buna, diyenler olabilir. Fakat yeni nesiller ve şimdi yeni merak etmeye başlayanlar, arayışa başlayanlar var ve ya kalın kitapları okuyamayanlar var. Acemilere ve ya menfaatçilere bırakmamak lazım alanımızı. Damıtılan bilgileri güzel ve sade şekilde verebilmek çok büyük marifettir. Uzun yılların deneyimi, analizi lazım olanıdır bu ve ya kusursuz inanç lazım. Bana sorarsanız, bazen başıma bazı işleri açmış olsam da yine de inancımda sarsılmadım: henüz büyükler gibi düşünemediğim zamanlarda da iyiliğine ve güzelliğine, gizem ve adaletine inanç duyduysam varoluştaki mükemmel bir SAHA’nın, hala öyleyim. KALP’lerdeki cennete inanırım ben. Ve doğa-üstü-şuuraltı işletmesinin süpervizyonları gerçekleştiren sahasının gücüne.  Terminolojide şekli çoktur ama öz’de aynıdır o.

Terenze MKkenna’nın çok sevdim cümlesi vardır: ’Merak, en büyük erdemdir’.  Erinde sonunda belli bilgi düzeyine geldiğinde, kaderini HAK AN’a getirir ve gerisi saadet yolculuğu OL’ur.

Şimdilik, şunları hayal edelim mesela, ‘Meraklı İnsanlar Kulübüne’ üye olduktan sonra, size bir akaşık Kütüphaneye ait santralı dinlemek ve danışmak gibi bir durum nasip ederse, sorularınız ne olurdu?

Ardı ardına bilinç sınırları aşılmakta. Bilgi kulesi çok yüksek, hatta sonsuz.

‘Ölmeden ölenler’, ne yapacaklar diye düşünüyorsunuz o Sınırı aştıklarında ve legal birleşme gerçekleşecekse… Varoluşun başından beri hep beraber yazdığımız ışık harfleri olan KİTAP açılıyor, Şafağın ilk nurlarıyla okumaya başlayacağız, başladık zaten.

Böyle konularda konuşmak, bilgi paylaşmak ve bilgilenmek isteyenler için bir ‘telepatik’ sohbet masası gibi hizmet varsa-olacaksa, o sistem nasıl en verimli şekilde çalışabilirdi…

Nodira İbrahim Güçsav

13.08.2021

 

 

 

 

 

 

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Nodira

    Görsel mükemmel seçilmiş ve o küçük görünen insana baktığımda rasmen bir trans yaşadım ve mesajı aldım. “Mihenk mihenkke taş değil çiçek. Bıhran’a değil, ilham’a geldik.”

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir