Kendi yolumda

Kederle birçok kez karşılaştım. Bununla birlikte yüzünü net görmedim. Kalabalık bir pazarda başını sarmış bir bedevi gibi gördüm onu. Yapacağını yapmış sıvışırken. Ancak robot resmini çizdirecek kadar cesaret edip yüz yüze gelmedik.

Kapısında çok beklediğim o mağaranın içine girdim, bu sefer yüzüne baktım, oraya hunharca kaldırıverdiğim kederlerin. Oraya sırlayıverdiğimi düşünürken meğer bana musallat olup dururmuşlar. Benimle bir sırtımda, tepemde, en kötüsü de yüreğimde her yere gelip dururmuşlar. Ağrılarımın, acılarımın nedeni hep buymuş.

Kendi yolumda

Bir süre, işte onlarla hemhal oldum. Var olduklarını kabul ettim. Cancağızım sen burada mıydın dedim.  Sarıldık, ağlaştık.

Hayat! Ben o varlıkları fark etmeye, tanımaya çalışırken başkalarını da gönderdi. Tamam dedim başımla beraber. Buyurun gelin. Size kalmak için yer var mı bilmiyorum. Madem geldiniz, kendi yerinizi kendiniz bulun.

Rüzgâr gibi Geçti’nin, Scarlet Ohara’sı gibi çok işim var bunlarla sonra ilgilenirim deyip sırtımı dönüverecek gibi oldum bir ara, saçımdan çekti biri. Diğeri de ondan cesaret almış olacak ki eteğime yapışıverdi.

Anlayacağınız kederin çocuklarıyla tanıştıktan sonra çok akşam oldu o mağarada gecelemekteyim. Hala cesaretimi toplayıp yüzüne bakamadım. Onu bırak karşısına çıkamadım. Bilirim o da Allah’ın bir kuludur ve görevlidir. Aldatılan kadın gibi yaşadım bir süre. Varlığından haberim vardı kederimin ama yok sayıyor, görmezden geliyordum.

Ama iş ayyuka çıktı. Keder geldi. Sahte evliliğim, mutluluğum ile yolları ayırdık. Hayat boşluk kabul etmiyormuş, bildim. Yerine kabulleniş doldurdu. Onunla da hemhal olduk bir süre. Bu sefer ilk önüme çıkanı kabul etmeyeceğim. Başka nasipleri, pardon duyguları da deneyimleyeceğim. Razı olma olabilir mesela bu aralar hoş tutuyor beni.

Neyse bu süreçte bir kitap geçti elime “Mutlu Öl”. Zorladı kabul ediyorum. Orada bir şeye denk geldim. Sevgili Berna diyor ki; eskiden insanlar ölecekleri zamanı bilir, o zaman da kendi ölüm döşeğini kendileri hazırlarlarmış.

Kendimi düşündüm. Üç güne ölecek olsam önce pembe, sarı, mavi, lila çıtır çiçekleri olan beyaz bir nevresim alırdım. Yatak odası olmaz. Salondaki çekyata kurardım yatağı. Ah belim ağrır. Şilte alırım altına, kargo yetişir mi? Ya da eskiler gibi bir yorgan. Salondaki kırılacakları kaldırırım. Millet vedalaşmaya gelecek. Belki salon koltuklarını yenilerim. Ayıp olmasın gelenlere. Davetiye bastırırım belki. Pudra pembe üzerine yaldızlı harflerle yazdırırım. Bu mutlu günümde… Salonu balonlarla süslerim. Severim balonları. Çocuklarıyla gelen misafirler olursa da iyi olur.

Eeee kime göndereceğim bu kadar davetiyeyi? Kimler gelir? Kimi kimin yanına oturtmalıyım? Ben davet ederim de gelenler ne der? Gerçek bir vedalaşma yaşanır mı? Helallikler alınır mı? Herkes iyi kötü şeyler yaşamıştır. Ben de hakkımı helal ederim de. Fark etmeden kırdıklarımla olur da ağır yüzleşmeler yaşanırsa ne yaparım. Hakkıma girenler yüzsüz yüzsüz haklarını helal ederlerse içimdeki canavar ruhumdan önce bedenimden çıkar mı?

En iyisi kimseyi yanıma çağırmamak. Sevdiklerim üzülür, diğerleri ben öldükten sonra anlatır. Yüzü ölüm meleğini görünce şöyle oldu. Melek canını almak için öyle bir fiske vurdu ki hep şuraları şuraları morardı diye. Hikayeler bitmez. Yok şöyle koktu yok böyle bir ses oldu. Şahit olsun istemem hiç kimse.

İyisi mi nevresimi yatağıma sereyim. Yatağın yanına bir masa açayım üzerine su ısıtıcı, sevdiğim çaylar ve abur cubur. Bir süredir izlemek istediğim bir film vardır illaki. Onu açarım. Hislerimi kaleme alırım. Helalleşme için en Adil olana bir vekalet çakarım. Bu sefer sevgi ve huzurla kederin gözlerinin ta içine bakar, onunla gelen misafirin davetine icabet ederim.

Bu zamanda başka türlüsü olmaz.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

2 Yorum

  1. Murat Tali

    Varlığın kader ile yolculuğunu ne güzel anlatmışsın Sevgili Elif. İçinde olduğumuz şey, oyun mu? rüya mı? kurgu mu? diye düşünürken hepsini bir yere sığdırmışsın. Emeğine sağlık…

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir