Sistem, bir otomobil gibidir. Motor teklemeye başladığında görmezden gelemezsiniz. Hararet göstergesi yükseldiğinde “akışta kalmayı” seçmez, aracı güvenli bir yere çekersiniz. Motorun soğumasını beklersiniz, eksilen suyu tamamlarsınız. Mevsim değiştiğinde lastikleri değiştirir, yağını kontrol eder, bakımını aksatmazsınız. Çünkü bilirsiniz ki hiçbir sistem kendi kendine sonsuza kadar sağlıklı çalışmaz.

Müdahale, sistemin düşmanı değil; devamlılığının şartıdır.
İnsan da böyledir.
İhmal edilen her duygu, görmezden gelinen her korku, ertelenen her yüzleşme zamanla daha büyük arızalara dönüşür. Nasıl ki bakımı yapılmayan bir araç günün birinde yolda kalıyorsa, kendine özen göstermeyen insan da hayatın herhangi bir virajında durmak zorunda kalır.
Son yıllarda ise başka bir söylem yaygınlaştı.
“Akışta kal.”
“Müdahale etme.”
“Her şey olması gerektiği gibi.”
“Çözüm zaten yaratılışta gizli.”
Bu cümlelerin kendi içinde bir hakikati olabilir. Ancak çoğu zaman eksik anlatılıyorlar. Çünkü hayatın kendisi müdahaleler üzerine kuruludur. Doktor hastalığa müdahale eder. Bahçıvan ağacı budar. Öğretmen yanlışı düzeltir. Mühendis sistemi iyileştirir. İnsan, bozulanı fark edip onarmaya çalışan tek varlıktır.
Sorun müdahale etmek değildir.
Sorun, neye müdahale edeceğini bilememektir.
Kendi öfkemize, korkularımıza, kibirlerimize, alışkanlıklarımıza müdahale etmek gerekir. Adaletsizliğe, cehalete, vicdansızlığa da…
Ama yağmura müdahale edemeyiz. Rüzgârın yönüne, nehrin akışına, denizin mavisine, doğum yapan bir kedinin sessizliğine ya da tarladan birkaç mısır yiyen kargaya hükmetmeye çalışmak, insanın haddini aşmasıdır.
Belki de bilgelik, her şeye müdahale etmek ya da hiçbir şeye dokunmamak değildir.
Bilgelik; neyi değiştirebileceğini, neyi olduğu gibi kabul etmen gerektiğini ayırt edebilmektir.
İnsan olmak biraz da budur.
Arızayı gördüğünde tamir etmeyi bilmek… Ama hayatın doğal akışını da kendi bilgeliğiyle baş başa bırakabilmek.
Gerisi zaten kendi yolunu bulacaktır.
Fotoğraf Murat Tali





