Bu aralar başı kafası ile belada olanlar için yazıyorum bu yazımı. Durdurulamayan zihinler, kontrolsüz öfkeler ve başa çıkamadığımız zihin sisinden söz edeceğim. İnsanı depresyonun diplerine taşıyan, ardından bedensel bir ibare olan Namrat (hastalık) adı ile karşımıza çıkan, zihin sorunları; biricik kafamız ve içindekiler…
Namtar ; Mezopotamya’daki Sümer tabletlerinde, hastalık, ölüm, kader yazgısı ile ilişkilendirilen, hastalıkları insanlara taşıyan bir varlıktır.

Yeraltı Tanrıçası Ereshkigalin hizmetkarıdır aynı zamanda. Bazı metinlerde ise onun 60 farklı hastalıkla ilişkilendirilen bir demonun efendisi olarak da tanımlanır.
Özellikle baş ağrısı, zihni düşünceden kurtaramamak, korkular, kabuslar ve ani gelen hastalıklarla ilişkilendirilmiştir.
Sümer tabletlerinde Namtar hakkında daha da fazla bilgi var. Sümer kodekslerinde betimlenen okült kaynaklar Namtarın maji bitkilerini gizemli bir dil ile betimliyor. Soğutucu otları, karanlığın gücünü, kara kristalin görü yeteneğini kullanarak hastalığın nedeni için uyarı yapıyor, çürümüş düşüncelerden kurtulmayan ruh hastalanır diyor Namtar.
Mitosların hemen hemen hepsinde, hastalığın Namtar tarafından gönderildiği kabul ediliyor.
Namtar’ın Hikayesi
Bir zamanlar zamanın kayıp olduğu, her yerin karanlık ve gölgelerle dolduğu bir diyar vardı.
Çöl rüzgarlarının estiği, kapıların bolca olduğu ve bu kapıların yeraltı geçitlerine uzandığı bir diyar. Bu diyarda siyah kuşlar uçardı yalnızca. Kuşların kanatlarında insanların kaderi vardı. Her kim hasta olup bu diyara gelirse, başının üzerinden uçacak siyah kuşun gelmesini beklerdi kaderini görmek için. Siyah kuşun üzerinde Namtar gelirdi, hastalığı ve kaderi onamak için siyah kıyafetleri ile gökyüzünden bir gece gibi süzülürdü. Hastalığın izi insanın kafa bölgesine yazılırdı bu yüzden Namtar’a gelenlerin birçoğu baş ağrıları, zihin yitimleri, akıl oynatmaları ile gelirdi.
Fakat insanların bilmediği bir şey vardı; Namtar’ın elinde siyah bir asası vardı bu asanın ucunda yine gece kadar siyah bir kristal vardı. Bu taşın içinde insanların unutulmuş anıları, gizlenmiş korkuları ve söyleyemedikleri sözleri vardı. Namtar bir insana hastalık vermeden önce onun ruhunda neyin çürümüş olduğunu bu taş ile görmek isterdi.
Yine bir gün bu diyara bir kadın geldi. Siyah kuşun sırtında gelen Namtar kadının başına asasını değdirdi, kadın dizlerinin üzerine çöktü ve Namtar’a; Başımın içindeki bu korkunç ağrıyı al lütfen, geceleri bir türlü durduramadığım zihnimi ve onun senaryolarını sil, sana yalvarıyorum dedi.
Namtar elinde ki asayı hızla yere vurdu, toprak çatladı, karanlık duvarlar belirdi, kadının çocukluğundan kalan korkuları, içine attığı öfkeleri bir bir önüne geldi.
Söylemek isteyip sustuğu sözler, yasını tutamadığı kayıplar bir bir dökülüverdi karşısına.
Namtar siyah kuzgun tüylerinden yapılmış pelerini ile kadını sarmaladı, onu adeta kanatlarının içine aldı. İşte o an tüm siyah kuşlar Namtar’ın başının tepesinde dönmeye başladı, pelerinin içinden yükselen dumanlar, kuşların kanatlarından akan otlar, gecenin karanlığından akan şarkılar duyuldu.
Bu sanki bitmek bilmeyen bir zaman dilimiydi kadın için, her şeyin yavaşlamaya başladığı anda Namtar kadına dedi ki ; Senin başında ki ağrı, ruhun taşıyamadığı şeylerin ağırlığıdır dedi.
Sonra kadının alnına soğuk 7 otun mührünü vurdu, altın su kasesinden 60 kez başına sular döktü, yoğun sis bulutu ile 60 kez dumanladı onu. Şimdi git dedi kadına Namtar, insanlar beni ölüm sanıyor oysa ben yalnızca saklanan şeyleri görürüm dedi. Başının ağrısının ötesindeki nedeni gördün artık, bundan sonra hastalıklarının nedenini bulursan bana gelmene gerek kalmaz, haydi şimdi kendi alemine git.
Kadın arkasına bile bakmadan çölde koşmaya başladı, artık başının içindeki ağrı kalmamıştı, o gece kafasını yastığa koyduğu gibi tatlı rüyalara daldı.
Artık kadın anlamıştı , olup biten her şeyi bu kadar içinde biriktirmenin bir ağrıyla sonuçlanacağını ve Namtar’ın gelişinde bir işaret olduğunu farkındalıkla anlamalıydı.
Tıpkı hikayemizde olduğu gibi bizlerde, hastalıklarımızın derinliğine bakmayız sadece bedene yansıyan hastalığı silmeye çalışırız oysa en derindeki sorunun bu bedendeki işaretin sözcüsü olduğunun anımsanması gerekir ; hastalığın , neden olduğu gerçeği yani ; Namtar’ı.
Bu hikayeyi Nippur kazılarından çıkan bir Sümer tabletinden aktarıyorum size. Samuel Noah Kramerin en meşhur anlatı versiyonundan derledim. Kendisi Rus asıllı bir Sümerolog’dur ve özellikle mistik çevirileri ile ünlüdür. (Sümerolog aynı zamanda Gılgamış destanının farklı tablet parçalarını bir anlatı olarak birleştirdi.)
Kodekslerde 7 bitkiden oldukça gizemli bir şekilde söz ediliyor, gölgelerin otundan ekle, zehir kasesinden bir parça koymayı ihmal etme. Bu manalı ama bir o kadar da sembolik betimlemeleri çözme konusunda bilmemesi gerekenleri oldukça zorluyor. Kader İpliğini bağlaman için küçük ejderhadan bir tutam kullanmalısın diyor ve devam ediyor ; Kara çörek otundan söz ederken ekliyor yedi küçük kırıntı taşı. Obsidyen ve oniks taşından söz edilir. Mandrake’nin hangi bitki ile nasıl birleştiğini anlatır kodeksler. Namtar’ın asasının topuzunda duran kristal obsidyenin ta kendisidir. O bir geçit taşı olarak kabul görür okültizmde.
Bir ustanın, bir şamanın elinde ustaca kullanılır tıpkı Namtar gibi. Obsidyen ile çalışmak herkes için kolay değildir. Kaçtığınız her şeyi önünüze getirir. Sizi yüzleştirir ve bu konuda zaman, mekan tanımaz. Mesela 10 yıldır küs olduğunuz ya da kırgın olduğunuz kişiyi bir anda mahallenizin kaldırımında gösterir size evet burun buruna bırakır gerçekle.
Eski rahipler, şamanlar geçmişin bir aynası olarak kullanılırlar bu taşı, özellikle Azteklerin obsidyen aynaları çok ünlüdür. Uzun süre davullar eşliğinde, Mugword otu liderliğinde yapılan seremoniler sonunda artık sıvılaşan görüntüler akmaya, yaklaşmaya başlar. Obsidyen adeta Namtar’ın gizemini anlatır.
Kara Çörek otu tohumu ise Hadesin en temel sembol bitkisidir. Onun kara tohumunun içinde ölüm ve yeniden doğum bilgisi vardır. Karanlığın içinde ki saklı düzeni aktive eden Arketipsel bir anahtar olarak görülür yani evrensel sembolik bir kapıyı açan büyücü gibidir. Nigella sativa adındaki bu bitki, okült kaidelerde, koruyucu tohum olarak da isimlendirilir. Nazarı ve kötü etkilerini uzaklaştırma mahareti ile Anadolu’da pek çok kez karşımıza çıkar. Cebinizde küçük bir kese içinde taşıyacağınız çörek otu tohumu size koruyucu bir kalkan oluşturur.60 gün Çörek otu ile tütsülenmek bir hastalığın tamamen bedenden, ruhtan silkelemek demektir.
Gelelim 60 farklı hastalıkla neden ilişkilendiriliyor sorusuna ;
Sümer Tanrıçası ; İnanna ölen kız kardeşi yeraltına indiği için onu tekrar görmeye gider, yeraltına izinsiz indiği için cezalandırılır. Düzenin yasalarını ihlal etmiştir. Bu sebeple Yeraltı Tanrıçası Ereshkigalin önüne getirilir. 7 kapıdan geçerek güçleri elinden alınır. Yeraltı Tanrıçası Ereshkigal Namtar’a, İştarı 60 hastalıkla vurmasını emreder.
60 Kadim bir sayıdır, bir çok sayıya bölünebilen 60 sayısı en düzenli sayı olarak kabul edilmiştir. Zaman, ölçü ve gök hareketleri için ideal bir temel oluşturur. 60 saniyenin 1 dakika olduğunu, 60 dakikanın 1 saat olduğunu ya da 360 derecenin 6.60 dan oluştuğunu örnek verebiliriz onun kehanetlerine. Mezopotamya kökenli bir yapıdan söz ediyorum. 60 sayısı tam döngü taşır bir şey 60 a ulaştığında yeniden başa sarar. Ancak daha yüksek bir düzeyde başlar 61.
Bu katmanlar ezoterik manada bilinçte bozulma katmanları olarak yer alıyor. Modern psikoloji dilinde bu destabilizasyon anlamına gelir, rakamların yaşla ya da dönemle ilgisi yoktur. 60 hastalıkla cezalandırılan Inanna ya da İştar, bedeninin her noktasına yayılan toplam çöküş etkisini 60 sayısı ile ifade eder. 60 çokluk ve yoğunluk katmanıdır.
Şifa olması dileğimle, dağlardan sevgiler…





