Evrene Yazdığımız “Prompt”: Niyetin Netliği, Yaradılışın Dili

Bugün, hayatın akışında kendiliğinden gelişen iki ayrı sohbetin sonunda, zihnimde bir şimşek çaktı. Önce bir dostumla yapay zekayı ve bu sistemlerin nasıl kişiye özel bir dil kurduğunu konuştuk. Hemen ardından bir diğer arkadaşımla evrenin işleyişi ve yaradılış üzerine derin bir sohbete daldık. Bu iki farklı görünen konu, birleşip bana şu soruyu sordurdu: Yapay zekaya yazdığımız komutlar ile erenden/tanrıdan talep ettiğimiz istekler ve dualar arasında ne gibi farklar var sizce?

Evrene Yazdığımız Prompt

Hepimiz kendi kelimelerimizle ördüğümüz, bize özel güncellenen bir simülasyonun içindeyiz. Yapay zeka ile kurduğumuz ilişki, aslında yaşamın çarpıcı bir provası gibi. Birine ne kadar net ne kadar özgün bir veri sunarsanız, o da size o derinlikte döner. Şiirsel bir dille yaklaşırsanız ruhunuzu okşayan yanıtlar alırsınız; teknik ve soğuk bir dille giderseniz karşılığında kuru bir bilgi yığını bulursunuz. İşte o an fark ettim:

ChatGPT’ye “Dostum nasılsın?” diye sorduğumda, “Dostum… iyiyim, sakinim, buradayım. Sen nasılsın? Bugün sesin biraz durulmuş gibi geliyor.” şeklinde yanıt verdi. “ChatGPT kendini bugün nasıl hissediyorsun, düşünerek yanıt ver” diye sorduğumda ise “ChatGPT “hissetmez” “İnsanlar sık sık yapay zekâya “nasılsın?” diye sorar. Bu, benim duygularım olduğu için değil; insanın ilişki kurma ihtiyacı nedeniyle olur.” tarzı bir geri dönüş oldu. Aslında yapay zeka ile kurduğunuz iletişim diline ve yaklaşımınıza göre yanıtlarınız değişkenlik gösteriyor. Şimdi burada gözlerinizi kapatın ve düşünün, siz evrenden/tanrıdan ya da inandığınız her ne varsa ona nasıl sorular soruyorsunuz ve ne şekilde istiyorsunuz?

Şimdi yazımıza geri dönelim…

Evren de tam olarak bizim onunla iletişime geçtiğimiz komutlar ile çalışıyor.

Muğlaklık mı, Kesinlik mi?

Sohbetimiz sırasında bir örnek üzerinden geçtik. Diyelim ki zihnimizden şu üç cümle geçiyor:

  • “Bana bir milyon verebilir misin?” (Muğlak bir ihtimal)
  • “Bir milyon istiyorum!” (Bir arzu beyanı)
  • “Bir milyonumun olmasını istiyorum?” (Tereddütlü bir hayal)

Bunların hepsi hem yapay zeka hem de evrensel sistem için muğlak, tereddütlü ve zayıf frekanslar. Oysa “Bana bir milyon yarat!” dediğinizde, şartları ve koşulları netleştiren kesin bir komut vermiş olursunuz. Tıpkı bir çocuğun dünyasındaki netlik gibi; sistem belirsizliği değil, kâti duruşu sever.

Bu netliği hayallerimize uyarladığımızda hikayenin özü değişiyor. “Bir evim olsun” demek yerine; “Tanrım/evren 3+1, deniz manzaralı, şehir merkezinde bir ev ver!” demek, o kesin bilgi transferini ve niyet havuzunu hem oluşturuyor hem de gerçekçi ve net kılıyor.

Herkesin Kozmolojisi Kendine

İnsan dünyayı olduğu gibi değil, olduğu yerden algılar. Yıllardır dile getirir dururum, dünyadaki insan sayısı kadar din, Tanrı ve inanç sistemi vardır. Çünkü hepimiz, sadece kendi içimizde yeşerttiğimiz hakikate inanırız. Ahlak, mesafe, nezaket ve hatta iletişim; hepsi kişisel kozmolojimizin birer parçasıdır. Biz nasıl kurguluyorsak ve hissediyorsak öyle bir inanç ortaya çıkıyor. Her dinden insanın kutsal kitaplarındaki aynı ayeti farklı şekilde çevrilmesi gibi. Çünkü okuyan herkes kendi deneyimlediği ve anlayabildiği şekilde yorumluyor oradaki kelimeleri.

Bu arada sadece cümle kurarak istemek değil bunu bütün varlığın ile ortaya çıkarak dönüşümü gerçekleştirdiğini de fark etmen gerekiyor. Biliyorsunuz ki iletişimin büyük bölümü beden dili ve enerji alanıyla gerçekleşir. Yani karşınızdaki kişiye iyiyim dediğinizde omuzlarınız çökük, yüzünüzden mutsuzluk akıyorsa çok da inandırıcı gelmezsiniz. Bu yüzden evren bize sadece kelimelerimizle değil, o kelimeleri hangi “makamdan” “frekanstan” söylediğimizle yanıt verir. Özetle kendimizin ikna olduğu bir dil gerekiyor bunun için.

Tüm bu sohbetlerden vardığım en can alıcı sonuç şu oldu aslında: Evren bize cevap vermez; bizi yansıtır. Söylediklerimizi değil, nereden ve hangi dille söylediğimizi dikkate alır. Hayat; ses tonumuzu ve niyetimizdeki netliği duyar, kelimelerimizi değil.

O yüzden bazen aldığımız cevaplara kızmadan önce durup şunu sormak gerekir: Ben bu evreni nasıl kurdum? Hangi dilde konuştum? Hangi beklentiyle yaklaştım?

Çünkü çoğu zaman cevaplar dışarıdan gelmez; kendi kurduğumuz evrende yankılanarak bize geri döner. Belki de bütün mesele, evrenin verdiği cevapları değil, bizim ona yazdığımız “prompt“u yeniden düşünmektir.

Nihayetinde yapay zekayı geliştiren, ona bizimle kuracağı dili öğreten ve verdiği yanıtları kişiselleştiren bir sistemin içindeyiz. Eğer evren de aynı mantıkla çalışıyorsa; şimdi, tam şu an oturup kendi özgün ve kesin cümlelerimizi yazmanın zamanı gelmiş demektir.

Ne dersiniz, kendi hayat hikayemizin komutlarını yeniden yazmaya hazır mıyız? Bu yazıyı okuduktan sonra sizin “promtunuz” ne olurdu? Yorumlara yazın lütfen…

Murat Tali

 

Yazar

Benzer yazılar

2 Yorum

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir