Nasıl mutlu olunur?

Bendeniz mutlu olup olmadığımı çok anlayamam, sadece sevdim mi adam gibi severim, o da bana adına ne denir, bilemem ama onur verir, gurur verir, huzur verir…

Öyle mutluluğun anahtarı nedir diye bir arayış içine de girmem. Aslına bakarsanız, çok eski çağlardan bu yana düşünürler, insanlığın mutluluğu üzerine kafa yoruyorlar…

***

İnsanın doğada var olmasından bu yana binlerce yıl geçti. Sayısız ve büyük medeniyetler, uluslar kuruldu. İnsanoğlu aklını, zekasını kullanarak zihinsel ve bedensel üretimi olan teknoloji alanında müthiş atılımlar yaptı.

Öyle ki dünyaya sığamaz hale gelen insanlık dünyayı aşıp uzayın derinliklerine doğru yolculuk yapabilmenin yolların keşfe yöneldi ve bu amaçla da yakın tarihte “gezegenin” birine “uydu” aracı indirmeyi başardı…

***

Çok yakın zamanlarda daha neler başarabileceklerini tahmin etmek ve beklemek çok zor bir şey değil, ama gel gelelim, insanoğlu bir türlü istediği” mutluluğu” yakalamayı başaramadı…

Nedeni son derece basit; insanoğlu en çok kendisiyle mücadelede başarısız oluyor ve uzun zamandır da bir aşama kaydedemiyor…

Yani kendi sırrını kendisi çözemiyor; o yüzden de “mutluluk” ile ilgili tüm sorularına cevap arıyor. Aldığı cevaplar ise net değil…

***

İnsan doğanın içinde varlık gösteren milyarlarca varlıktan sadece birisidir ve ne olursa olsun doğanın bir parçası olmak, ona karşı mücadele etmek zorundadır.

Ancak doğayla mücadele ettikçe onu yenmeye aşmaya çalıştıkça ve zaman zaman kendi icadıyla aştıkça doğadan uzaklaşmakta dolayısıyla da, “kendisinden de” hatta özünden de uzaklaşarak, büyük bir hızla teknolojinin güdümüne girmektedir. Aslında kendi değerlerini, beğenilerini, isteklerini teknolojiyle yoğurmak suretiyle teslimiyetini ifade etmektedir. Teknoloji kazanırken kendi doğası, kendi potansiyeli ve gücü azalmaktadır, farkında değil. Teknoloji iletimi kolaylaştırsa da, bana göre aslında insanın insana olan duygularını köreltiyor, duygusal enerjiyi yok ediyor.

***

Bu durumda olan insanların duygu aktarımı azalıyor azaldıkça da, insanlardan uzak bir dünya yaratmayı yeğliyor.

Özellikle son yıllarda büyük bir hızla artan “ötekileştirme” bile aslında çok şey ifade etmiyor, zira insanoğlu ötekileştirmeden ziyade kendi insanlığından soyutlanıyor, kendisine yabancılaşıyor.

İnsanları birbirine yakınlaştıran “değerler manzumesidir” kendine yabancılaşan yalnızlaşan insan diğerlerine, diğer değerlere de yabancılaşıyor haliyle. Bu da, onu inanılmaz bir yalnızlığa, akabinde de mutsuzluğa mahkum ediyor…

Kendi kurduğu teknoloji, içindeki mucize ve insani duyguları, düşünceleri içten içe yiyip, tüketiyor. Oysa insanı hayata bağlayan yaşam enerjisi veren duygularıdır…

***

Benim için babadan kalma bir alışkanlıktır “çok sevmek”  ve insan “sevmek” duygusundan uzaklaşmış ya da soyutlamışsa kendini yaşam enerjisini kaybetmiş sayılır diye düşünürüm.  Kendisini yaşama bağlayan enerjisini kaybedenlerin mutlu olması mümkün değildir…

O yüzden de, hemen her makalemde ne olursa olsun, önce kendinizi, sonra her şeyi ve herkesi sevin, diye yazarım.

Sevmek gerek arkadaşlar sevmek duygusuna dört elle sarılmak ve sevmeye alışmak, zorundayız.

Ama öyle yapmacık, yalapşap değil, zorunluluk olarak değil; yürekten, içimizden gelerek sevmek zorundayız ki “aradığımız” mutluluk arkasından gelsin…

İşte bu duyguların varlığında insan ancak mutlu olur ve mutlaka mutlu eder…

***

Mutluluğun kaynağı kendimizde yani içimizdedir. Etrafınıza baktığınızda sinir katsayıları artmış, dokunsanız patlayacak seviyelere gelmiş insanlara rastlarsınız. Yüzleri hiç gülmez, buna karşın başkalarının kendisine gülümsemesini de önemsemez, hatta bozulur…

İşte bu insanlar “sevgi” fakiridir ve ne yaparsanız yapın, mutlu olamazlar. Çünkü yaşamı anlamlı kılacak sevgiyi yeşertecek ve kalıcı kılacak enerjileri yoktur.

Dedim ya, insanın mutlu olması için önce kendisini sevmesi gerekir. Daima varlığının değerini amacını bilmeli, kendisiyle gurur duymalıdır…

***

Aslında hangi kaynağa bakarsanız bakın, hangi bilim insanına sorarsanız sorun, “nasıl mutlu olunur” sorusunun cevabı kendinizdedir.

Eğer kendinizi seviyor ve varlığınızdan memnunsanız, yaşamaktan mutlu olma potansiyelimiz var, demektir.

Eğer seviyor ve nedensiz sebepsiz ve çıkarsız sevebiliyorsak, hiç olmadık kadar çok “mutlu” etme” potansiyeline de, sahibiz demektir…

Yani “mutluluğun” tek anahtarı insanoğlunun en büyük hazinesi “sevgidir…”

***

Lütfen önce kendinizi çıkarsız, nedensiz, sebepsiz ve içten sevmeye ikna edin, sonrası kendiliğinden gelecektir. En kısa zamanda “mutluluk” ve “sevgi” zengini olduğunuzu göreceksiniz…

Ve bunları lütfen bir “miras” olarak çocuklarınıza bırakın, olmaz mı?

Yuvaya Yolculuk” okurları umarım bir gün yolumuz” sevgide” buluşur, hep birlikte bir önceki sayıda olduğu gibi “sevgiyle” kucaklaşma” imkanımız olur…

Kalın sağlıcakla…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir