Rüzgara Karşı Uçarken

Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Bir amaç taşıyor mu kalplerimiz? Ya da sadece rüzgara göre savruluyor muyuz her yöne? Hayat yolculuğumuzdaki asıl amacımız nedir?

Rüzgara Karşı Uçarken

Doğuyoruz, büyüyoruz, gelişiyoruz ve bu gelişim aşamasındaki yolculuğumuzda durmaksızın mutlu olmanın yollarını arıyoruz. Çalışıyoruz, çabalıyoruz, durmaksızın tüketiyoruz peki ne kadar mutlu oluyoruz? Her birimizin yolculukları birbirinden çok farklı olmakla beraber aslında yaşadığımız kısır döngüler hep aynı. Standartlarımız, yaşam biçimlerimiz, olmazsa olmazlarımız, tükettiklerimiz ne kadar farklı ki birbirinden? Bizi asıl doygunluğa ulaştıracak olan ruhumuzken, ruhumuzu ne kadar doyuruyoruz bu koşuşturmacada hiç düşünüyor muyuz? Her ne kadar ruhunu asıl büyütme, doyurma hedefinde olup, hayatını asıl yaşaması gerektiği şekilde yaşamaya odaklamış olan insanlar olduğunu bilsem de çoğumuzun aslında sadece hırslarının, tüketimin, egolarının esiri olarak yaşadığını görüyorum ve en kötüsü de gerçekten ne ile mutlu olduklarının bilincinde bile olamadan sadece nefes alıyorlar. Hayat gerçekten çok çeşitli ve rengarenkken sadece siyah – beyaza odaklanmış ve renklerin ahengini göremeyen birçok insan olduğunu biliyorum. Evet, hayat sadece tabii ki toz pembe değil hiçbir zaman. Fakat içinde pembenin de siyahında beyazında ve daha birçok rengin bin bir tonunu barındırıyor. Bu renkler aslında birçok kişinin bildiği, farkında olduğu fakat bir şekilde aldığı darbelerle ve yaşadığı kötü tecrübelerle görmezden geldiği bir renklilik. İnsanlar yaşadıkları acı veren tecrübeler neticesinde benliklerini kendilerine oluşturdukları kalkanlarla korumaya çalışarak siyah – beyazı esas renk olarak kabul ediyorlar. Kendilerine geçilmez sandıkları koca koca duvarlar örüyorlar. Ama özlerinde neler taşıdıklarını gözlerinden okumak çok da zor değil aslında.

Rüzgara Karşı Uçarken

Farkında bile değiliz ki hepimizin amacının aynı olduğunun… Mutlu olmaktan, sevgiye doymaktan, hatta pamuklara sarılıp sarmalanmaktan kim hoşlanmaz ki? Hepimizin amacı öz de mutlu olmaktır. Bazen taşlı patikalardan, karlı çamurlu yollardan geçerek zirveye ulaştığımızda mutlu oluruz. Bazen de bazılarımız o yolculuğun bütünün de karlı yollardan geçerken attığı her bir adımda mutlu olur. Mutluluk denen kavrama çıkan yollar çok çeşitlidir. Bazılarımız sadece nefes alırken bazılarımız o nefesi gelecek nesillere iyi bir şeyler bırakmanın derdiyle verirken duydukları hazla mutlu olurlar. İnsanoğlu iyi ve kötü arasında araf da kalırken ancak iyiyi kötüye tercih ettiğinde bir mıktanıs gibi güzellikleri daha çok çeker hayatına. Çok sevdiğim bir sanatçının bir sözü olan ‘’dün doğmuş bir bebeğe girebilen mikrop misali, içimizde hem iyi var hem kötü’’ Ama önemli olan içlerimizdeki o iyi ağacını yeşertebilmek, çiçekler açtırarak, meyveler vermesini sağlayabilmektir. Yaşadığımız bütün kötü deneyimlere rağmen kalbimizi asıl iyiliğin kalkanı ile koruyabilmek bizi biz yapar. Rüzgara karşı savrulurken gözlerimizi kapatıp sadece an’a odaklanmak ve sakince sindirmek gerek hissettiklerimizi. Sonra size dokunmuş olan her bir kötü deneyimi yavaş yavaş iyilikle savurmak iyileşme sürecinizi hızlandırır. Yaşamın kısır döngüsünde sadece nelere durup baktığımız, odaklandığımız çok önemli. Umudumuzu hiçbir zaman kaybetmemeye odaklanmak çok önemli.

Aslına bakarsanız egolarımızın, hırslarımızın esiri olmadan sadece iyiliği tercih edebildiğimiz de, kötü olmaya imkanımız varken iyiliği tercih ettiğimizdeki, gösterdiğimiz iyi niyet ve irade bizlere rengarenk bir dünyanın kapılarını aralar.

En çok sevmeye, sevilmeye, bir bütünlüğe ihtiyacımız var. Birine duyduğunuz mutlak güven duygusunun size hissettirdiği huzur ruhunuza sağlayacağınız başka hiçbir duygu kadar özel olamaz. Böyle bir duyguyu hissedebileceğiniz biri varsa hayatınızda daha da şanslısınız çünkü insan ancak yargılanma korkusu olmadan kendini rahatça ifade edebildiği biri ile yürüyorsa bu yolculukta bir bütün olduğunu hissediyor. Bu da hayattaki pembenin tonlarından sadece biri olsa gerek diye düşünüyorum.

Her birimizin bizleri büyüten kötü tecrübeleri, yaşanmışlıkları var. Ben hayatımıza giren herkesin bir şekilde tesadüf olmadığına ve bizlere mutlaka öğretmesi gereken bir şey olduğunu düşündüğüm için hayatımıza dahil olduğuna inananlardanım. Hepimiz birbirimizin hayatlarında birer yolcuyuz ve hepimiz bir şekilde birbirimizin hayatlarına küçük-büyük dokunuşlar yapıyoruz. Önemli olan bu dokunuşları yaşarken özümüzde nasıl biri olduğumuzu unutmamak ve kalplerimizdeki niyetimizi hatırlamaktır.

Bazen düşünüyorum bu hayat döngüsünde nereye aitim?

Geçmiş mi? Gelecek mi? Hayır! Sadece ‘şu an’dayım…

Farkına varmak ”hissetmek” gerek sahip olunan güzellikleri.

Kendini kandırmak değil sadece gerçekten hissetmek gerek.

Rüzgara Karşı Uçarken

”Her sabah doğan güneşin tepelere vuran ışığındaki umudun,
Aldığımız her bir soluktaki rahatlamanın,
Şükretmenin verdiği huzurun,
İlkbaharda esen ılık rüzgarın tende bıraktığı o derin duygunun,
Rüzgara karşı gözlerinizi kapatıp dimdik durduğunuzda her şeyin üstesinden gelebileceğinizi hissettiğiniz o gücün,
Bazen bir anne, bazen bir eş, bazense bütününde bir insan olarak birilerine faydalı olduğunuzu, olacağınızı hissettiğiniz andaki mutluluğun,
Sizi ne denli güçlü, sağlam, yenilmez ve mutlu hissettireceğinin farkında mısınız?”

Yaşamak için her birimizin amaçları var…

Şekilleri, düzeni, işleyişi farklı olsa bile nefes aldığımız sürece mutlu olmak için sebeplerimiz var…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir