Küresel güç dediğimiz nedir ki

No; 1988’de Şili’de ki referandum sürecini, neredeyse belgesel niteliğinde anlatan bir film. Başarılı bir reklam kampanyası hikayesi. İntikam duygusunu körüklemeden, dramdan beslenmeden, korku, panik, öfke yerine, sevgi ve mutluluk odaklı, serinkanlı bir mücadelenin öyküsü…
Gerçi filmde Şili’de ki bu süreci de küresel güç istemiş ve yönetmiş gibi görünüyor ama olsun.

Aslında “küresel güç” dediğimiz nedir Allah aşkına? O da bizden başkası değil ki.
İstersek hükmederiz,
İstersek bırakırız.
İstersek bölünürüz,
İstersek birleşiriz.
İstersek savaşırız,
İstersek barışırız
Biz ne isek; öyle de yönetiliriz.
Yönetildiğimizi düşünüyorsak yönetiliyoruz.
Yönetimin kendisi olduğumuzu düşünüyorsak da zaten öyleyiz…
Şimdi en küçük ölçekten içimize bakmaya başlarsak; ama dürüstçe,

Ne görürüz orada?
Çalışma arkadaşımıza, komşumuza, garsona, otopark görevlisine, güvenlik elemanına vs. nasıl davranıyoruz?
En son ne zaman trafikte yol verdik birisine, o istemeden? Veya kasa kuyruğunda, metroda, otobüste; yaşlılara, çocuklulara sıramızı ?
Örneğin emniyet şeridini, özel alanımız gibi kullanıyor muyuz hiç çekinmeden?!
Sırf aile üyemiz veya yakın arkadaşımız diye başkasının hayatına rahatlıkla müdahale etme hakkını kendimizde görüyor muyuz mesela?
En yakınlarımızın seçimlerine bile ne kadar saygılıyız?
Paylaşabiliyor muyuz hayatı ve bize sunulanı kardeşçe ve demokratça.
Kendi küçük dünyamızda ne kadar bir ve bütünüz ?
Yoksa bölünüyor muyuz hemen en ufak bir sürtüşmede?
Her fırsatta bir düzeltme/akıl verme/ayar çekme/haddini bildirme telaşında mıyız elimizden geldiğince ve dilimiz döndüğünce?! “Sevdiklerimiz!” diye sınır çizdiğimiz bir topluluğu; hep onların iyiliği için, “tek elden yönetme” telaşını bırakabiliyor muyuz kendi içimizde?

Derinimizde ki diktatörün farkında mıyız?

Peki bunu dönüştürme niyetinde miyiz gerçekten? Dönüşüm, önce maskesiz olan yüzümüzü kabulle başlar.

No; Küresel güç dediğimiz nedir ki

YÖNETME BAĞIMLILIĞINDAN özgürleştiğimiz an; YÖNETİLME ESARETİNDEN DE özgürleşeceğiz.

Tabi eğer bu bizim için bir esaretse.

Çok klişe olacak ama; bu yine tamamen bir enerji meselesi. Biz hangi enerjideysek, o döner dolaşır bizi bulur. Ne kadar uçta olup direnç gösterirsek, o kadar diğer ucu besleriz bilmeden…
Karşı taraf/ karşı görüş dediğin; senden besleniyor aslında.
Senin karşı duruşundan, öfkenden ya da korkundan. Ne kadar sakinsin, o kadar etkinsin.
Ve enerji alanın o denli geniş, sonsuz ve sınırsız.

Seçimler de bizim için tabiki.
Ama ne dersen de, zarifçe de.
Seçimin ne korkundan, ne de beklentinden beslensin.
Bir kez karar verdikten sonra o karara güven.
Seçimin; aklının o “her şeyi hayra yoran” yerinden ve “bir” yolundan gelsin.
O’nu da en iyi sen bilirsin. Yeter ki;
Savaşma, barış.
Bölünme, buluş.
Söylenme, çalış.
Sövmeden, yermeden.
Şikayetten beslenmeden. “Her geleni Hızır bil” demişler ya hani.
Kendine gelen, kendini Hızır bilir.
İşte Hızır’da sensin, huzur da.
Kaynakta sensin, varoluşta.
Haydi inan artık kendine.
Güç sende.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir