Zihin susunca kalbin sesi duyulur

Zihin, kabul edemediği ne varsa, onu kendinden ayırır, iter ve uzaklaştırır.
Dualitenin tuzağına düşüp, onu özünden ayrı sanır.
Bilmez ki “kabul”; yüreğin işidir aslında, zihnin değil…
Tıpkı “sevgi” gibi…
Bir şeyi zihniyle seven gördün mü hiç?
Zihnin gürültüsü susmadıkça da, kalbin sesi duyulmaz, kapısı açılmaz ve dışarı sevgi akmaz..
Nedir zihnin en büyük gürültüsünden biri:
Beklentidir örneğin…
Beklenti nedir?
Kısaca, kendine veremediğini başkasından istemendir.
Öyleyse sev kendini.
Hemen şimdi kabul et, kucakla biriciğini.
Kendinden ayrı sandığın ve ittiğin ne varsa, birleş tekrar onlarla.
Topla her yere saçtığın Tanrı parçacıklarını.
Tamamla “sevgili seni”
Tüm parçalarını kucaklamadan, bil ki sen hep yarım kalacaksın.
Herkesi olduğu gibi kabul etmeden,
Başı kesik tavuk misali, oradan oraya çaresizce koşturup duracaksın.
Zira
Yüce gönlün önce kendini, sonra da herkesi ve her şeyi “bir” görüp, sevemezse, “kabul” Kaf dağının ardındaki bir “hayal hazine” olarak kalmaya devam edecek.
Haydi, izin ver, herkesin kendi renginde açmasına ve nasıl istiyorsa öyle de solmasına…
Sen moru sevmezsin diye, menekşe açmasın mı?
Ya da siyahtan haz etmedin diye, kara bulutlar yağmuru yağdırmasın mı?

Merkeze seçimlerini değil, kalbini koy.
Benliğini değil, özünü koy.
Çünkü kalp sever
Sevdikçe de kabul eder.
Öz” dediğinse; zerreden küreye zaten “bir”
Salıver içindeki dargınlığı, öfkeyi, beklentiyi
Siliver DNA’ndan tüm “ayrımcı” ezberlerini

Ve bırak açığa çıksın, bütünün o muhteşem hazinesi

Sevgine, sabrına, kabulüne, hoşgörüne, cesaretine ve her şeyi kucaklayan o yüce gönlüne teşekkürlerimle

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir