Ağır maskelerimiz

Hepimiz bir şekilde “-mış gibi” yapıyoruz. Çünkü kendi olduğumuz gibi olursak insanlar tarafından sevilmeyeceğimizi düşünüyoruz. Ve insanların bizi seveceği yönlerimizi varsa abartıyor, yoksa bu yönlerimiz “varmış gibi” yapıyoruz. Sonra gün geliyor o maske öyle ağırlaşıyor ki taşıyamıyoruz. Bir süre sonra özümüze dönüyoruz, aslında kendimiz gibi davranıyoruz belki ama bu sefer de kimseye yaranamıyoruz.

İnsanlar bu sefer şaşırıyor ve neden değiştiğimizi sorgulamaya başlıyor. “Neden eskiden böyle tepki vermezken şimdi veriyorsun?” “Önceden verdiğin sözleri neden unuttun?”

Yapabileceğimizi/yapacağımızı taahhüt ettiğimiz, aslında istemezken olmasına izin verdiğimiz şeyler bize zamanla çok ağır yükler olarak geri dönüyor… Sonrasında mutsuz oluyoruz, kavgalar çıkarıyoruz, öfkeleniyoruz.

maske

Aslında birbirini gerçekten seven iki ruh zaten özlerini bilir ve özlerini sever. Özlerini seven iki ruhun birbirine “-mış gibi” yapmasına gerek yoktur. Zaten ruhlar düzeyinde birbirlerini su gibi berrak görürler ve o halleriyle, kusurlarıyla, artılarıyla ve eksileriyle, kendilerine uyan ve uymayan yanlarıyla severler. Belki ona uymayan yan ona çekici gelir ya da ona uymayan yan onu tamamlıyordur.

Peki biz ne yapıyoruz? Karşımızdakine uymayan, kusurlu olduğunu düşündüğümüz ya da karşımızdakinin tahmin edemeyeceği (bize göre eksik) yönlerimizi saklıyor, gizliyor, “-mış gibi” yapıyor ve hüsran yaratıyoruz. Hüsranlarımızı yaratıyoruz.

Hep bize şu deniyor ya; “Karşındakini değiştirmeye çalışma, sen değiş.”

Bence baştan sen değişme, o zaman zaten karşındaki sana farklı davranacaktır.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir