Bir sabah uyanırsın.
Her şey yerli yerindedir ama içinde bir şey eskisi gibi değildir. Kalbin hâlâ atıyordur ama ilk zamanlardaki o hız yoktur. O ilk günlerin taşkınlığı, beklenmedik bir mesajın yarattığı heyecan, sesini duyduğunda yükselen nabız… Sanki başka bir zamana aittir.

“Ah o ilk zamanlar” dersin.
Başlangıçta kalp en hızlı hâlini yaşar. Çünkü bilinmezlik vardır. Çünkü keşif vardır. Çünkü henüz hayal kırıklığıyla temas edilmemiştir. Zihin, sevilen kişiyi büyütür; eksikleri görünmez, fazlalıkları anlam kazanır. Stendhal’in “kristalleşme” dediği şey tam da budur: İnsan, karşısındakini değil, kendi içindeki yansımasını sever bir süre.
Sonra hayat kendini göstermeye başlar. Gerçek yaşam araya girer. Yorgunluklar, sorumluluklar, kırgınlıklar… Alışkanlıklar duygunun önüne geçer. İlk zamanlardaki yüksek frekans düşer. Ve çoğu insan tam bu noktada sorar: “Değiştiyse, neden devam edelim?”
Belki de soru yanlış yerden soruluyordur.
Çünkü hiçbir insan sabit değildir. Deneyimler, hayal kırıklıkları, başarılar, korkular… Hepsi bizi dönüştürür. Sevdiğimiz kişi de bu dönüşümden payını alır. Sorun değişim değildir; değişimi kayıp zannetmektir.
Erich Fromm’a göre sevgi, kendiliğinden sürüp giden bir coşku değil; dikkat, sabır ve bilinç gerektiren bir eylemdir. Eğer sevgi bir “sanat” ise, o hâlde her gün yeniden icra edilmesi gerekir. Sevgi, kendiliğinden devam eden bir heyecan değil; yeniden yönelme cesaretidir.
Başlangıç büyüleyicidir. Ama başlangıç kalıcı değildir.
Asıl mesele şudur: Kalbin artık eskisi gibi hızlı atmadığı o gün, sevgi gerçekten bitmiş midir; yoksa yalnızca biçim mi değiştirmiştir? Eğer her dönüşümü kayıp sayarsak, elimizde yalnızca ilk günlerin anısı kalır. Ama değişeni görmeyi, yeniden tanımayı ve yeniden seçmeyi öğrenirsek, sevgi ilk günlerin parıltısından olgunluğa evrilir.
Belki de aşkın en zor bilgisi budur: Sevdiğin kişi değişecektir. Sen de değişeceksin. Onu ilk tanıdığın hâline sabitlemeye çalışırsan, sevgi donar. Ama her değişimde yeniden yönelmeyi göze alırsan, o zaman sevgi yalnızca bir başlangıç değil, bilinçli bir tercih hâline gelir.






Her noktasına kadar zevkle okudum , teşekkür ediyorum değerli Gülnur hanım..
Çok çok mükemmel bir makale gerçekten tebrik ediyorum
Çok keyifle okudum teşekkür ediyorum efendim daha çok makale yayinlamaniz dileğiyle
Merhaba Gülnur Hanım;
Bu yazı çoğumuzun içinden geçen ama yüksek sesle itiraf edemediği o gerçeği hatırlatıyor: Biz çoğu zaman sevgiyi değil, başlangıcın yarattığı o heyecanı özlüyoruz. Oysa sevginin asıl sınavı, kalp artık daha sakin atarken başlıyor.
Belki de olgunluk, ilk günlerin ateşini aramak değil; küle dönüşmeden yanmayı becerebilmektedir. Bu metinde aşk, bir duygu olmaktan çok bilinçli bir seçim olarak betimlenmiş. Sonra şu soru geliyor akla; “Heyecan bitti diye mi gidiyoruz, yoksa emek vermekten mi korkuyoruz.”
Çok derin, çok dürüst bir yazı, kaleminize, yüreğinize sağlık….
Yorumunuz için çok teşekkür ederim.
Her zaman keyifle okuduğum bir yazarsınız… Teşekkürler