31 Ağustos, 2026

Bavullar ve kuşlar

Ben çocukken; bizim arabalarımız ya Mercedes olurdu ya da Opel. İlk anda biraz itici gelebilir bu söylediğim. Ama ailemizi tanıyanlar cümlenin içerdiği gerçeği de bildiklerinden sadece tebessüm edeceklerdir.

Doğrudur. Babam, ömrü boyunca bir defa hariç, hep bu iki markayı kullandı. Hemen hepsi ikinci ya da üçüncü sahibinden, manda kasa, genellikle altı silindir (dört silindir olanı da gördük tabii), hatta bazısı koldan vitesli idi. Kimi benzinle kimi gazla çalışırdı. En genci yirmisinin baharındaydı. Şunu özellikle belirtmek isterim ki babamın tercihlerinin arkasında her zaman çok mantıklı gerekçeler yatardı. Esasen en tuhafını bile gayet inandırıcı bir biçimde açıklama becerisine sahipti.

Bavullar ve kuşlar

Öte yandan bu marka ve araba tercihinin bize unutulmaz anlar ve anılar bahşettiğini de söylemeden geçemeyeceğim. Bunların çoğu yolda kalmalar, bozulmalar ve ittirmelerle doluydu ama hepsi de ne maceraydı! Öyle ki bir defasında komşularımızdan biri: “Özel olarak mı hep eski ve bozuk araba alıyorsunuz?” diye sormuştu. Gerçekten merak etmişti.

Sadece benim değil çocuklarımın da çocukluk ve gençlik yılları bu arabalarda, dolu dizgin maceralarla geçti. O dönemlerde anne-baba bizler birimiz bir uçta diğerimiz diğer uçta çalışıp durduğumuzdan torunlarının tatil meselesi büyük ebeveynlerin sorumluluğundaydı. Yazları genellikle, direksiyonda babam, yanında dayım, arkada iki küçük çocuk, annem ayrıca dört muhabbet kuşu ve bir papağanla yola çıkarlardı. Port bagaj ve arka bagajdaki bavul ve çantaların yanı sıra çaydanlık, düdüklü tencere, tavalar ve alet çantasını saymak istemiyorum şu an.

Kuşlar kanat çırptıkları müddetçe devam etti bu hâl. Yolculukların bir-ikisinde babam, yerden kazanmak için herhalde, küçük geçici konaklama kafesleri tedarik etti ancak devamını getirmedi. Çünkü kuşlar mutsuz oldular. Ayrıca duruma göre tepenize ya da yarı açık bagaj kapağının önüne -bir şekilde- kondurulmuş bisiklet gibi şeyler de varsa arka koltuktaki kafesler küçük ayrıntılar olarak kalabiliyor.

Çocuklu tatilciler çok iyi bilirler ki iki küçük çocuğun yazlıkları dağları aşar. Bunları bir yere sığdırmak büyük derttir. Tıkıldıkları yerlerden maharetle taşarlar, sarkarlar, kaçarlar. Bu yüzden de çantalar, bavullar, torbalar çoğalır da çoğalır. Ama ben bu duruma çok zeki bir çözüm bulmuştum: Sarı bavul!

Hangi ortama girerse girsin Tokyo Skytree gibi dimdik yükselen bu bavula, onu aldığım günden itibaren, tanesini dışarıda bırakmadan tüm yazlıkları doldurdum, hani gayret etsem çocukları da koyabilirdim belki. Ta ki… Babamın; yıllarca bavulu her gördüğünde yüzünde beliren çarpık gülümsemenin sebebini anlayana kadar.

O yazın yola çıkış manzarasını anlatıyorum: Bahçedeyiz. Her nasılsa uğurlamada ben de varım. Güneşin yeni yeni ılıttığı bir meltem dolaşıyor etrafta. Dalgalandırdığı yaprakların şenlikli hışırtısı kolayca bastırıyor az ötedeki cadde trafiğinin huzursuz sesini. Yarı pastoral bu görüntünün odağında ise dört kapısı ardına, bagaj kapağı tepesine kadar açık eski model bir araba duruyor. Bizim apartmanın önüne çekili vaziyette yükünü tutmayı bekliyor.

Kendimden pek memnunum. Zira çocukların tüm eşyalarını, kıyafetler, ayakkabılar, terlikler, havlular, mayolar, çamaşırlar hatta oyuncaklar dahil tek bavula sığdırdım. Fakat her nedense beklediğim takdiri göremiyorum babamdan. Yeşil elâ gözlerinde şimşekler çakıyor. Dudaklarının kenarından sarkan bıyıklarının sivri uçları titreşiyor hafiften.

Meselenin ne olduğunu anlamış annem bilgece geri çekilmiş, ikimizi izliyor. Neticede gözlerini şöyle bir kısıyor, kelime etmeden eğiliyor ve ayaklarının dibinde yine dimdik bir kule gibi yükselen sarı bavulu yükleniyor babam. Ne zamanki arabanın arkasına geçiyoruz, işte o an aydınlanıyorum ben! O devasa bagaj için bile çok büyük bizim sarı bavul.

Bütün eşyaların ardı ardına boşalıp boşalıp yerleşmelerini sessizce izlerken böyle bir valiz yerine makul büyüklükte birkaç çantanın daha iyi olacağı kanaatine varıyorum ancak çok geç. Bu arada bu tür seyahatlere alışık oğlumla kızım arka koltuğa geçiyorlar çabucak.

Nihayet arka kaput isyankâr bir gürültüyle kapanıyor. Şoför, mahalline geçerek kontağı çeviriyor. Ona mı motora mı ait olduğu belirsiz bir homurtuyla sarsılıyor eski araba ve neredeyse asfalta yapışmış biçimde ileri atılıyor. Bana da nicedir ciğerlerime hapsettiğim soluğumu serbest bırakarak arkalarından su dökmek kalıyor.

Tahmin edeceğiniz üzere; sarı bavul bir daha yazlığa gitmedi ve kanatları susan kuşlarımızla beraber hoş sohbetlerimizin hoş bir anısı olarak kaldı.

İşin gerçeği her yaz en az bir iki kez aklıma düşer kuşlar ve Sarı bavul. Şu sıcak yaz günü, pek çok şeyin bizi üzdüğü, hırpaladığı, hayal kırıklığına uğrattığı bir dönemde, dilerim; size de tebessüm ettirmiş olsunlar.

Son söz; bavullarınızı boşaltın, gereksiz yüklerden özgürleştirin ve kuşlarınıza da iyi bakın.

 

Özlem Pekcan

Yazar

Benzer yazılar

3 Yorum

  1. Mazhar

    Ne güzel anlatmışsın, tekrar yaşarcasına o günleri hatırladım o güzel günleri.
    Efsaneydi o arabalar, merhum hem ayrı bir keyifli duyar, hem de fokurdardı tabir yerindeyse o arabaların bazısında. O emektarları her yaz o muhteşem yer değerlendirmeleri ile adeta kamyonet dolusu eşyayı yerleştirir, üstüne üstlük kuşları, caanım merhum dayı beyi, anneciğini ve torunlarını da gayet konforlu oturturdu ve adeta uçarak vardırırıdı menzillerine. Ruhu şad olsun, güzel anılar biriktirdik çok şükür.
    Kalemine kuvvet, gönlüne ferahlık, dimağına berraklık, okuyanın çok olsun.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir