Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Parkta bir bankta oturuyorum.

Kuşlar havada süzülerek parkta oyun oynayan çocukların sağına soluna konuyorlar.

Çocuklar topun peşinde koşmadan önce hangi taraf kale olacak topa ilk kim vuracak onu tartışıyorlar.

Çok ciddiler…Kurallar önemli.

Biri topa havaya doğru bir tekme savuruyor ve oyun başlıyor

Onlar topun arkasında koşma telaşındayken hayat yanlarından akıp geçiyor, sıkışan trafikten gelen korna sesleri market torbalarını yüklenmiş kafasında bin bir düşünce evlerinin yolunu tutanlar…Sırt çantasın yüklenmiş elinde gitar okuldan kursa yetişenler, durakta arkadaşını bekleyenler, metroya el ele koşanlar…

Hayat tüm hızıyla devam ediyor…Parktaki çocuklar ise kırmızı yuvarlağın peşinden koşuyorlar…

“Hepimiz için de böyle değil mi?” diye düşünüyorum. Bazen varoluşumuzla iletişimimiz o anda kovaladığımız kırmızı yuvarlak bir top kadar.  O top bizim için neyi simgeliyorsa o topu kaleye gönderme peşindeyiz.

Amaçlarımız.

Varılacak Hedeflerimiz.

Hayatla kurduğumuz ilişki şeklini düşünüyorum; kazanmayı kaybetmeyi, birlikteliği ve ayrılığı

Biz de çocuklar gibi yaşadığımız oyunun heyecanına kaptırıp gidiyoruz hayatın içinde

Hangisi sahici? Hepsi birer süreç değil mi? Kuşlar gibi konup havalanıyorlar oyun sahamıza ve hayat akıp gidiyor…

Kanat sesleri beni düşüncelerimden ayırıp kendime getiriyor.

Peki ya kaybetmek diye bir şey yoksa geriye ne kalır top oyunundan?…

Kuşlar havalanıyor kalbimden

Hafifliyorum!

Sadece var olduğumun farkına varıyorum…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir