Fal mı? Yaratım mı?

Toplumlarda hiçbir şey, bu kadar popüler olamaz; ‘Fal’ kadar güncel kalmayı başaramaz. Binlerce yıldır süregelen, devir değişse de, her ne hikmetse ona tesir etmeyen, krallar, devletler gelir geçer, ama kendisi hep kalan bir fenomen: Fal, fal, fal…

Hiç abartı olmaz, neredeyse insanlık tarihi kadar eski, varoluşun tan vaktinde insanla beraber doğdu. Yerküre’nin iniş çıkışlı uygarlık döngülerinde, bir yerlerde, bir köşede, bazen gün gibi ortada hep vardı; kimi zaman gizlendi, çok az da salına salına boy gösterdi, ünlendi. Değişik kültürlerde ismi değişti, çeşitlendi, tüm dünyada günümüze kadar ulaştı, fal ve falcısı bir anıldı, bütünleşti.

Şimdi, bu ‘fal’ fenomenini biraz irdeleyelim:

Geleceği görme, geçmişi bilme amacıyla kullanıldığı sanılan fal, bir bakıma aslında terapi yöntemidir ve ‘falcı’sının gücü etkisinde, deyim yerindeyse kimi zaman iyileştirici bir sihirli değneğe, ara sıra da bir kabus silahına dönüşebilir olduğunu kaç kişi biliyor, emin değilim…

Bizzat Ezoterik Tarot uzmanı olarak, burada bir parantez açıp, Tarot’un sembolik bir psikanaliz metodu olduğunu belirtmek isterim. Daha sonraki bir yazımda Tarot’tan detaylıca bahsetmeyi düşünüyorum. Şu an bu parantezi kapatıp, ‘fal’ bir kehanet aracı mıdır, ona dönelim…

Bayanlar, baylar sıkı durun ve derin nefes alın:
“Hayır, fal bilmez; ‘falcı’ yaratır!”

Eskilerin ‘gayb’ dedikleri, ‘gelecek’ten haber verme, olmayan, daha oluşmamış bir durumun görülmesinin mümkün olmadığı aslında bazı bilinen kutsal metinlerde de belirtilmiştir, satır aralarını dikkatle takip etmemiz ve bilgi edinmeye hevesli olmamız yeterlidir.

Eee peki, falcı nasıl ‘biliyor?’
‘Hastalanacaksın, dedi, öyle de oldu.’
‘Sınavı kazanacaksın, dedi, kazandım gerçekten.’
‘Ayrılacaksınız, dedi, ayrıldık işte!’
‘Yeni bir aşk, dedi, kavuştuk çok şükür!’

Örnekler uzar gider… ‘Bildi’ dediğimiz yer… İşte burası hassas nokta: Çünkü ‘bilmiyor’, ‘yaratıyor!’ ‘Bilen’ yok, ‘Yaratan’ var!

İlahi Özün, insan varlığına akıttığı, esirgemeden paylaştığı, daha bir çok vasfı gibi ‘yaratım’ gücü, tıpkı fal diye adlandırılıp, insanın bir bakıma sığındığı limana dönüşmüştür.

Psişik dediğimiz ruhsal yeteneklerin, bilinçli ya da farkında olmadan geliştiği kişilerde, yaratım güçlerini, fal dediğimiz fenomen aracılığıyla kullanarak ve niyetine de bağlı olarak, bir sonraki herhangi bir an’ı, bir nevi ön koşullarıyla hazır edip, kuantum alanında yerleştirmek suretiyle karşıdaki kişinin bir anlamda, hatta bazen bütün anlamda, geleceğine ‘el atmış’ olabiliyorlar. Ve diğer taraftan, fal bakıldığını sanan kişi, bilinçaltı kodlamalarıyla bir bakıma bu hazırlanmış sahnenin yerleşim planına doğru, farkında olmadan emin adımlarla ilerliyor, sonunda da ‘falcı nasıl da bildi’ oluyor, şaşkınlık ve hayranlıkla başkalarına da tavsiye ederek…

İşte birçok kişi, ‘yaratım’ olgusunu aklına bile getirmeden her başı sıkıştığında, niyetinden ve enerjisinden emin olmadığı, gerekte görmediği ‘falcı’lara koşuyor, kimi müptelası oluyor, kimi de meraktan, ölesiye meraktan, kapılarını aşındırıyor.

Bütün bu yazdıklarımdan sonra bazısı hayal kırıklığı ve belki de kızgınlıkla beni okuyanlara şunu söylemek istiyorum;

Siz, siz olun; bilgisinden, entelektüel tecrübesinden emin olmadığınız kişilerin eline geleceğinizi teslim etmeden önce bir kez daha düşünün…

En iyisi; ‘Kendiniz Yaratın!’…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir