Ben, Ego ve Zihin

Günümüzün en büyük çelişkisidir ego ve zihin kavramları. İnsanların büyük bir çoğunluğu egoyu zihin ile eşleştirmekte ve zihni ego sanmakta. Oysa zihin insan varlığı içinde bir veri depolama alanı gibidir. Sadece bilgiyi tutar ve sizin sorguladığınız konularda size geri dönüş sağlar. Zihin bir müddet sonra öyle büyür ki siz onu kendiniz sanmaya başlarsınız, çünkü zihin sürekli konuşur, değerlendirmeler yapar, yargılar, fikirler üretir, geçmişi şimdiye taşır, hızlı kararlar alır, yanlış yapar, hataları örtbas eder, yalan söyler, gördüğünü sandığı şeyi kendi algısına göre yorumlar. Zihin bir tür veri işleme ve yorumlama merkezidir içimizde.

Peki, ego nedir bu durumda? Ego, insanın kendisini ben sandığı durumdur. Yani; güzelim, çirkinim, uzun boyluyum, kısa boyluyum, doktorum, öğretmenim, okumuşum, okumamışım, büyüğüm, küçüğüm, zenginim, bilgiliyim, en büyüğüm, en iyiyim, muhteşemim, akıllıyım, zekiyim, muhteşem bir vücuda sahibim, gözlerim çok güzel, kendimi çok beğeniyorum vb. uzar gider liste. Egonun içinde zihin yoktur. Ego tek başına bir gerçekliktir ve insanın özünde BEN olandan öte kendini ben sanan bir gerçekliktir üstelik. Kısacası, ego insanın kendisi olarak gördüğü ve sandığı şeydir. İnsanın gölgesidir, insanın yansımasıdır, görüntüsüne yüklediği manasıdır ego. Fakat hiçbir zaman kişinin kendisi değildir sadece sandığı kişidir.

Ben, Ego ve Zihin

Zihin sadece konuşur, kurgular, yol çizmeye çalışır, kişinin iç sesini bastırır ve sezgilerini kilitler. Çünkü yaşadığını sandığı deneyimler sonrası kendi içinde oluşturduğu kayıtlar ile, bunları; tehlikeli, işe yaramaz, korkulacak yaşanmışlar olarak görür ya da tam tersi; güzel, mutlu, hemen dahil olunması gereken, muhteşem deneyimler olarak yorumlar. Fakat bütün bunları yaparken, kendi iç sistemine dahil ettiği bilgileri yorumlayarak yapar ve insana bunu gerçek diye yansıtır…

Ego ise zihinden farklı bir boyutta çalışır, o kendisi olduğunu sandığı kişi ile dış dünyada karşılaştığı kişileri karşılaştırarak, olumlu ya da olumsuz olarak kendisini ya da diğer insanları yargılar. Kimi zaman kendisini tüm insanların padişahı sanır, kimi zamanda tüm insanlardan en aşağı görür içine kapanır ve dünyaya nefret kusar. Ego, benlik üzerinde bir kıyafettir sadece ve benlik egonun göründüğü gibi görünür her zaman. İnsanın arayışta olduğu ve ikiyi birlemek manasına gelen bütünleşme düşüncesi, egonun ve benliğin bir araya gelmesinden başka bir şey değildir. Zihin ise burada kendi gücünü kaybetmemek için, ego ile ben arasında sürekli tezahürat yaparak, her ikisinin de kendi gerçekliğinde kaybolmasını sağlar. Egonun ben olana ulaşması için geçtiği yolların her yanında zihin dikenli bir tel örmüştür. Ve ben olan egodan kurtulmaya çalıştıkça bu dikenler ellerine, bedenine batar ve acır ve tekrar egosuna döner orada kalır. Bir müddet sonra bütün bedeni, beni ve egoyu susturan zihin ise, insan varoluşunun efendisi olur çıkar ve insanlar, zihni tüm gerçekliği olarak görüp onun önünde hizaya gelir. Ondan kurtulmaya çalışır, onu yok etmeye çalışır, onu kötülemeye çalışır, zihnin oyun oynadığı bilir yine de ona kanmak ister her seferinde ve tekrar tekrar yok olur.

Zihin; geçmiş, gelecek ve şu an ile bağlantılıdır ve sürekli olarak ileri ve geri sarar. Ego ise tüm varoluşu boyunca insan ile birliktedir. Egonun fazlası ise kibre döner ve kibirli haller ile zihnin varoluşunu birbirine karıştıran insan bu ikilemin içinde kaybolup durur. Egonun düşük olması da yüksek olması da aynıdır aslında. Egosunu yok saymak da insanı hasta eder. Özeti şu; insanın boyu 1.70 ise egosu da 1.70 olmalıdır. Kişinin kendisini olduğu gibi salt BEN olarak kabul etmesi ve sadece orada kalması, bilinç seviyesinde bir ego değil kendisini onurlandırmasıdır. 1.70’ten uzun görünmek ya da kısa olmaya çalışmak hem kibir hem de benliğin silinmeye ve yok edilmeye çalışılmasından öte bir hal değildir.

Kibir, Ben’liğin Yok Oluşudur.

Kibir denen şey, egonun dile gelmiş ve açığa çıkmış halidir. O da ciddi bir özgüven probleminin altından çıkan bir karakter bozukluğunun sebebidir ve kişinin kendisini ilahlaştırmasına sebep olur. Bizler uç kibirsel eylemleri ve dip kişilik bozulmalarını ego ile eşleştirerek kendimize eziyet çektiriyoruz. Ego, varlığınız kadar sizinle olmalı, Benliğiniz kadar siz olmalı. Daha fazlası ve daha azı değil. Zihin dediğimiz şey egoyu besleyen bilgiler ve yaşanmışlıklar ürettiğinde benliğin bilgeliği ile onu durdurmak yerine izleyip, yorum yapmadan bakmak ve geçip gitmesine izin vermek gerekiyor. Nihayetinde, zihin insanın tüm hallerini tanımlayan bilgileri içerdiğinden her halin gerçek görünmesi içinde gördüğü şeyi çarpıtarak gerçek bir oyunmuş gibi sahneye yansıtıyor.

Zihnin fırtınasına kapılan her varlığın, zihni söküp atması mümkün değil. Fakat onu izleyerek, yaptığı şeyi anlamaya çalışması ve kendi varlığı içinde daha pasif hale getirerek, bilincini ve benliğini öne çıkartması gerekiyor. Bunu yapmanın yolu da

  • Kendini olduğu gibi kabul etmek
  • Tüm varlığını onurlandırıp sevgiyle dönüştürmek
  • Zihnini izlemek ve yorum yapmadan geçip gitmesine izin vermek
  • An’da kalmak için zihne ihtiyacınız yok, zihne sorduğunuz her soru sizi andan uzaklaştırır
  • Kendi hayatınız ile ilgili doğru sorular sorun, doğru sorularda zihin ile bilinç ile sorulur, illa bir cevap arıyorsanız ve içinizden bununla ilgili net bir yanıt gelmiyorsa, sezgilerinizi açık tutun, mutlaka bir reklam panosunda, bir sohbetin içinde, bir kitabın satırlarında karşınıza çıkacaktır.
  • Egosunu, varlığı ölçüsünde besleyip benliğin açığa çıkmasını sağlamak
  • BEN’liğin bütün bunlardan ayrı olmadığını, içinde sökülüp atılacak bir şey olmadığını fark edip gülümsemek ve tanık olmaktan geçiyor.

Varlığınızı onurlandıran her yaşanmışlığı sevgi ile kabul edip, yolunuzda aşk ile ilerlemeniz temennisiyle…

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir